İncelemeler

add_boxPaylaş
mukremin kasapoglu
@mukreminkasapoglu
İnceleme
1s

Tommaso Campanella'ya ait olan bu eser Platon'un Ütopya adlı eserinden etkilenerek ele alınmıştır. Eser çeviri niteliği taşımaktadır. Selahattin Bağdatlı'nın çevirisini yaptığı bu eser akıcı ve kolay anlaşılır bir dile sahiptir. Eserde ideal devletin ve devlet düzeninin nasıl olması gerektiğine yönelik bilgiler bulunmaktadır. Ülkenin yönetimi Güneş adında bir rahip-Hükümdar tarafından gerçekleştirilmektedir. Ülke hükümdarının üç tane yardımcısı bulunmaktadır. bunlar ; Güç, bilgelik ve aşk. Her birisi belli zümreleri temsil etmektedir. Eseri okumadan önce Tommaso Campanella'nın hayatı üzerine kısa bir araştırma yapmanızın eserin anlaşılmasına yardımcı olacağı kanaatindeyim. Son dönemde toplumumuzda Astrolojiye olan ilginin artması ve gezegen hareketlerinin hayatımızı etkilediğine dair çeşitli algıların yayılması nedeniyle özellikle burç severlerin :) dikkatini çekeceğini düşündüğüm bir eserdir. Eser içerisinde Burç sever kardeşlerimizi destekler nitelikte bilgiler bulunmaktadır. Tavsiye edilir iyi okumalar.

Güneş Ülkesi
Tommaso Campanella - Say Yayınları - 2024
39
mukremin kasapoglu
@mukreminkasapoglu
İnceleme
1s
Stoa felsefesinin temsilcilerinden olan Seneca'nın öfke üzerine yazmış olduğu eser muhakkak okunması gerekn eserlerden biridir. Eserde öfkenin nitelikleri, kaynakları ve çaresi olmak üzere üç başlıktan oluşan bu eser açık, anlaşılır ve akıcı bir üslup ile Türkçe'ye çevirisi yapılmıştır. Başta öfke problemi yaşayan herkes olmak üzere özellikle hukuk alanında görevli olan veya olacak olan herkese okutulması gerekli olan bir eserdir.
Öfke Üzerine
Lucius Annaeus Seneca - Doğu Batı Yayınları - 2024
46
mukremin kasapoglu
@mukreminkasapoglu
İnceleme
1s
Aydınlanma felsefesinin başlamasına yol açan John Locke ve aydınlanma felsefesinin zirve noktası olarak kabul edilen David Hume'un karşılaştırılması üzerine yazılmış bir eserdir. Eserde aydınlanma felsefesinin temsilcilerinin din anlayışlarına kapsamlıca yer verilmiş yer yer bu düşüncelere dair başka filozoflarında görüşleri aktarılmıştır. Her ele alınan konunun sonunda filozofların düşünceleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Eser akademik bir dille ele alınmasına rağmen okuyucuyu boğmayan, okunmasından lezzet alınan bir eserdir. Eser üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde John Locke'nın bilgi kuramı ve din anlayışı üzerine, ikinci bölümünde ise David Hume'un bilgi kuramı ve din anlayışı üzerine ve üçüncü bölümde ise her iki filozofun anlayışlarının karşılaştırılması üzerine çalışma yapılmıştır.

John Locke ve David Hume
Habib Şener - Ötüken Neşriyat - 2014
48
mukremin kasapoglu
@mukreminkasapoglu
İnceleme
1s
Hay bin Yakzan kitabı; M. Şerafettin Yaltkaya – Babanzade Reşid tarafından Türkçeye çevrilmiş. 1. Basımı Haziran,1996 yılında gerçekleşmiştir. İncelediğimiz eser ise 39. Basımdır. Eser içerisinde alegorik öykü olarak adlandırılan İbn Sina ve İbn Tufeyl’ e ait olan “Hay bin Yakzan’’ isimli öykü bir arada bulunmaktadır. Eserde öyküler ayrı ayrı ele alınmıştır. İbn Sina’ya ait olan Hay bin Yakzan öyküsüne başlamadan önce M. Şerafettin Yaltkaya’nın 21 sayfalık bir giriş metni bizi karşılamaktadır. Eseri anlayabilmek için orta çağ filozoflarının evrenin oluşumu gibi bazı temel meselelerine hakimiyet gerektirmektedir. İşte bu noktada bu giriş metni hem bize ışık tutmakta hem de İbn Sina’nın bu eserine ayrı bir zenginlik katmaktadır.
Kitabın ikinci bölümünde ise İbn Tufeyl’e ait olan Hay bin Yakzan öyküsüne yer verilmiştir. Bu bölümde N. Ahmet Özalp’ın 11 sayfalık giriş bölümü bizi Hay bin Yakzan öyküsüne hazırlamaktadır.
M. Şerafettin Yaltkaya eserin giriş bölümünde, Huneyn bin İshak’ın Yunancadan Arapçaya çevrilmiş olan Salaman ve Absal isimli alegorik öyküsüne ve Batlamyus kuramına yer vermiştir. Şerafettin Yaltkaya’nın giriş kısmında bu öyküye ve Batlamyus kuramına yer vermesi aslında eserin ele alınış amacını ortaya koymaktadır.
İbn Sina, İslam felsefesinde meşşai ekolünün zirve noktası olarak kabul edilmektedir. Meşşai ekolü ise Antik Yunan ve Helenistik dönemden etkilenmiş onu İslam dairesi içerisine alma gayreti içine girmiştir. İbni Sina, Batlamyus kuramı ve Salaman ve Absal öykülerini birleştirerek meşşai düşünce sistemini işlediği kusursuz bir eser meydana getirmiştir.

İbn Sina öyküye başlarken; [Kardeşlerim Hay bin Yakzan öyküsünü yazmam konusundaki ısrarlarınız sonunda direncimi yendi…] ifadesini kullanmaktadır.
Bu ifade bizlere İbn Sina öncesinde de sembolik dil ile yazılan öykülerin olduğunu göstermektedir. İbn Sina, öyküsünde karşılaştığı ihtiyar adama hayran olmuş ve onunla tanışmak istediğini belirtmiştir. Adı Hay bin Yakzan olan bu ihtiyar adam İbn Sina’nın sorularına cevap vermiş. Ona, varlığın hakikatini Batlamyus’un kuramından yola çıkarak sembolik bir dil ile anlatmıştır.

İbn Tufeyl’e ait olan Hay bin Yakzan isimli öyküde ise ıssız bir adada, bir ceylan tarafından emzirilerek büyütülen bir bebeğin varoluşunu ve hayatını anlamlandırma çabası içerisinde Rabbini buluşu anlatılmaktadır. Hay bin Yakzan bu hikâyede varoluşun sırrına erdikten sonra Rabbi ile baş başa kalmanın yöntemlerini, nefsin arındırılma yöntemlerini okuyucuya sunmuş, O’nunla başbaşa kalmanın verdiği zevki aktarmaya çalışmıştır.

İbn Tufeyl, meşşai ekolünden etkilenmiş, işraki bir filozoftur. O bu eserinde Batlamyus kuramından ve sudur teorisinden faydalanmış İbn Sina ile aynı metodu kullanmıştır. İbn Tufeyl’in İbn Sina’dan bu eserde ayrıldığı nokta ise tasavvuf olmuştur. İbn Tufeyl, öyküsünde felsefi düşüncenin yanına tasavvufi düşünceleri de mezcetmiştir.

Her iki eserde de sembolik dil kullanılmasının birkaç nedeninden söz etmek gerekmektedir. İbn Sina ve İbn Tufeyl, düşüncelerinin herkes tarafından bilinmesini istememektedir. Zira bu iki öyküde de ehil olmayan bir kişi, varlığın oluş-bozuluş, ilk neden argümanı gibi felsefi meseleleri anlamayıp fasıklık ya da zındıklık konumuna düşebilir. Yine aynı şekilde İbn Sina ve İbn Tufeyl gibi iki büyük alimin, insanlar tarafından kendilerinin zındıklık veya mülhidlik ile itham edilme endişesi de kendilerini alegorik bir dil kullanmaya zorladığı kanaatini taşımaktayım. Zira ilk dönem muhaddisleri de benzer endişelerden dolayı hadis metinlerini yakmışlardır. Bir diğer neden ise, sembolik ifade ile anlatılmak istenen düşünce daha kısa ve daha kolay ifade edildiği için uzun uzun meselelere izahta bulunmayı ortadan kaldırmaktadır. Bu da müelliflerin işini bir nebze olsun kolaylaştırmaktadır.

İslam düşünce tarihini etkileyen bu iki eser yalnızca ve sadece İslam düşüncesini etkilemekle kalmamış; fakat aynı zamanda Avrupa’da da aynı alegorik tarzda yazılan birçok öyküye de ilham kaynağı olmuştur. Francis Bacon’un Yeni Atlantis adlı eseri, Rousseau’nun Emile adlı eseri, Daniel Defoe’nun Robinson Crusoe adlı eserleri bunlara örnek verilebilir.

