Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Savcı hiç konuşmadan sadece konuşulanları dinliyordu. Müfettiş otopsinin verdiği rahatsızlığı üzerinden atmış rengi yerine gelmiş gibiydi. "M.A. çocuğun adının baş harfleri olabilir ya da katilin."
"Çocuğu öldüren onun akrabası olabilir ya da aile düşmanı. Yoksa tanımadığı biriyle çocuk gece yarısı neden gitsin ki? Aileyi bulabilirsek işimiz daha da kolaylaşacaktır," diyerek ilk potunu düzeltme çabasına giren komiser yardımcısı eksi ikinci puanını da almıştı.
"Ya da bir mesaj vermek istenmiş olabilir – ki eğer böyleyse mesajlar devam da edebilir. Ayrıca cesedi halka açık bir alana bırakması da cabası. Bunu meydan okuma olarak mı algılamalıyız yoksa oyun oynama mı, bilemedim" Herkes profil uzmanına doğru bakmaya başladı. Söylenenlerden bir analiz yaparak katil ya da katiller hakkında kendilerine bazı ip uçları vereceğini umuyorlardı anlaşılan. O zamana kadar varlığı hiç belli olmayan uzman herkesin kendisine baktığını görünce bir şeyler söylemesi gerektiğini anladı. "Bu konuda kesin bir şey söylemek ya da herhangi bir profil çıkarmak için erken. Sadece şunu söyleyebilirim ki katil ya da katiller saklanmak değil görünmek istiyor. Amaç size meydan okuma ya da sizinle oynamak olsaydı bunu daha sessiz hallederdi. Bir de çocuktaki morluklar var. Bunlar oldukça kafa karıştırıcı. Katilimizin amacı burada ortaya çıkacak. Bu morlukların katilimiz tarafından kaçırılmadan önce oluşmuş olması -ki ben öyle olduğuna inanıyorum– ya da uzun süredir katilimizin elinde olması durumu değiştirir."
Öncelik çocuğun kimliğinin tespitiydi. Yoksa her şey varsayımlarla kalacaktı ki bu hiçbir soruşturmada olmayacak bir şeydi. Sadece deliller konuşmalı ve deliller cevaplamalıydı. Savcının aklındakini söyleyen emniyet amiri sahalarda kendini göstermeye kararlıydı. Amir'e hitaben "Maktulü bulan bekçi 03.35'te orada devriye geziyordu değil mi? Bir önceki devriye gezen ekibi buldunuz mu? Saat kaçta oradan geçmişler, herhangi birini görmüşler mi?" diye sordu.
"Evet konuştuk. Saat 01.30'da geçmişler oradan ve maalesef hiçbir şey görmemişler. Dikkat çeken bir durum yokmuş."
Savcı "Acaba görmediler mi, göremediler mi?" diye düşündü.
Bilişim uzmanı çocuğun düzeltilmiş fotoğrafının sosyal medyadan yayınlanması ve tanıyanların 112'yi araması için gereken çalışmaların yapıldığını da anlattı. Fotoğraf hem medya üzerinden yayınlanacak hem otobüs durakları gibi halka açık alanlarda sergilenecekti.
Ayrıca okulların idare ve öğretmen gruplarında paylaşılacaktı. Okul koridorunda görülmesi durumunda diğer çocukların etkilenme olasılığı vardı ve bu iyi olmazdı. Toplantı boyunca düşünceli görünen Savcı "Hapishaneleri unutmayın," dedikten sonra ayağa kalkıp herkese teşekkür ederek toplantının bittiğini gösterdi.
Savcı odadan çıktığında herkes bir rahatlık hissetmişti. Bilişim uzmanı komiser yardımcısına bakıp "DNA analizi derken ciddi miydin?" diye sordu. Emniyet amirinin sert ve keskin bakışını görünce de ayağa kalkıp hızlıca odayı terk etti. Herkes toplantının formalite olduğunu düşünüyordu. Sonuçta Savcı bizzat olayın içinde bulunduysa aklındakiler de belliydi. Yalnız düşünceli hâli diğer olaylardan farklıydı. Amir, Savcı'nın içini kemiren bir şey olduğuna emindi ve bunun ne olduğunu öğrenmek için de sabırsızlanıyordu.
Merkezden ayrılan Savcı tekrar adliyeye dönüp odasına girdi ve girerken de rahatsız edilmek istemediğini söyledi. Koltuğuna oturup kapalı olan bilgisayar ekranına baktı. Ekrandaki görüntü onu rahatsız etti. Yaşarken ölümün yanından gelmek farklı bir duyguydu. Küçük çocuğun ölmeden önce olabilecek hayatını düşündü. Dışarıda gülerek eğlenerek koşuyor muydu acaba. Ya da bisikleti var mıydı, sürmeyi biliyor muydu? Neleri bırakıp gitmişti? Ondan bunları kim almıştı? Küçük bedendeki büyük morlukları düşündü. Vücutta kırıklar, morluklar. İçinde bir sızı oldu. Kendi çocukları da vardı. Onların küçüklüğünü düşündü. Sadece düştükleri zaman oluşan küçük morlukları olmuştu ve onun için bile bir sürü mızmızlanmışlardı. O çocuk büyük morluklara nasıl karşılık vermişti? Çocuğun acı dolu bir geçmişi vardı demek... "Geçmişi mi?" deyip küçümseyerek güldü. On yıllık bir hayatın ne kadar geçmişi olabilirdi. Geleceği de yoktu zaten.
Gözlerini bilgisayar ekranından ayırıp kendi ile sohbetini bitirdi. Kafasını arkaya doğru yasladı. Bir an önce eve gitmek istedi. Sanki tüm vücudu küçük bir bedenden arınanlarla doluydu.
Çekmecesinden birkaç dosya alıp imzalamaya başladı. Çıkmaya karar vermişken sekreteri kapıya vurup sonra içeri girdi.
"Savcım iyi misiniz?"
"Olmam gerektiği gibi diyelim. Ne oldu?"
"Sadece size bakmak için gelmiştim. Çay ya da kahve ister misiniz?"
"Hayır teşekkür ederim."
"Bu arada Belediye Başkanı sizi aradı. Sizinle görüşmek istiyormuş."
"Randevu verdin mi?"
Sekreter, Savcı'nın siyasileri ne kadar sevdiğini bilirdi. Gülümsedi; "Telefon aniden kesildi veremedim."
Savcı kendini tanıyanlarla çalışmayı seviyordu. Sekretere teşekkür etti. "Ben çıkıyorum sen de işini bitirdiysen çık artık," deyip montunu ve arabanın anahtarlarını alıp çıktı. Eve gitmeden önce gitmek istediği bir yer vardı.