İnsan nasıl bazı kitapları çok severek okusa da, bir süre sonra neler olduğunu unutur ve o kitaptan sadece bir duygu kalırsa geriye, o günden de bana sadece bir duygu kaldı.
Betiğin konusu, adından da anlaşılacağı üzere Ortaçağda entelektüeller ve üniversitelerin oluşmaya başlamasıdır. Betikte Ortaçağ dönemindeki entelektüellerin yaşamı, bilim uğrunda katlandıkları cefalar ve üniversitelerin kuruluş sürecindeki zorluklar ayrıntılı olarak incelenmiş olup adeta okuru Ortaçağ havasına sokup entelektüel mücadeleye davet etmektedir.
Betikte birbirinden farklı konularda Ortaçağın bakış açısı ve bu bakış açısının zamanla değişim süreci başarılı bir biçimde irdelenmiştir.
Betiğin bence en dikkat çekici yeri, çevirmenler bölümünde geçen Cluny Tarikatı'nın meşhur başrahibi Pierre'nin Müslümanları askeri alanda değil de entelektüel alanda yenmek fikrini ortaya attığı bölümdür. Başrahip Pierre bu fikri doğrultusunda Kur'an-ı Kerim'in çevirisini yapmak için bir kurul oluşturması, Müslümanları yenmek için, "Onların öğretilerini çürütmek için bu öğretiyi tanımak gerekir' düşüncesiyle hareket etmesidir.
Betik, Ortaçağda biz Müslümanlara Hristiyanların bakış açısını göstermesi bakımından ayrıca bir önem arz etmektedir.
Adalet, bir gün gelir herkese lazım olucaktır. Adalet, mazluma yoksula haklı davasında dayanması gereken en önemli değerlerden biridir. Umut ise adaletin yerine getirilmesinde en önemli unsurdur. Umut olmadan yaşam olmaz. Gerçek yaşanmış hikayelere dayalı bu kitap, idam cezasına haksız yere çarptırılan insanların hakkını savunan bir avukatın yaşadıklarını içeriyor. Umudun adalet ile olan sıkı bağını ortaya açıkça koymaktadır. Hayatta karşılaşılan birçok çeldirciler sizin umudunuzu kırmaya düşüncelerinizi yıkmaya sebep olsa da hep umutlu olmak umutvar olmak yaşamın gayesi olmalıdır. Duygu yapısı ve düşünce içeriği ile çok yönlü bir kitap. ayrıca haksızlık, eşitsizlik, ırkçılık gibi olumsuzluklardan kaynaklı fikirlere karşı birşeyler yapmayı ve ölümden başka herşeyin çaresinin olduğunu, vicdanların ancak iyiyi doğruyu bularak ve inanışı gereğini yerine getirdiğinde huzur bulacağınızı belirten bir kitap...
Evvela eser için psikolojik roman desem değil, anı-roman desem değil, kişisel gelişim desem değil.😉 İçerisinde bolca kişisel gelişim mesajları bulunsa da okuyucuya tavsiye niteliği taşımamaktadır. Eser üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde mina isimli karakterimizin yaşadığı problemler ve yaşadığı sorunlardan bahsedilmektedir.ikinci bölümde ise; Mina'nın çöküş halinde karsilastigi Ma isimli kurtarıcı sahsiyetle tanışması ile beraber kendini toparlama sürecinden bahsetmektedir. Son bölümde ise Mina artık kendini gerçekleştirmiş bir karakterle karşımıza çıkmaktadır. Akıcı bir üslupla kaleme alınmış. Nev-i şahsına münhasır bir eser. Kesinlikle tavsiye ederim. Okuyan herkesin kendine pay çıkaracağı bölümler muhakkak olacaktır.
Zaman gerçekten geçer mi, yoksa sadece biz mi değişiriz?
Zamanın Gölgesinde: Efes, antik kentin taş sokaklarında başlayan ama insanın kendi vicdanına uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Efes yalnızca bir mekân değil; hafızası olan, geçmişi fısıldayan bir şehir gibi duruyor.
Bazen tarih, okunan bir bilgi değil; hissedilen bir yüzleşmedir.
Beş şehirin asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntüyle yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz.
Mark Twain’in İnsan Nedir? adlı eseri, insan doğasını sorgulayan felsefi bir diyalog şeklinde ilerler. Yazar, insanın özgür iradesi olup olmadığını, davranışlarının gerçekten bilinçli mi yoksa sadece çıkar temelli mi olduğunu tartışır. Twain, keskin zekâsı ve ironik üslubuyla insanın bencil, çıkarcı ama aynı zamanda meraklı ve çelişkili bir varlık olduğunu gösterir. Kitap, okuru hem düşündürür hem de kendi doğasıyla yüzleşmeye davet eder.