Hay bin Yakzan isimli bu eser İslam felsefesinin geçmişte geldiği noktayı okurlarına yansıtma noktasında muhteşem bir örnek olarak karşımızda durmaktadır. Eser İbn Sina ve İbn Tufeyl’e ait olan bu iki hikâyeyi bir araya getirerek hem filozofları tanımamızı sağlamış ve hem de filozofların eserlerine taşıdıkları felsefi, siyasi, kültürel farklılıkların eserlerin içeriğine nasıl nüfuz ettiğini bize göstermiştir. Eserin çevirisini yapan M. Şerafettin Yaltkaya ve eseri hazırlayan N.Ahmet Özalp hocalarımızın giriş bölümlerinde yapmış oldukları açıklamalar ise bu iki güzel esere ayrı bir lezzet katmıştır. Eserin başka yayınevlerinden basımıda mevcuttur. Ancak Yapı Kredi Yayınları bu eserde dipnot ve açıklamaları diğerlerinin aksine hemen sayfanın alt kısmında vermiştir bu da eseri okurken dipnot ve açıklamalardan kolayca faydalanmanızı sağlamaktadır. Diğer yayınevi basımlarında dip notlar ve açıklamalar son sayfalara konulmuş okurken sayfa değiştirip faydalanmakta zorluk çıkartmaktadır dikkate almanızda fayda vardır.
Hay Bin Yakzan
İbn Tufeyl - Yapı Kredi Yayınları - 2024
58
MeryemBörekçiKoto
#Felsefe - @meryemborekcikoto
İnceleme
13s
Bence her Ramazan ayı öncesi açıp tekrar tekrar okunmalı. Yanlış anlaşılmasın bir ilmihal değildir kitap Ramazan ayı ile ilgili yazarın farklı yerlerde yer alan yzılarının derlenmiş halidir. Ama oruç ile ilgili sizleri tebessüm ettirecek durup düşündürecek ama yormayacak ve her okunduğu yıl başka bir satırın altı çizilecek bir kitaptır.
Samanyolunda Ziyafet
Sezai Karakoç - Diriliş Yayınları - 2024
108
MeryemBörekçiKoto
#hikaye - @meryemborekcikoto
İnceleme
13s
Yazarın kalemini beğenirim, sadece hikayeyi anlatmaz bir yandanda sizinle konuşur durup bir bakar mısın bana mı dediniz diye:) kafa yormadan çayınızı yudumlarken tatilde okunacak tatlı bir kitap.
Not:Başkanın Adamları devamı değildir. Sadece yazar yeni karakter oluşturmadan başka bir hikaye yazmıştır.
Tufandan Önce
Mustafa Kutlu - Dergah Yayınları - 2014
110
MeryemBörekçiKoto
#hikaye - @meryemborekcikoto
İnceleme
13s
kitaba başladığımda önsözde karakterlerin Tufandan Önceden olduğu yazıyordu bende kitabı bıraktım TÖ’yi okudum ardından BA’na başladım. Karakterler aynı yazınca ben devamıdır diye düşündüm ama öyle değilmiş bir kede kitabın 1/4’ü kopya ve hikayeler örtüşmüyor. TÖ’de başkan siyaseti bırakıp hacca gidiyor ama BA da görevinin başında esas kararkter o. TÖ de kaymakam Mehpare ile evlenil başka yere gidiyor ama BA da hala evli değiller ve görevinin başında. Yani yazar karakter ve kurgu ıluşturmamış sadece olayların seyrini değiştirmiş kitaplarda. Bir okuyucunun ilisinide okumasına gerek yom bence
Başkanın Adamları
Mustafa Kutlu - Dergah Yayınları - 2024
105
Tarihciyazarerdal
#Türk Tarihi - @tarihciyazarerdal
İnceleme
14s
KISA SORULARA ÖZLÜ CEVAPLAR
Tarihçi Yazar, Prof.Dr.İlber Ortaylı
"Türklerin Tarihi" serisinin ikinci kitabı olan bu eserde Marmara bölgesinde küçük bir beylik olan Osmanlı Beyliği'nin kısa zamanda bir cihan imparatorluğu haline gelmesinin ardında yatan nedenlerini ve İstanbul'un fethi sırasında gemilerin karadan yürütülmesinin esas rolünün ne olduğunu soru cevap şeklinde okuyuculara aktarıyor.
Özetle Kısa sorulara özlü cevaplarla Türklerin Tarihini öğrenmek isteyen okuyucular için başucu bir eser.
Türklerin Tarihi 2
Türklerin Tarihi 2
İlber Ortaylı - Kronik Kitap - 2022
248
Tarihciyazarerdal
#Tarih - @tarihciyazarerdal
İnceleme
16s
Ortaçağda Entelektüeller
Betiğin konusu, adından da anlaşılacağı üzere Ortaçağda entelektüeller ve üniversitelerin oluşmaya başlamasıdır. Betikte Ortaçağ dönemindeki entelektüellerin yaşamı, bilim uğrunda katlandıkları cefalar ve üniversitelerin kuruluş sürecindeki zorluklar ayrıntılı olarak incelenmiş olup adeta okuru Ortaçağ havasına sokup entelektüel mücadeleye davet etmektedir.

Betikte birbirinden farklı konularda Ortaçağın bakış açısı ve bu bakış açısının zamanla değişim süreci başarılı bir biçimde irdelenmiştir.

Betiğin bence en dikkat çekici yeri, çevirmenler bölümünde geçen Cluny Tarikatı'nın meşhur başrahibi Pierre'nin Müslümanları askeri alanda değil de entelektüel alanda yenmek fikrini ortaya attığı bölümdür. Başrahip Pierre bu fikri doğrultusunda Kur'an-ı Kerim'in çevirisini yapmak için bir kurul oluşturması, Müslümanları yenmek için, "Onların öğretilerini çürütmek için bu öğretiyi tanımak gerekir' düşüncesiyle hareket etmesidir.

Betik, Ortaçağda biz Müslümanlara Hristiyanların bakış açısını göstermesi bakımından ayrıca bir önem arz etmektedir.
Ortaçağda Entelektüeller
Jacques Le Goff - İş Bankası Kültür Yayınları - 2024
369
Ubeydullah Öz
@adamkarga
İnceleme
18s
Hayatımıza öyle ya da böyle etkisi olan birçok düşünce akımına dair en temelden detayına kadar tanımlama, örneklendirme, izah ve kıymetli yazarlardan alıntılarla hazırlanmış faydalı bir eser.
İzm’ler Ne Kadar Bizim?
Ayşe Aydoğdu - Vadi Yayınları - 2024
238
Tarihciyazarerdal
#Türk Tarihi - @tarihciyazarerdal
İnceleme
2g
Eski Türkler Nasıl Bir Hayat Yaşardı?
Prof. Dr. Erhan Aydın tarafından kaleme alınan ve "Eski Türklerde Gündelik Hayat" adını taşıyan bu betik, yedinci ve sekizinci yüzyılda Türklerin nasıl bir hayat yaşadıklarına ışık tutuyor. Eski Türklerde Sosyal Hayat, Ekonomik Hayat, Dini Hayat ve Gündelik Hayat ayrıntılarıyla birlikte anlatılmış ve konular geniş örneklerle desteklenmiştir. Ayrıca incelenen konunun Türklere ait çeşitli kitabelerde nasıl anlatıldığı da eklenerek okuyucuya geniş bilgiler verilmiştir.
Keyifli okumalar dilerim... Eski Türklerde Gündelik Hayat
Eski Türklerde Gündelik Hayat
Erhan Aydın - Kronik Kitap - 2022
248
Tarihciyazarerdal
#coğrafya - @tarihciyazarerdal
İnceleme
2g
Coğrafya Kaderdir.
Tim Marshall'ın, Prisoners of Geography yani Coğrafya Mahkumları adlı kitabı adeta "Coğrafya Kaderdir" Hipotezini doğrular nitelikte bir başyapıt. Yazarın yirmi beş yıllık muhabirlik tecrübesi ışığında kaleme aldığı bu kitapta coğrafyanın; siyaseti, uluslar arası ilişkileri, savaşları, barışları ve devlet başkanlarının politikalarını nasıl belirlediğini en çarpıcı örnekleriyle açıklamıştır. Coğrafyanın bazen yıkıcı bazen de yapıcı etkilerini gözler önüne seren bu kitapta genellikle gözardı edilen yeryüzü şekillerinin bazen bir ulusun kaderinde ne kadar önemli bir rol oynadığını göreceksiniz. Kısaca Coğrafya sadece Coğrafya değildir. Coğrafya Mahkumları
Coğrafya Mahkumları
Tim Marshall - Epsilon Yayınevi - 2020
259
Tarihciyazarerdal
#Tarih - @tarihciyazarerdal
İnceleme
3g
Yenisey'den Seyhun'a Türkler
"Kırgızlar, Türgişler, Karluklar ve Oğuzlar" gibi Türk Tarihinde önemli roller oynayan Türk Toplulukları üzerine Türk, Çin, Tibet ve İslam kaynakları ışığında Tarihçi Yazar Doç.Dr. Hayrettin İhsan Erkoç tarafından kaleme alınan bu eserde bahsi geçen Türk toplulukları hakkında en derli toplu bilgiler bulunmaktadır. Kolay ve anlaşılabilir bir üslupla kaleme alınmasından dolayı herkes tarafından rahatça okunabilir. Keyifli okumalar.
Yenisey’den Seyhun’a Türkler
Hayrettin ihsan Erkoç - Kronik Kitap - 2021
214
huriyeçap
@huriyecap
İnceleme
3g
O kadar lezzetli bir kitaptı ki şıp diye bitti.

Tuğba Coşkuner'in kalemini okuyanlar bilir; hayal kurduran, ilginç hikâyeler uyduran, karakterlere olmadık sorumluluklar yıkan ve bunu büyük bir ustalıkla yapan bir kahramandır.
Çocukları çok seven insanların, dünya üzerinde çoğalması için de bir iksiri var mıdır acaba?

İlhamını kaybedenlere, bulmak isteyip de tembellik yapıp bir köşeye çekilenlere, hatta bir ilhamı olduğunu bile bilmeyenlerin kalplerinde pencere açan bir hikâye bu. O pencere açılınca içinden kitaplar, kuşlar, kelebekler, kuzular, bebekler karşılıyor okuyucuyu. Yani benim penceremden bunlar ve daha fazlası çıktı. Kim bilir sen okuyunca senin pencerenden neler neler çıkar.

Yine çocuklar için yazılmış, yetişkinlerin gizli gizli okumak isteyeceği bir ço, ye, cuk, tiş, kin kitabı 😍

Demiş miydim; o kadar lezzetli bir kitaptı ki şıp diye bitti.
İlham Çobanı
Tuğba Coşkuner - Cezve Çocuk - 2024
2 924
Ubeydullah Öz
@adamkarga
İnceleme
3g
Hafızlık ve hafızlığa niyet etmek, bu yola çıkmak ancak bu kadar güzel hikâyeleştirilebilirdi. Öylesine özenerek okudum ki, hem yazan kaleme hem de yola çıkan Asım'a. Rabbim inşallah bana da böyle bir evlat nasip eder, dedim defalarca. 🌿
Asım’ın Yolu
Enes Celep - Tulu Kitap - 2023
880
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
6g
Sonsuzluk Kapanı
2026 -10. Kitap

Kitabın Adı : Sonsuzluk Kapanı
Yazarı : @mybak
Yayınevi : @oglakkitap
Türü : Polisiye Roman
Basım Yılı: 2025
Sayfa Sayısı: 198 Sayfa

Düşünceler: Şubat ayının ilk günü ayın ilk kitabını bitirdim. Arada değişik tarzda kitap okuyorum ki zihnim durağanlaşmasın ve canlı kalabilsin. Polisiye türdeki kitaplar bu iş için biçilmiş kaftan.

Daha önce polisiye hikayeler yazan @mybak ( hem de çalışma arkadaşım olur kendisi ) bu sefer polisiye bir roman ile karşımıza çıkıyor

Polisiye roman yazan kadın sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Ayrıca Başkomiser Asya karakteri ile de polisiye bir romanda ana karakteri kadın olan bir eser yazarak daha özgün bir eser oluşturmuş yazar. Son olarak polisiye roman deyince aklımıza hep cinayet gelir genellikle oysa ana karakter Başkomiser Asya Kayıp Sahışlar Büro Amirliğinde çalışıyor.

Roman bir kaç sıradan insanın hiç bir iz bırakmadan kayıp olmaları ile başlıyor. Başkomiser Asya ile yardımcısı Çetin onları ararken sokak köpekleri ile doktorlar da kaybolmaya başlıyor. Olay sıradan bir adli olayken büyüyor büyük bir çetenin organizasyonu halini alıyor.

İnsanların ölümsüzlüğü, yaşamın sonsuzluğu ile kayıp canlıların bağlantısı nedir ? Başkomiser Asya kendisine gitgide yaklaşan cendereden kurtulabilecek mi ? Heyecanlı bir maceraya girip bu soruların cevabını öğrenmeye çalışacak, sayfaları birbiri ardına çevirirken kayıpların akıbetini öğreneceksiniz.

Akıcı ,güzel nir eserdi. Sadece bir günde okuyup bitirdim. Farklı bir tarz ve tad arayanlara tavsiye ederim
Sonsuzluk Kapanı - Bir Başkomiser Asya Sağlam Polisiyesi
Selin Bak - Maceraperest Kitaplar - 2025
782
Rabia Arslan
@rabiarslan
İnceleme
9g
Sinan Akyüz’ün kaleme aldığı Şahika ve Feraye, iki farklı kadının hayatını ve yaşadıkları zorlukları anlatan etkileyici bir romandır. Kitap, özellikle kadınların toplum içinde maruz kaldığı baskıları ve haksızlıkları gözler önüne seriyor. Okurken bazı sahnelerde üzüldüm, bazı yerlerde ise karakterler adına sinirlendim. Bu da kitabın insana duygu geçirebildiğini gösteriyor.

