"Karşı koymak! İnsan nasıl karşı koyabilir ki? Onlar herkesten güçlü, onlar dünyanın en güçlüleri." "Bu doğru değil. Dünya onlara izin verdiği sürece güçlüler. Tek bir birey herhangi bir kavramdan daha güçlüdür her zaman, fakat kendisine inanmalı, iradesine sahip çıkmalıdır. İnsan olduğunu ve insan kalmak istediğini unutmamalıdır, işte o zaman etrafını saran, beynini uyuşturan vatan, görev, kahramanlık gibi sözcükler, kan kokan, sıcak, canlı insan kanı kokan boş laflar olarak kalırlar.
Zor tutuyorum kendimi, yüreğimde koptu kopacak derin bir ah fırtınası... Yaşadığım onca acılara rağmen çekmedim hiçbir engele eyvallah. Hayatta en çok korktuğum muhtaçlık denen duyguyla tanışana kadar. Bundan sonra haramdır bana uykular, öldürür beni bu ayrılıklar.
İnsan ruhu için en kahredici ceza görmezden gelinmekmiş. Kişi, her türlü işkenceye dayanabilirmiş de, yok sayılmaya, varlığının öteki tarafından tasdik edilip onaylanmamasına katlanamazmış.
"Yarın farklıdır bugünden, Adı değişir hiç olmazsa, Kara bir suyu geçiyoruz şimdilerde, Basarak yosunlu taşlara. Sen bugünden yarına birazcık umut sakla." Metin Altıok
Bilge darbe alır ama aldığı o darbeleri bastırır, düzeltir ve durdurur, buna karşılık küçük olanları hissetmez, onları karşı o her zamanki, katı dayanma erdeminden yararlanmaz, aksine, onları ciddiye almaz ya da sadece gülünesi şeyler olarak görür.
“Günaydın, nasılsın bakayım. Bizde masayı hazırlıyorduk. Hadi bir şeyler yiyelim” dedi gülümseyerek.
“Günaydın kuzucuğum, Deniz Hanımla konuştuk. Ufaklık pek iyi değilmiş dün akşamdan beri. Aklım onda kaldı, ben hemen gideyim” dedim.
“Hadi ya, inşallah iyidir. İyi, gitmek istersen git, ama sende dinlen. Kendine de vakit ayır. Öyle ya da böyle bu kızın bir babası da var. İlgilenmeli onunla” dedi. Galiba Beren bana şaka yapıyordu. ‘Yok artık’ dercesine bir bakış attım.
“Sadece bir gece eve gitmedim diye bunlar olmuş, gerisini sen düşün. Senin Ateş amcanın babalığı bu kadar maalesef” dedim. Bazı gerçekler hiçbir zaman değişmeyecekti. Hak etmeyen hiçbir kadın veya erkek anne veya baba olmamalıydı.
İyi saatte olsunlara inanmam. Çünkü şimdiye kadar ne yüzlerini gördüm, ne de bir fenalıklarına uğradım. Çektiğimiz felaketler cinden periden değil en çok âdemoğlundandır.
Aşk bir kere yer edindi mi aşağı güzel bir lisan faar bir iyilik temiz bir ahlak göz alıcı bir fıtrat bağışlar. Aptalsa zihnini cilalar korkaksa cesaret verir cimrinin elini açar zalimin zorbalığını kırar kötü ahlakı giderir yalnız ha yar dostsuza dost olur çünkü aşk insandaki ağırlıkları izale eder kalabalıkları yontar ruha zerafet verir kalbin bulanıklığını temizler kişiliğe asalet Katar şefkatli ve merhametlidir şerefli ve yücedir nefsi arındırır ahlakı güzelleştirir.
Kırk beşinci doğum günümün akşamında, tek başıma çalışma masamda otururken, insanın kendine sorabileceği en kalıplaşmış soruyu sordum; Nereye gitti hepsi?
