Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Metlerin dairesinden sonra dönerek çıkan merdivenlerden ikinci kata yani ev sahibinin dairesine ulaşılıyordu. Ev sahibi her ne kadar çocuğun bodruma pencereden girdiğini iddia etse de Met emin değildi. Torunları sık sık ziyarete geliyorlar eve sürekli girip çıkıyorlardı. Kasaba güvenilir bir yerdi ve kimse kapısının kilitli olduğuna emin olmak zorunda değildi. Şimdi de hâlâ olup olmadığını merak etti. Şundan da emindi ki çocuğun oraya ilk girişi değildi. Kendi istemese de başka odaların da kapıları aralanıyordu. Eşi ile Savcı ve eşinin kasabada açtığı avukatlık bürosunda karşılaşmıştı. Savcı'nın eşi ile aynı fakülteden mezundu hatta ev arkadaşıydı. Orada biraz muhabbet etmişlerdi. Daha sonra da sık sık arkadaşlarını ziyarete gelen avukat hanımla karşılaştıkça da muhabbetleri ilerlemişti. Birbirlerinden etkilenmişlerdi. Daha sonra bu sık karşılaşmalarda birilerinin de etkisi olduğunu anlamışlardı. Her şey zamanla gelişmişti. Met duygusal biri değildi. Âşık olup olmadığını bilmiyordu ama onunla mutlu olduğunu biliyordu. Yanlış bir evlilik yapmamıştı ama yanlış zamanda evlenmişti. Belki şu an olsa her şey farklı olabilirdi. Uzun boylu, kumral, koyu kahverengi gözlü, oldukça da alımlı bir bayandı. Eşinde Met'i en çok etkileyen sakin tavrı ve bu tavrın sesine yansımasıydı. Çok yumuşak bir tonda konuşuyordu. O konuştukça karşıdaki kişi hiç susmasın isterdi. Saatlerce muhabbet edip sıkılmayacağınız türdendi. Burada çok uzun süre kalmayı düşünmüyorlardı. Çünkü eşi batıdan gelmişti. Oldukça nüfuzlu ve zengin bir ailenin tek kızıydı. Kendisinden başka bir de erkek kardeşi vardı. Ailesi Metle olan evliliğine çok sıcak bakmamışlardı.
Kayınpederi bunu Met'e hep hissettirmişti. Met'e karşı oldukça resmî ve soğuk davranıyordu. Uzakta oldukları için çok sık karşılaşmayacaklarına Met şükrediyordu.
İkizlerin olayından bir yıl sonra evlenmişlerdi. Savcı'nın yokluğunda eşi ile teselli bulmuştu. İlk yıldan sonra kasabadan ayrılmadan çocuklarının olmasına karar vermişlerdi. Met'in annesine de yakın oldukları için daha rahat büyütebilirlerdi. Bir an önce de işe başlamak isteyen eşi en azından küçük çocuk sorumluluğunu atmış olacaktı. Ama işin aslı öyle değildi. Eşi kasabada mutlu değildi. Burası ona göre bir yer değildi ve kendine oyalanacak bir şeyler arıyordu. Hamileliğin ilk ayları zorlu geçmişti. Düşük tehlikesi ile karşı karşıya kalmışlardı. Met'in annesi bu zorlu süreçte hep yanlarında olmuştu. Eşi ile annesi de çok iyi anlaştıkları için hiçbir sorun yoktu. Met düşündükçe içinde değişik sızılar oluyordu.
O günden birkaç gece öncesi eşi geceleri bodrumda sesler duymuştu. Met'e söylemiş, Met her seferinde inip bakmış ama bir şey bulamamıştı. Fare olacağına karar verip kapanlar kurmuştu. O gece ise Met'e söylemeden kendisi inmeye karar vermişti.
Met nöbetten çıkmıştı ve uyumaya ihtiyacı vardı. Eşinin yataktan ayrıldığını hiç duymamıştı. Kendisine seslendiyse bile bunu bilemiyordu. Bodruma indiğinde ışığı yakmış karşısında ona bakan delikanlıyı görmüştü. Delikanlı onun üzerine gelmiş kaçmak isterken merdivenlerden düşmüştü. İşte o acı çığlığı Met düşündükçe bugün bile hâlâ aynı etkiyle duyabiliyordu. Ne zaman o çığlık kulaklarında çınlasa bir şeyleri kaybetmenin aslında sessizce olmadığını düşünüyordu.
Met ev kapısından çıkıp bina girişine geldiğinde onunla göz göze gelmişti. Peşinden gitmek istemiş ama fazla gidememişti.
Onu yakalayamayacağı için değil, eşinin yanına gitmesi gerektiği için bırakmıştı peşini. Çığlığın sesine ev sahibi de uyanmıştı fakat bodruma ilk inen Met olmuştu. Eşini merdivenlerin dibinde bağırırken görmüştü. Yanına gittiğinde eşi sırt üstü yatmış doğrulamıyor, nefes almakta zorlanıyordu. Yerdeki kanı Met sonradan fark etmişti. İlk önce çocuğun eşine zarar verdiğini sanmıştı ama sonra durumun farkına varmıştı. Ev sahibi hemen 112'yi aramış ambulans çağırmıştı. Ambulansla birlikte polis de olay yerine gelmişti.