Şahika ve Feraye karakterleri birbirinden farklı olsalar da kaderleri benzer noktalarda kesişiyor. İkisi de susmaları beklenen, ama içlerinde biriken duygularla hayatta kalmaya çalışan kadınlar. Yazar, bu karakterler üzerinden gerçek hayatta da sıkça karşılaşılan olayları anlatıyor. Bu yüzden kitap bana oldukça gerçekçi geldi.Eğer empati duygusunu alevlendirmek isteyen okurlarımız olursa,bu kitabı çok rahat önerebilirim.
Şahika Feraye
Sinan Akyüz - Alfa Yayınları - 2023
194
Rabia Arslan
@rabiarslan
İnceleme
9g
“Kurşunların da Rengi Var” adlı kitabı okurken, belki de şimdiye kadar okuduğum hiçbir eserde bu kadar yoğun bir şekilde olayları gözümde canlandırmadım. Her bir cümle, her bir kelime sanki özenle seçilmişti ve okur olarak beni hikâyenin tam ortasına çekiyordu. Okudukça sadece bir metni takip etmedim; yaşananları hissettim, korkuyu, belirsizliği ve küçücük bir kalbin taşıdığı kocaman umudu iliklerime kadar yaşadım.

Henüz yedi yaşında olan bir kız çocuğu… Savaşın ne anlama geldiğini bilmeden, hatta belki kelime olarak bile tanımadan, bir anda savaşın acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor. O yaşta bir çocuğun tek derdi oyun oynamak, hayal kurmak ve güvende hissetmekken; onun dünyası silah sesleri, kayıplar ve korkuyla çevriliyor. Bu masumiyetle bu kadar büyük bir yıkımın yan yana gelişi, kitabı okurken beni en çok sarsan noktalardan biri oldu.

Beni asıl derinden etkileyen şey ise bu hikâyenin bir kurgu olmaması. Yazar, yedi yaşındayken yaşadıklarını kelimelere dökmüş ve her bir sayfa onun için hayata tutunmanın bir yolu olmuş. Kitap boyunca anlıyoruz ki yazmak, onun için sadece yaşananları anlatmak değil; aynı zamanda umudu canlı tutmak, unutulmamak ve unutturmamak anlamına geliyor. Her sayfa, karanlığın içinde yakılmış küçük bir ışık gibi.

Bu kitap, savaşın sadece cephede değil, çocukların kalbinde ve hafızasında da izler bıraktığını çarpıcı bir şekilde gösteriyor. Okurken zaman zaman boğazım düğümlendi, zaman zaman durup düşünmek zorunda kaldım. “Kurşunların da Rengi Var”, benim için sadece okunup bitirilecek bir kitap değil; insanın vicdanına dokunan, uzun süre etkisi geçmeyen bir tanıklık. Bu yüzden gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, herkesin okuması ve üzerine düşünmesi gereken çok güzel bir eser.
Kurşunların da Rengi Var
Emine Seçeroviç Kaşlı - Alfa Yayınları - 2022
224
huriyeçap
#İnceleme - @huriyecap
İnceleme
10g
zor ve güçlü bir eser
‎Ah Matmazel Noraliya ve kararsız Ferit. Yoksa Ferid mi demeliydim.

‎Baştan söyleyeyim çok uzun bir inceleme yazmayı düşünmüyorum. Umarım bunu başarabilirim.

‎Kitabın ana karakteri Ferit, yaşadığı şehir İstanbul. Daha ilk sayfada beni öyle bir kaosun içine sürükledi ki; kim kimdi, şimdi kime bunu söyledi, bu adamın psikolojik sorunları mı var, burası nasıl bir yer, sende nerden çıktın be adam gibi, elli tane soru sorarken buldum kendimi. Sorunun kendimde olduğunu düşündüm. Sesli kitap uygulamasından dinlemeye karar verdim. Bu fikir biraz olsun işe yaradı gibi. Belli bir sayfaya kadar sürükledi beni.

‎Peyami Safa'nın daha önce "Dokuzuncu Hariciye Koğuşu" kitabını okumuştum. Dili zengin ama sadeydi o kitabında. Fakat bu, aman Allah'ım!... Beni nasıl bu kadar çok yordu.
‎Kitap iki bölüme ayrılmış. İlk bölüm; kararsız bir karakterin yapmak isteyip de yapamadıkları, hayal dünyası ve halüsinasyon gibi pek de izahı olmayan iç hesaplaşmarıyla geçiyor. Yazar karakterleri tanıtıyor bu süreçte. Psikolojik, felsefik ve sosyolojik her açıdan ele alınmış, her biri farklı hikâyeye sahipler.

‎İkinci bölümde ise; kitaba asıl ismini veren Noraliya ile tanıştırıyor bizi. Bu tanışma ile geçen zamanı oldukça uzun tuttuğunu düşünüyorum. Olaylar, mekanlar, hesaplaşmalar bana Dostoyevski'nin "Suç ve Ceza" kitabını anımsatıyor. Hatta Raskolnikov'dan esinlendiğini bile düşündüm. Değişik bir tarz çalışması denemek istemiş olabilir bu eserinde. Keşke hayatta olabilseydi de bunu sorma şansım olsaydı Peyami Safa'nın kendisine.

‎Buraya kadar pek olumlu bir inceleme yazmamış gibi olabilirim fakat gerçek şu ki; kitap tüm bu düşüncelerime rağmen bir sanat eseri niteliğinde. O tasvirler, edebiyatın zenginliği, yarım sayfalık uzun uzadıya noktanız ve hayran bırakan cümleler, heyecanlandıran olaylar, kişilik analizine varıncaya kadar okuyucuyu düşündüren karakterlerin ilginçliği ve psikolojik durumlarını anlatış tarzı beni çok etkiledi. Bu Türk Edebiyatı'nın güzelliği değil de, ne peki?

Yazarın ruhuna rahmet, kitaba başlayacak olanlara da şimdiden kolaylık ve selâmet dilerim.

‎Dip not: Bana kalırsa, İstanbul'da yaşayan her kim olursa olsun biraz şairdir biraz yazar.
Matmazel Noraliya`nın Koltuğu
Peyami Safa - Ötüken Neşriyat - 2023
1.595
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
9g
Ne Kitapsız Ne Kedisiz
2026 - 9. Kitap

Kitabın Adı : Ne Kitapsız Ne Kedisiz
Yazarı : Bilge Karasu
Yayınevi : @metiskitap
Türü : Deneme
Basım Yılı : 2025
Sayfa Sayısı : 104 Sayfa

Düşünceler :

- Okun(a)mayan kitap ,ölü bir nesnedir ,bir yüktür

-Elbette,aramayan bir şeyin bulunması ,olacsk şey değil

-Okur kitap arar ama,kitabın da okuru bulduğunu ben çok gördüm

-Çünkü bilirsiniz ki onsuzluk,sizin de,en azından bir parça ölümünüzdür

Bilge Karasu ( 1930 -1995 ) genellikle Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı eseriyle bilinir. Basılan on dört kitabı olan yazar Sait Faik Ödülü dahil pek çokta ödül kazanmıştır. Benimde yazarla ilk tanışmam bu eserle oldu

Yazar bu eser ile 1994 yılında Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü 'nü kazanmıştır. Deneme tarzında yazılan eserde 8 deneme yer almaktadır.

Okuma,roman yazımı ,hayvanlar ,dostlar gibi konuları işlediği eserde en çok hayvanlar ile ilgili olan bölümleri beğenip etkilendim. Zamanın belediyesinin köpekleri uyuşturup yakmasını o kadar etkili biçimde betimlemişki duygulanmamak elde değil.

Bunun dışında nevi şahsına münhasır bir yazım tarzı var yazarın. Yeni Türkçe kelimeleri sıkça kullanıyor ( akıl yerine us mesela ) Düşüncelerini bol bol örneklerle bıkmadan usanmadan yaya yaya anlatıyor. Bazen birazda sıkıcı oluyor bu durum.

Sonuç olarak farklı bir yazar ,farklı bir eser,farklı bir tarz arayan benim gibi kitap dostlarına tavsiye edebilirim. Kitap okumaya yeni başlayan veya farklı tarzları denemeyen okurlar bir miktar sıkılabilir. Herkese kitap kokusu gibi güzel günler diliyorum
Ne Kitapsız Ne Kedisiz
Bilge Karasu - Metis Yayınları - 2022
337
Mjora
@mjora1725
İnceleme
9g
bir dergâhta kesişen birbirinden farklı hayatları anlatıyor. Yoldan çıkmış bir şeyh oğlu, modern dünyaya ait bir plaza kadını, intihar etmeye çalışan yaşlı bir adam ve bir gelini kaçıran genç, kendilerini aynı mekânda, yani eski bir dergâhta bulur. Tarık Tufan
Şanzelize Düğün Salonu
Tarık Tufan - Doğan Kitap - 2024
505
Ul
#Din - @ulviyeyoluk
İnceleme
10g
ALLÂH 'I BİLMEK!
✒️📗 "Ey oğul ve değerli dost! Allah seni kendisine itaatte daim kılsın ve sevdiği kimselerin yolundan gidebilmeni sana nasip eylesin. " 🤍

✒️📗Bu kıymetli eser büyük İslam düşünürü İmam Gazzâlî 'nin bir öğrencisinin sorusu üzerine kaleme aldığı " Eyyuhe'l Veled adlı meşhur eseridir.

✒️📗Bu eserde nasihat vermenin ötesine geçilerek eğitim , ahlak ve ilim yolunun tüm incelikleri sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır. Ayrıca bu kitabın 2. bölümüne yine Gazzâli'nin İhyâ-u Ulûmi'd-din adlı baş yapıtından öğrencilere yönelik tavsiyeler içeren bir kısım da eklenmiştir.

✒️📗"Mahşer günü Allah tarafından hesaba çekilmeden önce siz kendinizi hesaba çekin." Kitabın 1. bölümünde bir İslam âliminin öğrencisine verdiği önemli bilgiler yer almaktadır.

✒️📗" İnsana ancak çalıştığının karşılığı vardır." Gazzali amel etmenin önemi, ilim öğrenmenin gerekliliği, seher vaktinin bereketi, itaat ve ibadet, sözlerin ve fiillerin şeriata uygun olması, dünya ve ahiret hayatı, kıskançlık, ilmi okumalar... gibi pek çok önemli konuya bu değerli eserde yer vermiştir.

✒️📗" Özetle ilimlerin en şereflisi ve gayelerin en yücesi marifetullâh'tır, yani Allah'ı bilmektir."

✒️📗" Kim Allah Teâlâ için ilim öğrenmeyi amaçlarsa hangi ilim olursa olsun, kaçınılmaz olarak onun faydasını bulur , derecesi yükselir. "

✒️📗 " Muallimin ilk vazifesi babanın evladına olan şefkati gibi öğrencilere karşı merhametli davranması ve onları kendi evladı gibi görmesidir."