Ali, 12 yaşında ve ortaokul öğrencisi. Ali, ödevlerini yaparken ve oyun oynarken genellikle kambur bir şekilde oturuyor ve ekranı çok yakından izliyor. Annesi, Ali'nin bu duruşundan endişeleniyor ve onu uyarıyor, ancak Ali bu uyarıları pek dikkate almıyor. Ali, zamanının çoğunu bilgisayar başında geçirdiği için, duruşuna hiç dikkat etmiyor ve ergonomik olmayan bir şekilde oturmaya alışmış durumda. Birkaç ay sonra, Ali'nin sırtında ve boynunda ağrılar başlamaya başlıyor. Ayrıca, gözleri de sık sık yoruluyor ve baş ağrıları oluyor. Annesi, Ali'yi doktora götürüyor. Doktor, Ali'ye yanlış duruş nedeniyle kas-iskelet sistemi sorunları yaşadığını söylüyor ve ona fizik tedavi öneriyor. Doktor, Ali'ye doğru duruş pozisyonlarını gösteriyor ve ona özel egzersizler veriyor. Ali, fizik tedaviye başladıktan sonra duruşuna daha fazla dikkat etmeye başlıyor. Annesinin yardımıyla çalışma masasını ve sandalyesini ergonomik ilkelere uygun hale getiriyor. Ekranı doğru mesafede ve yükseklikte kullanıyor, sık sık ara vererek geriniyor ve egzersiz yapıyor. Zamanla, Ali'nin ağrıları azalıyor ve duruşu düzeliyor. Ali, artık doğru duruşun önemini anlamış ve bu konuda daha bilinçli hale gelmiştir.
...Bu müzmin hastaların özelliklerini incelemeye başlayınca,kendi kişisel iradelerine set çekip,sürekli sadece dışarıdan yardım beklediklerini anladım.
Felsefe kitapları okumak için bir başlangıç noktası arıyordum. Felsefe ile ilgili güzel içeriklere sahip bir kanal sayesinde İlyada ve Odysseia destanlarının, felsefeye başlamak için ideal kitaplar olduğunu gördüm.
Antik Yunan, bu iki kitaptan da anlaşılacağı üzere hem dindar hem de ataerkil bir yapıya sahiptir. Birçok farklı amaçla şölen düzenlerler; evlilik ve ölüm törenleri, kendilerine has bir kültüre dayanmaktadır. Ayrıca Platon ve Sokrates gibi filozoflar da Homeros'un kitaplarına gönderme yapar. Bu sebeple hem Yunan mitolojisindeki tanrıları hem de diğer filozofları anlayabilmek için bu iki kitabın okunmasının gerekli olduğunu düşünüyorum.
İlyada kitabından farklı olarak bu iki kitapta Troya Savaşı'ndan sonrası yer alır. Özellikle Odysseus karakterinin birçok farklı mitolojik yaratık ve sorunla karşılaşmasını, karşısına çıkan problemleri keskin zekası sayesinde aşarak evine dönmeye çalışmasını işler. İsminin anlamı da zaten 'çileli' olup, başına gelenlerle tamamen uyumludur.
Biliyorsun şefkat bir lisandır ki sağır da duyabilir, kör de görebilir. Ve yine biliyorsun, şefkatsizlik öyle bir anlatımdır ki duyanları sağır, görenleri kör eder.
Beyin esas olarak herhangi birinin bize ne söylediğini değil, bizim o kişi üzerinden kendimize ne söylediğimizi duyarak şekilleniyor. Depresyon, erteleme, anksiyete gibi sorunlar, o kişilere değil bizim kendimize karşı sert iç sesimize karşı bir savunma biçimi.
“Her insan,kendisini artık görmediğimiz zaman yok olur,sonra bir daha göründüğünde ,yeni bir yaratıdır artık,bir öncekinden,belkide öncekilerin hepsinden farklıdır.”
Ger derse Fuzûlî ki güzellerde vefâ var Aldanma ki şair sözü elbette yalandır. (Eğer Fuzûlî güzellerde vefa var derse; inanma ki şair sözü elbette yalandır).
''Bana sorarsanız gerçek mutluluk yaz yağmuru gibi birdenbire boşanmaz insanın başına. Davranışımıza, çevremizdeki insanlarla ilişkilerimize her gün azar azar çeki düzen vererek eksiklerimizi tamamlarız. Yavaş yavaş biriken bir şeydir mutluluk.''