✒️📗 Bu değerli eser her müminin , her öğretmenin, her öğrencinin kitaplığında olmalıdır. Okuyup istifa etmek herkese kısmet olsun. 🌷

✒️📗 Bu değerli eseri kulübümüzün birçok üyesine hediye ederek ilmî yayma konusunda çok cömert olan değerli @mozdamarlar
hocamdan Allah razı olsun. 💐

@sufikitap
#i̇mamgazali #imamgazalikitapları #dinikitablar #eyoğul #eyyühelveled
Ey Oğul Eyyühe`l-Veled
İmam-ı Gazali - Bedir Yayınları - 2019
372
hilal.
@hilal1
İnceleme
10g
Yazarımız bir sinirbilimci olduğu için romanımız bir nöro-roman . Yazarımız romanın içine sinir bilimi ile ilgili bilimsel bilgiler yerleştirdi.Bu bilimsel veriler roman kurgusunun içine ustalıkla yerleştirildi ve roman kahramanlarının eşliğinde bir mükemmel bir hikâyeye dönüştü.
Romanda baş kahraman diye bir şey tam olarak yok . Olay örgüsü bütün kahramanlar üzerinden ilerliyor ve insan beyninin hangi sınırlara ulaşabileceğini net bir şekilde okuyucunun önüne seriyor . Ayrıca romanda bazı özel “güçlere” sahip insanların bunun farkında olmayıp herkesi kendi gibi sanmasından da bahsediyor ta ki bunun böyle olmadığı anladıkları ana kadar . Kısacası konusu ve kurgusuyla çok sürükleyici bir roman okudum .
Pia Mater 1. Kitap
Serkan Karaismailoğlu - ELMA Yayınevi - 2023
392
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
11g
Matmazel Noraliya'nın Koltuğu
2026 - 7. Kitap

Kitabın Adı: Matmazel Noraliya 'nın Koltuğu
Yazarı : Peyami Safa
Yayınevi: @otukennesriyat
Türü : Roman
Basım Yılı: 2016
Sayfa Sayısı: 319 Sayfa

Düşünceler : Edebiyatımızın sembol eserlerinden birisi olan bu romanı uzun zamandır okumayı düşünüyordum. Eşim @_withfeza_ ile birlikte okuyoruz.

Peyami Safa'yı genellikle " Dokuzuncu Hariciye Koğuşu " romanı ile tanırız. Onu Fatih Harbiye romanını ,birde " Yalnızız " romanını okumuştum. Bu dördüncü romanım oldu Peyami Safa'nın.

Olaylardan çok tahlile önem veren ,psikolojik durumu sıkça işleyen yazarın bu romanı Türk edebiyatının en iyi psikolojik eseri olarak bilinir.

Romanın kahramanı Ferit isimli bir gençtir. Tıp tahsilini yarıda bırakıp felsefe okumaya başlayan Ferit girdiği ruhi bunalım ile bu eğitimini de yarıda bırakır. Bir pansiyona yerleşen Ferit burada gerçek dünya ile hayal dünyası arasında gidip geldiği olaylarla karşılaşır.

Daha sonra iyileşmek için Büyükada 'daki bit konağa yerleşen Ferit burada mistik bir şekilde Matmazel Noraliya ile karşılaşır ve büyük bir aydınlanma yaşar.

Yıllarca hastanelerde yatması nedeniyle tıbbi terminoloji konusuna oldukça hakim olan Peyami Safa 'nın roman kurgusu gerçekten mükemmel olmuş. Dili biraz ağır olsa da ben bunu zenginlik olarak görüyorum.

Böyle üç beş satırla anlatılacak nir eser değil bu. Sayfalarca yazılacak ,saatlerce anlatılacak doneleri, anlatım teknikleri var. Dünya Savaşı 'nın yıkımını , toplumsal değişimin sancılarını anlatmış mesela. Ve daha bir çok şey.

Her kitap kendine göre güzeldir bir mesajı vardır ama bazıları mutlaka okunmalıdır. Bu da onlardan birisi. Ge kalmadan okuyun derim. Bir şey kaybetmeyecek ama çok şey kazanacaksınız
Matmazel Noraliya`nın Koltuğu
Peyami Safa - Ötüken Neşriyat - 2023
440
eMINeYZAMAN
#Edebiyat - @emineyzaman
İnceleme
12g
Matmazel Noroliya
Matmazel Noroliya

‎bağları çözülmüş ruhumun
‎dört nala koşan adımlarına takılıyorum
‎bir yanım cennet
‎diğer yanım enkaz yığını



‎başı dönmüş şehrin ışıklarında ruhum
‎adres yok
‎odalar çıplak
‎camlarında aralanmış yalnızlık çıkmazı


‎hep mi aynı bakar güneş
‎aydan arta kalan yanıyla
‎herkes mi susar
‎sessizliği ağırlar kapısında
kimliksiz
dipsiz



‎ben mi kaybolmuştum
‎zehirle ıslatılmış kalbimde
‎fikrimin duvarlarına çarpan o karanlık kimindi


‎ben mi kördüm Noroliya
‎dibine düşmeyen düşüncelerin
‎yarım ağız sohbetlerindeki eksik hecesi koltuğunun



‎aynası kırılmış yüzüme dönüp
‎özümün toprağıyla aldığım abdeste yemin olsun ki
‎çatallanmış ellerime düşen her yaş için
‎bin secde eder başım


‎batan günün ardından doğacak tek gülüşe
‎üşümüş düşlerimin yuvasından
‎kaybolduğum her sokağa
‎vatanım demek için yeniden geldim dünyaya

ben Ferit
d ile
hayır t ile

Emine Güner Eyzaman
Matmazel Noraliya`nın Koltuğu
Peyami Safa - Ötüken Neşriyat - 2023
1.282
Mjora
@mjora1725
İnceleme
12g
Alper Kamu adlı beş yaşında kendi kendine okuma-yazmayı sökmüş, Nietzche ve Oğuz Atay okuyan, Şostakoviç dinleyen bir çocuğun komşuları Hicabi Amca'nın ölümünü araştırmasını anlatır.

Boyundan büyük işlere karışan Alperin mücadelesini okuyacaksin..
Üç bölümden oluşuyor
Oğullar ve Rencide Ruhlar", "Cehennem Çiçeği" ve "Kıyamet Park"

Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürümeye başlar.
Oğullar ve Rencide Ruhlar
Alper Canıgüz - Alfa Yayınları - 2024
360
Ul
#Felsefe - @ulviyeyoluk
İnceleme
13g
️"Acı çekenler, başkasının acı çektiğini hissederler."
YETİŞKİNLER İÇİN 📚🤍💐 AÇIKLAMA 👇

"Her şey birer birer gelip geçiyor.” Osamu Dazai

📙✒️Ana karakter Yoza, küçüklüğünden itibaren farklı olduğunun bilincindedir. İnsanları bir türlü sevemez ve günlük hayatın içinde yapması gereken birçok sosyal davranışı samimiyetle yapamaz. Yine de bir müddet olmadığı gibi davranmaya insanları güldürerek toplum içinde barınmaya çalışır. Fakat toplumun isteğine göre büründüğü rolden nefret eder çünkü olduğu kişi bu değildir.

📙✒️Yozo kendisini; " toplum dışı, insanların hayatından sürekli kaçan, zayıf ve aptal biri " olarak nitelendiriyor.

📙✒️ İnsan ilişkilerinden birçok kişiden, davranıştan korkar bu korku zamanla katlanılmaz bir hale gelir.

📙✒️ Sürekli bir intihar düşüncesi içinde yaşayan Yazo'nun hikayesini depresyona meyilli, melankolik okuyuculara önermiyorum. Bunun yanında insan olmanın, bir toplum içinde yaşamanın zorluğunu anlamak adına, Japon edebiyatının ince detaylarını gösteren bir eser olduğunu belirtmeliyim.

📙✒️" Yüce Tanrım bana güçlü bir irade ver. Bana insan olmanın özünü öğret. İnsanın insanı itmesi günah değil mi? Bana öfkemi ardıma gizleyeceğim bir maske ver."

📙✒️ Kitabın beni en çok etkileyen yanı Yozo'nun insanlardaki samimiyetsizliğe katlanamamasıydı. Aynı zamanda ana karakter ne kadar ön planda olursa olsun onun yaşamının; ailesini ve ilişki kurduğu kadınları da derinden etkilediği gerçeği beni üzdü. Ana karaktere ne kadar üzülmüş olursam oluyum, kendinin bu kadar farkında olan bir insanın hayatına başka insanları dahil edip , evlenip onların zor yaşamlarını daha da zorlaştırmasini doğru bulmadim.

📙✒️ Bir roman karakteri gibi görünse de Yozo'nun yasadiklarinin yazarın kendi hayatından da izler taşıdığı gerçeği kitaa daha sarsıcı hale getiriyor. Bir yan karakterin çıkıp Yozo'ya yardım etmesini diliyor okuyucu.

️"Acı çekenler, başkasının acı çektiğini hissederler."

📙✒️Son olarak söyleyebilirim ki aklıma Goethe ; “Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir.” sözünü tam olarak Yozo icin söylemiştir. Doğan Kitap
İnsanlığımı Yitirirken
Osamu Dazai - İthaki Yayınları - 2024
377
Ul
#Yaşam - @ulviyeyoluk
İnceleme
13g
Bu akşam yalnızca güzel UYGURCAMIZI konuşalım!
7. Sınıftan itibaren herkes için harika bir kitap 👌 📚 AÇIKLAMA 👇

✒️📙"Dünyada iyiliğin bulunduğuna onlara zarar vermek değil yardım etmek isteyen birileri olduğuna inanabilir miydi yeniden?" #josannelavalley

" HALKIMIZIN RUHUNU BİR SEPETE İŞLEMEYİ BANA ANCAK SEN ÖGRETEBİLİRSİN."

✒️📙Bu hüzünlü ve anlamlı öykü Doğu Türkistan'ın Hotan vilayetinde Taklamakan çölü kenarında küçük bir yörede geçer. Kitap yıllardır bitmek tükenmek bilmeyen Çin'in Uygur Türkleri üzerindeki baskıcı rejimini gözler önüne seren hüzünlü bir gercekten oluşmaktadır.

✒️📙Zor günler geçiren bir Uygur ailesi ve henüz 14 yaşındayken birçok sorumluluk almak zorunda kalan Mehrigül. Zar zor karınlarını doyuran Uygur ailesinin büyük oğlu kaçmak zorunda kalınca bütün işler küçücük yaşında Mehrigül'e kalır.Yaşı küçük olsa da bütün gücüyle ailesine yardım etmeye çalışır. Babasıyla her hafta pazara gider , tarlayı eker, annesine yardım eder ancak aklı hep okuldadır. Okumayı çok istemektedir. Ayrıca onu en çok korkutan şey Çin'in yönetiminin zoruyla fabrikalarda çalışmak zorunda kalmaktır. Ailesinden uzaklaşmak istemez .

✒️📙En büyük şansı evde beraber yaşadığı dedesidir. Dedesi, hayatla ilgili ona derin bilgiler verir, sabretmeyi öğretir.
✒️📙Bir gün pazar yerinde öylesine ördüğü sepeti , bir turist kadının çok beğenmesi ile hayatında bir şeyler değişmeye başlar.

✒️📙Bir yandan babasının mutsuzluğuyla baş etmeye çalışan küçük Mehrigül bir yandan da kendi yeteneklerini keşfetme yolculuğuna çıkar. Bu onun için çok zor bir yolculuktur. Acı dolu günlerin arkasından büyük ve önemli bir adım atar.

✒️📙Bu güzel kitabı kendini keşfetme yolculuğuna çıkacak bütün çocuklarımıza öneriyorum. Zordukların karşısında inançla devam etmek, aile bağlarının önemi, saygı ve kendi kültürel değerlerine bağlılık ile ilgili birçok değerin yer aldığı harika bir kitap. 🤍📚✨

✒️📙" Ben okula dönmek istiyorum burada kendi halkımın yanında hayatımı kazanmak için kendime bir şans vermek istiyorum."
" SEPETLERİNİN HEPSİ DE HAN ÇİNLİLERİN ASLA ANLAYAMAYACAĞI YA DA YOK EDEMEYECEĞİ BİR ANLAM TAŞIYACAKTI."

📙✒️Kitabını sonuna doğru içlerine küçük de olsa bir umut doğan bu Uygur ailesinin atasi eline rababini (Çoğunlukla Orta Asya'da kullanılançeşitli biçimleri olan geleneksel telli bir çalgı türü) alır ve hüzünlü bir parça çalar.

Bir Türk olarak dilerim ki Uygur kültürünün, dilinin ve dini olan İslamiyetin sonsuza dek özgür bir ülkede (Doğu Türkistan) sürmesi mümkün olur. 🤍

📙✒️1949 yılından beri Sincan bölgesini baskıyla yöneten Çin, buradaki değerli madenleri el koymak amacıyla Uygur Türkleri üzerinde büyük bir infaz gerçekleştirmektedir. Eğitim kampları, hapishaneler işkencelerin yapıldığı yerlerdir. Kitapta da Mehrigül'ün kardeşine okulda Çince öğretildiğini Uygurca konuşmanın yasak olduğunu da görüyoruz.

📙✒️Bu anlamlı kitabi Beyaz Balina Yayınları aracılığıyla kulübümüzün bütün üyelerine hediye eden kiymetli hocam Metin Özdamarlar 'a teşekkür ederim. 💐💐

Kitaplarla ve sevgiyle kalın. 🧡🌼📚 Tahir Erdem İlme Teşvik
İlmek İlmek Hayaller
Josanne La Valley - Beyaz Balina Yayınları - 2022
433
#Edebiyat - @dvninumn
İnceleme
13g
Şiir Tadında Tarih
Tarih ve şiir içiçe, muhteşem
Türk’ün Serüveni
Numan Cengiz - Platanus Publishing - 2021
521
Ubeydullah Öz
@adamkarga
İnceleme
17g
Kıymetli dost Mustafa Mete "Renkli Karanlık" ile hem geleneksel Anadolu anlatısını hem de modern kurguyu harmanlayan, ne istediğini bilen bir yazar. Oku, okut! 🌿
Renkli Karanlık
Mustafa Mete - Uzam Yayınları - 2025
533
Mjora
@mjora1725
İnceleme
17g
“İlk kez geçmişi ustalıkla sakladığımı fark ettim;
tüm bu acı dolu anıları zihnimin en ücra köşesine
itmiş, kapıyı kilitlemiş, anahtarı da fırlatıp atmıştım.
Ama şimdi o kapı ardına kadar açılmıştı.” Sarah Jio Yaşanmamış Hayatlar
Yaşanmamış Hayatlar
Sarah Jio - Epsilon Yayınevi - 2025
355
Ubeydullah Öz
@adamkarga
İnceleme
17g
Yoldaki Mühendis: Hücreden Sızan Bir Direniş Öyküsü ve Akılda Kalan Sorular
​"Yoldaki Mühendis" edebi bir başyapıt olduğu için değil taşıdığı yaşanmışlık ve adanmışlık için okunacak bir kitap. ​Abdullah Bergusi’nin hikayesi, Filistin davasının sadece sloganlardan ibaret olmadığını, arkasında parçalanmış aileler, feda edilmiş ömürler ve on yıldır tek kişilik hücrede süren bir irade savaşı ve daha niceleri olduğunu hatırlatıyor. Eminim ki bu adanmışlık öyküsü sizi de derinden etkileyecektir.
Yoldaki Mühendis
Abdullah Galib Bergusi - Ekin Yayınları - 2024
424
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
18g
Global Piyasalar
2026 - 6. Kitap

Kitabın Adı : Global Piyasalar
Yazarı : Şant Manukyan
Yayınevi : @kronikkitap
Türü : Araştırma
Basım Yılı: Ekim 2022
Sayfa Sayısı: 233 Sayfa

Düşünceler : Parlak eğitim kariyerini saygın finansal kurumlarda çalışarak taçlandıran Şant Manukyan 'ı temel ekonomik konularında toplumumuzu bilgilendirin tv programlarından da tanıyoruz. Engin bilgi deneyimini halkın anlayabileceği basit dile indirerek anlayabilen Şant Manukyan toplumsal okuryazarlığın artmasında da pay sahibidir.

Küresel Dünya denilen kavramın hayatımızı çepeçevre sardığı bir dönemi yaşıyoruz. Venezuela 'da el konulan bir petrol tankerinin petrol ve diğer emtia fiyatlarını nasıl artırdığını , hem makro hem mikro ekonomiyi nasıl etkilediğini hepimiz görüyoruz.

İşte Şant Manukyan etkisi artık hepimize kaçınılmaz olan global piyasaları herkesin anlayabileceği bir dilde, örneklerle açıklamış. 1929 krizini , 1987 krizini ve daha bir çok çalkantılı dönemi öncesi,sonrası, sebepleri,sonuçları ve global bazda etkileriyle anlatmış.

Pek çok tablo, fotoğraf, gazete küpürü vb görsel materyalle desteklenen eserde bazı yatırım ipuçları da bulunmakta. Emtia fiyatlarının astronomik artışından önceki dönemlerde yapılan fiyatlamalar olduğu için bazı öngörüler ise tutmamış. Olağanüstü dönemlerde ekonomik kurallar tam anlamıyla işlemiyor. Mesela altın fiyatlarının Hayal gibi görünen rakamlarına sadece üç yılda ulaştığımızı gördüm kitabı okuyunca.

Ben zevkle okudum bu kitabı. Temel finansal okuryazarlık terimlerine haiz olan herkesin okumasında fayda olacağını düşünüyorum. Öncelikle konunun ilgililerineolmak üzere herkese tavsiye ediyorum
Global Piyasalar
Şant Manukyan - Kronik Kitap - 2022
473
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
22g
Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa
2026 - 5. Kitap

Kitabın Adı : Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa
Yazarı : Süleyman Beyoğlu
Yayınevi : @yeditepeyayinevi
Türü : Araştırma
Basım Yılı: 2023
Sayfa Sayısı: 419 Sayfa

Düşünceler : Uzun zamandır hatırımda bu olan bu kitabı biraz geçte olsa temin edip ,okumak fırsatım oldu. Eser Prof. Dr. Süleyman Beyoğlu 'nun 1990 yılında doktora tezi olarak oluşturup hizmetimize sunduğu bir kitap.

Tarih yapıp ancak bunu yazmaktan büyük oranda aciz bir millet olarak tarihimize yön veren sembol isimleri de ya hiç ya da yeterince tanımıyoruz. Medine Müdafii Fahreddin Paşa 'da ( tam ismi Ömer Fahreddin Türkkan 1868-1948 ) bu müstesna isimlerden birisidir. Parlak askeri kariyeri uzun ve başarılarla dolu olsa da biz onu Medine Savunmasından tanıyoruz.

Eser türünün en geniş, en kapsamlı kitabı olma özelliği taşıyor. 1. Dünya Savaşı 'na ,Kanal ve Hicaz cephelerini ayrıntılı biçimde anlatan eserde Fahreddin Paşa 'nın hayatına da genişçe değinilmiş.

Cumhurbaşkanlığı , Başbakanlık , Genelkurmay Arşivleri baştaolmak üzere yüzlerce kaynak taranılarak oluşturulan kitapta bine yakın açıklamalı dipnotta bulunmakta.

İngiliz,Fransızlarla bir olup Osmanlıya isyan eden Şerif Hüseyin ile savaşan Fahreddin Paşa tüm imkansızlıklara rağmen yaklaşık iki buçuk yıl hem düşmanlarla hem devlete isyan eden hainlerle hem de çetin doğa şartları ile savaşır.

Müslüman Devlet-i Aliye yerine İngilizleri seçen bir kısım Arapların varlığı tarihsel gerçeklikleri ideolojik duygularla kapatmaya çalışanlar olsa da vakıadır. Devletine bağlı Araplar olsa da maalesef vatanına ihanet eden hainlerle de mücadele edilmiştir.

Fahreddin Paşa 'nın kendine göre taktikleri vardır. Son ana kadar pes etmez ,mücadele eder. Düşman O 'nu ancak kendi subayları ve erleri tarafından elleri ,ayakları bağlanıp esir alabilir

Tonla yeni bilgi edindiğim eseri hızla ama çok yerinde üzülerek okudum. Pek çok ders ve mesaj barındıran bu konusunun eşsiz kitabını herkese tavsiye ediyorum. Bilhassa gençler okumalı, anlamalı, dersler almalı.
Medine Müdafaası ve Fahreddin Paşa
Süleyman Beyoğlu - Yeditepe Yayınevi - 2023
571
Mertcan
#Kültür - @callmeishmael
İnceleme
23g
Bir Kitap Değil, Bir Hafıza: Dede Korkut
Üniversite zamanlarında sınav vakti sorumlu tutulduğumuz için çok umursamadan, bölük pörçük okumalarla Dede Korkut hikâyelerini öğrendiğimi sanıyordum. Aradan geçen yılların ardından insanın içinde gerçekten bu hikâyelere karşı büyük bir merak ve okuma isteği doğuyor. Bu kez kendi isteğimle kitabı raftan alıp okumaya başlayınca ilk hikâyeden son hikâyeye kadar büyülenmişçesine bir okuma süreci yaşadım. Okuyup diğer hikâyeye geçtikçe Mehmet Fuad Köprülü’nün o meşhur sözünü niye sarf ettiğini daha iyi anlamaya başladım. Yaklaşık 550 yıllık bir geçmişe konuk oluyorsunuz.

Beni okurken en çok keyiflendiren şeyler, yer yer hikâyelerin içindeki güldürü düzeyi, olağanüstülük çeşitliliği ve eski zamanlardaki atalarımızın kültür hayatlarına, zihin dünyalarına dair şeyler okumak oldu.
Bu kitabın şöyle de bir durumu var. Nasıl bir beklentiyle elinize aldığınız da önemli. Sadece “okuması çok kolay maceralı bir şeyler“ arıyorsanız okurken zaman zaman yavaşlayabilir, belki sıkıldığınızı bile hissedebilirsiniz. Evet bu kitap heyecan dozu yüksek, okunaklı bir kitap fakat olayların mensur, duygu düşünce ve diyalogların manzum biçimde yazılması ve bazen buna eklenen kimi sözcükler de okumayı güçleştirebiliyor. O nedenle bu kitabı okumak için sakin bir kafaya ihtiyacınız var.


***


Şüphem yok ki bu eser biz Türklerin değil de Batılıların kültürünün bir ürünü olsaydı, şimdiye kadar bunlarla ilgili ne çok çizgi film, dizi, tiyatro ve çeşitli sanatsal yapıt ortaya koyarlardı ve hatta biz bile bunlardan ne çok istifade ederdik. Bu hikâyeler, kesinlikle üstünde çok daha fazla durmamız, çocuklarımıza anlatmamız gereken kültür ürünlerimizden.



Rol model bulamadığı için (üstüne ailenin de cehaleti ve ilgisizliği eklenince) asıp kesmeyi adamlık sanan, iyi yetiştirilmemiş gençlerimize, bu şekilde çürümeden önce küçük yaşlardan itibaren bu hikâyeler anlatılabilse, okutulsa, yani eğitim programımızda yer alsa (ama şu anki gibi dümenden değil ciddi ciddi), aile kurumunu meydana getiren insanların hafızasında yer etse, başka türlü gençlerin de yetişebileceğine inanıyorum. [Tabii ki iyi bir çocuk yetiştirmenin sadece bu kadarcıkla sınırlı olmadığını ben de biliyorum, bu bahsettiklerim, bir evin tuğlalarını sağlam bir harçla dizmek anlamına geliyor.]

Kitabın güzel yanı, çocuklardan ziyade yetişkinlerin de okuyup ders çıkarabileceği bir eser olması.
~

Yapılmış mıdır bilmiyorum ama bu kitaptaki hikâyelerin yapay zekâyla sahne sahne görselleri yaptırılıp çizgi-roman veya resimli baskılı bir kitap da üretilebilir. Büyük bütçeli ve kaliteli dizi-film yapılması gerekliliğinden hiç bahsetmiyorum bile.
Dede Korkut Kitabı
Muharrem Ergin - BOĞAZİÇİ YAYINLARI - 2017
628
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
24g
Heyhat
Ah benim küçük dostum Zeze.. Ne uzun zaman olmuş senin yaşadıklarını, hayal kırıklıklarını ve şu adi hayattan beklediklerini tekrar okumayalı. Ve ben bu hisleri nasıl es geçmişim yıllar önce hayatına ortak olduğumda. Sanırım büyümek böyle oluyor. Yıllar önce ayrıldığım bir dostumla tekrar buluşmuş ama onu geçen bu uzun yıllarda yalnız bırakmış gibi hissettim.

Bazı çocuklar vardır hani büyümüş ve küçülmüş dediğimiz. Zeze öyle bir çocuk. Bir çocuğun henüz kirlenmemiş yüreğini, saf duygularını ve adalet anlayışını o kadar güzel yansıtıyor ki tekrar çocuk olmak istiyorsunuz. Bu herkes için böyle olmayabilir ama arkadaşlıklar, dostluklar genelde akranlar ile kurulur. Ben insanın kalbinin bir toprak olduğunu düşünüyorum hep. Çocukken hepimizin kalbi henüz ekilmemiş bir topraktı ve birileri tarafından tohumlar atıldı. Tohumlar büyüdü ve ne ekildiyse şimdi biçilmeyi bekleyen birer karaktere dönüştü. İşte beraber tohumlandığımız o akranlar ile büyüdük. Her birimiz farklı ürün olduk. O yüzden ilk toprak halimizi unuttuk. Zeze’nin henüz yeni yeni ekilmiş o kalbi de hem ne ekileceğini bildiğimizden, hem de ekilmeden önceki halini gördüğümüzden yaraladı bizi. Zeze benim için böyle bir çocuk işte. Tohumların atıldığına şahit olduğum bir çocuk.

Küçük Zeze, akıl küpüm benim. İşin içine çocuklar girdiğinde çok daha duygusal bir hal alıyorum. Çok sevmemden kaynaklı tabi. Zeze dünyayı anlamaya çalışan, tüm beklentilerini hayal gücü ile birleştiren zehir gibi bir çocuk. Bilmediği kelimelerin anlamlarını öğrenme arzusu en çok tebessüm ettiğim durumdu. Aslına bakarsanız yaptığı yaramazlıklar her çocuğun yaptığı yaramazlıklardı. Öyle bizim Yeşilçamın Sezercik modelinden çok uzaktı anlayacağınız. Belki çocuk kitabı olduğu için örnek teşkil etmesin diye abartılmamış olabilir. Ben yaptığı hiçbir haylazlığa kızmadım.

Bazı konular ucu açık bırakılmış. Sanırım yazar hikayenin devamını bizim hayal etmemizi istedi. Mesela Portuga hakkında çok fazla bilgi yoktu. Ve öldükten sonra mirasını Zeze’e bırakacağı izlenimini veriyordu. Evli ve başka bir şehirde yaşayan kızı olduğundan bahsetse de Zeze’ye olan özel ilgisini açıklamıyordu. Erkek çocuk sahibi olmamasına yordum bu durumu. Tabi Zeze’nin hakkını yememek gerek. Sevilmeyecek bir çocuk değil sonuçta. Ayrıca Zeze ve ablasının diğer kardeşlerden farklı olarak sarı olduğuna değinilmiş. Burada da ikisinin üvey çocuk olma ihtimalini düşündüm. Ablası haricinde tüm aile üyelerinin Zeze’yi dövmekten çekinmemeleri ve sadece ablasının gösterdiği samimi şefkat.

Son olarak şunu belirtmek istiyorum. Her canlı sevildiğini fark ediyor. Sevildiği yerde daha mutlu. Kaktüslerimi sevip ilgi gösterdiğimde çiçekler açıyorlar bana, kedimin kafasını biraz okşadığımda gelip göğsüme yatıyor. Peki ya insan. Her insandan sevginizin karşılığını alamıyorsunuz. Bunu yapmak zor olsa da sevilmediğiniz, sevgiyi hissetmediğiniz yerde bir dakika bile durmayın derim. Zeze sevildiğine zor olsa da inandı ama Bebek İsa o gün doğmadı. Şu soru ile yazıma son veriyorum. Gerçekten, Küçük çocuklara her şeyi neden anlatmak gerek?
Şeker Portakalı
Jose Mauro De Vasconcelos - Can Yayınları - 2024
551
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
24g
Nokta Benek Oldu, Benek Damla Oldu, Damla Şekil Oldu, Şekil Çocuk Oldu
Nasıl ve nerden başlayacağımı bilmiyorum. Bir şeyler karalamak için beklemek istemedim. İçimdeki bu sızının geçmesinden korktum. Geçer mi bilmiyorum ama..

Hikayemiz Bruno adında bir çocuğun eve gelmesi ile birlikte eşyalarının toplandığını görmesi ve taşınacağı haberini alması ile başlıyor. Kitap konusu hakkında hiç fikrim yokken benim için olağan bir başlangıçtı. Taşındığı yerde camdan baktığında gördüğü insanları anlattığı kısımlar ise konunun fantastik bir takım olaylar içerdiğini düşündürttü. Ama sonra. Ahhh sonra. Yahudi soykırımını çok farklı bir açıdan, bir çocuğun saf ve temiz kalbinden anlatıyor. Öyle ajitasyon yapmadan, olayların detaylarına girmeden okurun damarına basıyor. Bunu becerebiliyor. Konu hakkında neler yazabilirim bilmiyorum. Canım acıyor çünkü. Kitabın üzücü sonuna mı, acı verici konusuna mı yoksa bir çocuğun en kötü olayları bile algılayış biçimine mi üzüleyim bilemedim. Bir ara Uçurtma Avcısı kitabı geldi aklıma. Emir’in Hasan’ı saat çalma olayında görmezden gelmesi gibi Bruno’nun en yakın dostunu görmezden gelmesi.. Ama çocuk kalbi biz büyükler gibi değil. Unutuyor. Daha çok mutlu olmaya yatkınlar. Dünya’yı algılayış biçimleri çok farklı. Ayrımdan haberleri yok.

Olay çocuk olunca insanın damarından akan kan bile bir deli akmaya başlıyor. 1970 yılında basılmış bir kitap, 1940 yıllarını anlatıyor ve sonunda ‘’elbette tüm bunlar çok uzun zaman önce oldu ve böyle bir şey bir daha asla olamaz, BU ZAMANDA VE BU ÇAĞDA TABİİ Kİ!’’ yazıyor. Ne acı verici değil mi? Değişen hiçbir şey yok. Çocuklar hala ölüyor, insanlar katlediliyor, kendilerini dilinden, dininden, renginden dolayı üstün gören bir grup, kendi gibi olmayan başka bir gruba zulüm ediyor. Çocuklar hala ölüyor. Ölüyor. Ölüyor.

Kitabın beni etkileyen kısımlarına geçeyim en iyisi. İştahla başladım yazmaya ama sanırım çok fazla bir şey yazmak istemiyorum. Kalbim bir miktar sıkışıyor. Tüm bu olanların daha kötülerinin yaşandığını düşünmek, daha kötüsü bilmek.

Çocukluğun en saf halini soykırım gibi bir olay ile ön plana çıkarabilmiş olmak büyük meziyet. Ve okuru oldukça ikileme sokan bir durum. Kitabı okurken ne kadar salaksın sen Bruno diye kızarken birden o daha çocuk diye kendimi sakinleştiriyordum. Bruno’nun çocuksu bencilliğine kızmaktan kendimi alıkoyamıyorken dostunun olağandışı olgunluğu ile sakinleşiyordum. Bu olayı bir çocuk üzerinden işlemek ve okuru bu şekilde duygu fırtınasına maruz bırakmak.. Oldukça başarılıydı. Kısa ama başarılı olan kitapları çok seviyorum. Tüm olay örgüsünü en yalın hali ile anlatıp ortaya muhteşem bir şaheser çıkarmak. Yaşamak kitabında da aynı hisse kapılmıştım. Sade ve yalın anlatım ile tüm duyguları okura geçirebilmek. Muhteşem.

Kitabı beğendim. Ve filmi içinde oldukça güzel yorumlar aldığımdan dolayı ilk fırsatta filmini de izlemeyi düşünüyorum. Sadece hazır içim yanıyorken sıcağı sıcağına izlemeli miyim yoksa tekrar içimi yakmak için biraz soğuduktan sonra mı izlemeliyim buna karar vermem gerekiyor. Bakacağız artık…
Çizgili Pijamalı Çocuk
John Boyne - Tudem Yayınları - 2022
541
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
24g
Yaşamak bazen en büyük cezadır
Bir kitap daha bitti. Bir serüvenin daha sonuna geldim. Bitmesini istedim mi bilmiyorum. Olayların içinde olduğum, okuduğum değil yaşadığım bir kitaptı.

Neden bu kadar geç kaldım diye hayıflandım açıkçası. Çok daha önce okumalıydım bu kitabı. Oldukça akıcı ve inanılmaz derecede duygusal bir kitaptı. Bu kitabın gerçek hayattan uyarlanmamış olmasına çok şaşırdım. Tüm hikaye o kadar gerçekçiydi ki. Bazı kitaplar ne kadar etkilese etkilesin içinde bir yerlerde akla mantığa sığmayan olaylar olabiliyor. Hayır. Bu kitapta bu olaylara rastlamanız mümkün değil. Yazılan her şey yaşanma ihtimali olan şeyler. İşte bu sebeple belki de bu kadar çok fazla etkiledi beni. Şunu anladım ki yaşamak bazen yaptıklarınızın cezası olabiliyor. Dünyanın tüm pisliğini yapıp ceza olarak yaşayacaksın deseler sanırım herkese basit gelirdi bu ceza. Ama öyle değil. Hiç değil.

Ailesinin tüm malvarlığını kumar masasında kaybeden bir adamın sonrasında hayatta kalma çabasını konu ediyor. Komünizme güzel dokunuşlar olduğu gibi ne olduğunu anlamadan savaşın acı yüzüne bile birkaç sayfa ayrılmış. Sonrası ise hayatta kalma çabası içinde olan bir grup insan. Siyasi rejimin savurup durduğu bir yaşam mücadelesi. Talihsizlikler silsilesi. Okurken gözyaşlarınızı tutabilir misiniz bilmiyorum ancak yüreğiniz yanacak. İki yüz sayfalık kitapta öyle karakterlere tanık olacaksınız ki, kitap bittiğinde sanki çok önceden tanıdığını birilerinin hayatlarına tanık olmuş gibi hissedeceksiniz. Evet, çok şeye çok fazla üzüldüm ama imrendiğim çok şeyin olduğunu da söylemeliyim. Aşkın, kısa da olsa mutluluğun, sevginin, aile olmanın ve bir aileye ait olmanın tadını aldım. Sanki tüm bu bahsettiğim şeylerin olduğu bir çorba vardı ortada ve kaşık kaşık içiyordum. Sade dil ve anlatım. Asla süslü cümlelere, cafcaflı anlatımlara yer verilmemiş bir kitap. Ne okuyorsanız onu anlıyorsunuz. Öyle diyebilirim.

Ben kitabı çok beğendim. Farkı konular dahi olsa aklıma bu yoksulluk içinde yine Açlık kitabı geldi. Yani Açlık kitabını sürekli kötülemek istemiyorum ama. Gerçekten okuduğum bu kitapta açlık kitabına göre çok daha fazla hissediliyordu açlık ve yoksulluk. Son olarak bir karakter var kitapta. Ben bile aşık oldum. Fengxia… O kadar çok mutlu olmasını istedim, öyle kendime yakın hissettim ki, canımı en çok acıtan da o oldu. Umarım aynı hisleri yaşarsınız. Sevgiyle kalın.
Yaşamak
Yu Hua - Jaguar Kitap - 2024
568
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
24g
Çocuk İnsanlar
Sene başında arkadaşlarımın tavsiyesi ile edindiğim kitaplar arasında yer alıyordu bu kitap. Hakkında pek bir şey bilmiyordum ama herkes güzel bir kitap olduğunu söylüyordu.

Kendini, özünü ve varoluş amacını arayan bir insan. Bu arayış için sevdiklerini, ailesini geride bırakmış ve uzun bir yola çıkmış. Edindiği bilgiler ile bilgelik makamına ulaşmış Sıddhartha kendini bulmak için çıkmış yola ancak bir noktada kendini kaybetmiş. Her ne kadar bilge gibi gözükse de içinde onu feraha kavuşturacağını sandığı sesin nefis olduğunu görememiş. Nefsine kurban olmuş. Çocuk insanlar diye tanımladığı insanlara yukarıdan bakarken yorulmuş da onların seviyesinde bulmuş kendini. Tüm bunlar nefsinin sonucu olmuş. Nefsi sonu olmuş. Hepimiz çocuk insanlarız, amacımıza ulaşmak için yollara düştük ve günlerimizi o yollarda geçiriyoruz. O yollardan geçerken de nerede yürüdüğümüzü görmüyoruz bile. Siddhartha çok güzel açıklıyor bu durumu. Aramaktan bulmaya fırsatımız kalmıyor. Maalesef kalmıyor. Amacımıza o kadar kitlenmişiz ki, görmüyoruz. Gözlüklerimiz sadece önümüzü gösteriyor. Sıddhartha da buna ayak uyduruyor, her şeyin farkında olmasına rağmen. Çocuk insanlardan olup çıkıveriyor ortaya. Hani şu kibirle baktığı, kendinin daha kutsal bir amacı olduğunu sandığı ve amaçlarını küçümsediği insanlardan oluveriyor.

Şimdi düşünüyorum, yaşıyoruz bu dünyada ama bize sunulan her nimeti kullanabiliyor muyuz? Sıddhartha aydınlanma yaşadığını düşündüğü bir noktada farkına varıyor tüm bunların. Ararken içinde bulunduğu bu dünyanın zevklerinden mahrum kaldığını fark ediyor ve gidiş o gidiş. Kaptırıyor kendini. Tilki misali yine kürkçü dükkanına dönüyor ama ben de şöyle soru çıkıyor ortaya. Durulmak için, bazı şeyleri görebilmek, tat alabilmek için hayatta her haltı yemek mi gerekiyor. Şunu da yaptım ve gözüm arkada değil, her zevki tattım, her deliğe girdim çıktım da bana faydasını görmedim. Şimdi doğru yolda yürüyebilirim mi diyor insan. Kitabı okuyan çok kişi karşı çıkabilir ama Sıddhartha bunu yaptı. Bilge beyimiz yaşattığını yaşamadan ölmeyecek ve arayış içindeyken kaç insanın hayatına nasıl dokunduğunun farkına varamadı bir türlü. İnsanların hayatına bir şekilde giriyoruz, yolumuzda yürürken bazı kişilerin bahçesine giriyor ağaçlarına dadanıyoruz. Hayatlarına dokunuyor ve sıkıldığımızda gidiyoruz. Geride bıraktıklarımızı düşünmeden hayatımıza devam ediyoruz ama nasıl oluyorsa bunu kutsal yolculuğumuz, kendi halimizde varoluş çabamız olarak görüyoruz. İster istemez sosyal olmak zorundayız ve başkasının hayatına dokunmadan asla var olamayız. Dokunduğumuz her hayata ise dokunduğumuz kadar borçluyuz.

Son olarak kitabı okuduktan sonra bir aydınlanma yaşamadım ama düşünce tarzını beğendim. Hayata bakış ve yaşayış konusunda bir takım düşünceler belirdi kafamda.. Ben çocuk insanlardanım, bunu fark ettim. Hatta bir çoğumuz öyleyiz. Zaten vakti zamanında bazı arkadaşlarımda bana çocuk adam derdi.  Tam olarak düşündüklerimi yansıtamadığım bir inceleme oldu. Duygu yoğunluğum üst seviyedeyken daha anlaşılabilir ve basit yazıyorum ama bu inceleme baya kopuk ve zor oldu kanaatindeyim. Bu seferlik böyle olsun. Beğendim. Baş ucu kitabım olmadı ama tavsiye edebileceğim kitaplar arasında yer aldı. Başka bir zamanda, başka bir ruh halinde iken tekrar okumak istiyorum. Düşünceler arasında farklılık olabileceğine beni inandıran bir kitap.
Siddhartha
Hermann Hesse - Can Yayınları - 2024
555
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
24g
Ölmek mi kolay, beklemek mi?
Azrail ile bir anlaşmamız var, bir gün gelecek ve yanına beni de alıp gidecek. Aslında hepimiz için böyle bu. Tren raylarında yürürsünüz, trenin geleceğini biliyorsunuz ama henüz görünürde yok ve siz yürümeye devam edersiniz. Hayat aslında tam olarak böyle. Her gün o raylarda bir adım atıyoruz, ve tren gelene kadar devam ediyoruz. Peki ya trenin geleceği zamanı bilsek nasıl olur? O zaman bilerek nasıl yürünür, sürekli arkana bakarak, her adımında dönüp trenin gelip gelmediğine bakmak. Işte kitaptaki kahraman böyleydi. Her adımında gözü arkasında...

Öncelikle önsöze bayıldığımı söylemeliyim. Normalde kitapların önsözlerini okumam, çabuk sıkılıyorum. Ama kitabı hediye eden sevgili dostumun ricası üzerine okudum..Keşke tüm kitap aynı üslupla yazılsaymış. Neyse ki geri kalan kısmı da pişman etmedi.

Peki bu kitap ne anlatıyor? İdama mahkum edilmiş bir adamIn gözünden hayata baktIm bir kaç günlüğüne. İlk olarak şunu söylemeliyim. Kanser hastasI olan bir arkadaşıma, o anki sohbetin derinliğine dalıp saçma sapan bir kaç dertten bahsetme gafletinde bulunmuştum. Beni sakince dinledi, zaten kısaydı konuşmam. Sonra bu anlattıkların o kadar boş, o kadar önemsiz geliyor ki bana dedi. Aslında küçümsediği dertlerim değildi. Beni yermek ya da bana mı anlatıyorsun demek de istemedi. Tek istediği benim anlattığım o dertlerime sahip olabilmekti. Sadece onlara. Bir daha hiç dertleşmedim o arkadaşımla. Zaten vaktimiz de olmadı pek fazla. Neden anlattım bu kısa anıyı? O gün o arkadaşımın gözünden gördüm dünyayı. Sanırım bugün bitirdiğim bu kitaptaki karakter ile aynı gözlere sahipti. Evet evet, kesinlikle aynı gözlerdi. Dünyanın saçma sapan dertleri, hatta idam mahkumunu taşıyan bir at arabası kullanıcısının döktüğü tütüne dertlenip veryansın etmesinin tam ortasında kaybolmuş bir adam. Yüz ifadesini bile gözümde canlandırabiliyorum. Ölüyorum ben, Ö-LÜ-YO-RUM.. Bir kaç gün sonra ölecek birinin umrunda olur mu hiç fani dünya, peki yağan yağmur, ya da idam alanındaki çamur. Olmaz. Olamaz.

Bugün ölecek bir adam, saç telinin demir parmaklarını kesebileceği fikrine sahip olabilir. Zamanı olsa deneyebilir bile. Çaresizlik insanı yaratıcı yapabiliyor. Umut ise bazen delirtebiliyor. Ölüm saatini bekleyen bir adam ne yaşayabilir, ne hissedebilir bu gayet güzel işlenmiş kitapta. Okudum her kitaptaki karakterle empati kuran ben, yine dozunu kaçırmış olmalıyım ki 30 lu sayfalardan sonra kalbim sıkışmaya başladı. Ben karakter kadar sakin kalamadım. Ama o kabullenmişti her şeyi. En azından dakikalar kala kabul edebilmesi için gerçekçi nedenlere sahip oldu. Kızı!

Dostlarım kız çocuklarına meftun oldugumu bilirler. Bir iki sene önce Azraili yan koltuğunda ağırlamış olan ben, o günden beri hiç korkmamışken ölümden, sanırım meftun olduğum bir kız çocuğu bu korkuyu hissettirdi bana. Ölümüne dakikalar kalan bir adamı mutlu edebilecek yegane canlı, o adamın bir an önce ölmeyi isteme sebebi olabilir. Hepimizin vardır böyle sevdikleri öyle değil mi? Onun sevdiği ise kızıydı. Spoiler vermek istemiyorum ama okuyanlar ne demek istedigimi çok iyi anlayacaklardır. Bir de olayın idam cezası olmalı mı tartışması var. Bence bunu düşündürten vicdan, her insanda var olur ise, idam cezası olmalı mı, olmamalı mı tartışmasını gerektirecek suçlar olmayacaktır.. Velhasılı kelam, kitabı hem konusu hem de üslubu ile çok beğendim.
Bir İdam Mahkumunun Son Günü
Vıctor Hugo - İş Bankası Kültür Yayınları - 2024
559
Mahfi Saye
@mahfisaye
İnceleme
24g
Sinirliyim, biraz kızgın ve biraz da hayal kırıklığı yaşıyorum. Bunun nedeni sanırım hayalperestliğimi yerle bir eden gerçekçilik.

Gregor Samsa, her şeyini ailesi için feda etmiş, kendi benliğinden, kişilik ve karakterinden ödünler vermiş bir adam. Samsa için yaptığım bu tanımlama bana göre kitapta üstü kapalı betimlemeler ile anlatılmış ve Kafka bunu okurun kendisinin gözlemlemesini istemiş. Samsa böyle bir adam. Bir sabah ona verilen rolün gereği böcek olarak uyanıyor ve aslında zaten hissettiği bir şeyin bedenine bürünüyor. Belki de bu yüzden bu durumuna şaşırdığını hiç okuyamıyoruz kitapta. Hatta Samsa'nın toplumdaki yeri de böyle ki, onu gören kimse bir şeyler yapmak için uğraşmıyor ve kendi menfaatleri için kaygılanıyorlar. Hayal gücüme bırakıyorum kendimi ve Samsa'nın yaşadığı her şeyin aslında insan bedeninde yaşandığını, sadece böcek gibi yaşamayı, bu şekilde var olmayı sindirebildiği için anlatımın bu şekilde gerçekleştiğini düşünüyorum.

İlk 5 sayfada, kitabı okumamı isteyen arkadaşıma yorumum; "Tamamen sistem eleştirisi üzerine bir kitap izlenimini verdi." olmuştu ama anladım ki daha derin ve daha geniş.. Kafka, işleyen bu sistemdeki çarklardan biri olan İnsan ın durduğunda diğer çarkları nasıl etkilediğini göstermiş kanımca ve bencilliği, insanları çıkarları için kullanan diğer insanları göstermiş bizlere.

Ailesi için hayatını heba eden bir adam ne kadar fedakar gibi gözükse de gözüme bir yerlerde hoşuma gitmeyen bir şeyler var. Aile için her şey yapılabilecekken bir aile, nasıl bu kadar uzak olup, yakın gibi gözükebilir anlamış değilim. Bir adam, her bir aile bireyi için ezilmeyi, çabalamayı, yorulsa da koşmayı göze almış ancak hiç bir aile ferdi bu çabaya destek olmamış. Bu bencilliği anlamıyorum. Yazar o kadar güzel satır araları ile özetlemiş ki bize bu durumu, ailenin zora düştüğünde her bir bireyin çalışmaya başlaması, evdeki değerli eşyaların satılma çabası bana bunu gösteriyor. Kimileri için bu, Samsa'nın değişiminden sonra ailenin kendini düzeltme çabası olarak görülebilir. Ancak bu bana tam olarak çaresiz kalan bireylerin değişimi değil, hayatlarını devam ettirebilmeleri için zoraki davranışları olarak görüyorum. Bunu da sevgili Samsa'ya davranışlarından çıkarıyorum.

Aklım bazı fedakarlıkları bir türlü almıyor. Sabah böcek olarak uyanan bir adam hala devam edemeyeceği işi, ailesinin, daha doğrusu kendisinin belini büken borçlarını, hatta kız kardeşinin konservatuvar hayallerini düşünüyor. Bu fedakarlık korkutuyor beni. Sistemin kendisine verdiği böcek rolünü layıkı ile yerine getirdiğini gösteriyor.Böyle bir kitap yazmaya kalksam köpeği tercih ederdim diyorum ancak sonradan, böceğin daha aciz ve sevimsiz olduğunu aklıma getiriyorum. Sistemin köpekleri aslında bir böcek kadar küçükler.

Kitap bana göre tamamen insanları sömürme amaçlı kurulmuş bir sistemden, aile fertlerinin bile tahammülsüzlüğü ve en yakınlarında karşı olan bencilce tutumlarından bahsediyor. Kimse Gregor'u anlamadı, kimse empati kurmadı, Kimse içinde bulunduğu durumları sorgulamadı. Belki ben olumsuz yönden bakıyor ve Gregor öldükten sonra herkes kendine çeki düzen verdi ve değişmeye başladılar düşüncesinin tersini söylüyorum. Eğer öyleyse bile artık bir Gregor yok ve bu var iken değeri bilinmesi gereken bir birey. Bazı doğruların uygulanabilmesi ve fark edilmesi için bu kayba değer miydi? Asla. Kitap bir yandan farklı bakış açılarından da bakmamız gerektiğini belirtiyor bize.

Kafka'ya küçük bir parantez açmak istiyorum. Herkesin övdüğü üzere ben anlatımı beğenmedim. Betimlemeleri eksik buldum ancak belki de hayal gücümün zorlanması bu yüzdendi? Bir zararı olmadı yani. Okurken psikolojisini düşündüm. Kendini böcek gibi hissetmeyen, ailesinde önemsiz bir detay olduğunu düşünmeyen kimsenin yazabileceği bir konu değil kanımca. Nihayetinde rafımdaki yerini aldı.
Dönüşüm
Franz Kafka - Öteki Yayınevi - 2017
576
faik.yilmaz.9
@faikyilmaz9
İnceleme
25g
Yabancı
2026 - 4. Kitap
Kitabın Adı : Yabancı
Yazarı : Albert Camus
Yayınevi : @canyayinlari
Türü : Roman
Basım Yılı: 2019
Sayfa Sayısı: 110 Sayfa

Düşünceler : Bazı kitaplar en az iki kez okunmayı hak ediyor. Yabancı 'da bunlardan birisi. Daha önce okumama rağmen yine aynı zevkle hatta daha çok zevk alarak okudum.

Camus 'un ( 1913-1960 ) en önemli eserlerinden birisi olan roman 1942 yılında yayınlandı . Yazar bu eseriyle tanınmış 1957 yılında ise Nobel Ödülü kazanmıştır.

Meursalut isimli bir genç annesinin cenazesine çağrılır. Cenazede gösterdiği kayıtsız ve umarsız tavır etrafındakilerin ilgisini çeker.

Daha sonra kendisinin ilgili olmadığı bir kavgaya karışan ve birisini tabanca ile öldürür. Ancak orada birisini öldürdüğü için değil annesinin cenazesinde ağlamadığı için yargılanır . Buradaki yargılama önyargıyı aşamayan öznel bir yargılamadır.

Kişinin yalnızlaşmasını, sonrada yabancılaşmasını adalet olgusunu, cezalandırma sisteminin doğruluğunu irdeleyen eşsiz bir eserdi.

@trabzonizdiham kitap kulübünün bu ayki kitabı olan eseri toplantıda tartışıp irdeleyeceğimiz için daha fazla yorum yapmadım.

Lakin bilaistisna herkesin mutlaka en az bir kez okumasını isterim bu sembol eserin ve yakın dönem klasiğinin.
Yabancı
Albert Camus - Can Yayınları - 2024
637
Kitap_kasifii
@kitapkasifii
İnceleme
25g
Bir insanı anlayabilmek için , o insanın baktığı açıdan bakmayı becerebilmelisin.

Çoğunluğa bağlı olmayan tek şey insanın vicdanıdır .

Roman, 1930’lu yılların Büyük Buhran döneminde ABD’nin Alabama eyaletindeki küçük bir kasabada geçiyor. Hikaye, küçük bir kız olan Scout Finch’in gözünden anlatılıyor . Anneleri öldükten sonra Scout, ağabeyi Jem ve avukat olan babaları Atticus Finch ile birlikte yaşıyor .Kasabada siyahlara yönelik önyargı ve ırkçılık çok yaygın. Avukat ,Kasabada yaşanan bir olayda siyahi bir adam Tom Robinson’ın savunmasını üstlenir. Atticus, tüm baskılara rağmen adaletin yanında durur ve mahkemede Tom’un suçsuz olduğunu kanıtlayan güçlü deliller sunar. Ancak jüri, toplumdaki ırkçı bakış açısı nedeniyle Tom’u suçlu bulur.Kasabanın gizemli kişisi Boo Radley hakkında da fazlasıyla önyargılar vardır ama çocuklar durumun farklı olduğunu düşünür . Ön yargıyı yıkıp Tom’u kurtarmak için el birliğiyle çabalarlar .


Adaletin yalnızca mahkeme salonlarında değil, asıl olarak insanın vicdanında başladığını kanıtlayan bir eser. Roman, sadece geçmişte yaşanan ırkçılık sorununu değil, günümüzde yabancılara ve “ötekileştirilen” herkese karşı duyulan önyargıyı da ele alıyor. Bu yönüyle zamana bağlı kalmayan, evrensel bir kitap haline geliyor.

Hepimiz hayatımızın bir döneminde farklı düşündüğümüz ya da farklı göründüğümüz için dışlanmadık mı? Şahsen ben bunu fazlasıyla yaşadım ve hala,o dönemde yapılan haksızlık ve adaletsizlik yüzünden kaybedilmiş bir geleceğin ağırlığını hissediyorum.Kitabın, olayları küçük bir çocuğun saflığıyla anlatması; yetişkinlerin yarattığı toplumsal çürümeyi çok daha çarpıcı ve sarsıcı kılıyor. Okura empatiyi, adaleti ve ahlakı sorgulatan güçlü bir anlatı sunuyor. Dilinin sade, anlaşılır ve akıcı olması da eserin etkisini artırıyor.

Umarım bir gün hoşgörü, saygı ve insan hakları yalnızca kitaplarda değil, hayatın her alanında gerçekten hakkıyla yaşanır.
Bülbülü Öldürmek
Harper Lee - SEL YAYINCILIK - 24.04.2019
628
Kitap_kasifii
@kitapkasifii
İnceleme
25g
Anne ve babasının ölümünün ardından büyük bir mirasa sahip olan bir adam, kimsenin sahip olmadığı şeylere sahip olma tutkusuyla yaşar. Ancak tüm bu ayrıcalıklar ona gerçek bir mutluluk vermez; çünkü iç dünyası tamamen hissizdir. Başlangıçta bu durumdan rahatsızlık duymaz. Ta ki sevgilisinden aldığı ayrılık mektubuna kadar… Bu mektup onda beklenmedik bir hüzün uyandırır.Bir gece, peş peşe yaşadığı olaylar zinciriyle ilk kez korku, heyecan ve suçluluk gibi duyguları derinden hisseder. Artık hissetmenin ne demek olduğunu anlamıştır ve hayatı daha yoğun yaşamak, daha fazla deneyimle duygularının tadını çıkarmak ister.


Bir gecede yaşanan olaylar, insanın tüm hayatının akışını değiştirebilir mi? Kitap bu temel soru üzerinden ilerlerken; iyilik, vicdan ve ahlak kavramlarını da sürekli sorgulatıyor. İyilik yapabilmek için önce acıyı, sefaleti ve karanlığı görmek mi gerekir? Vicdanla iyilik iç içe midir? İyilik içten mi gelir yoksa sonradan öğrenilen bir davranış mıdır?

Başkahramanın yaşadığı ahlaki açıdan tartışmalı deneyimler, onu iyiye ulaştıran bir farkındalığa sürükler. İyilik yaptıkça huzur bulması, toplumdan kopuk yaşamdan insanlarla iç içe bir hayata yönelmesi kitabın ana eksenini oluşturuyor . Zweig’in kalemi burada yine insan psikolojisi üzerine güçlü bir gösteri sunuyor .Eleştirdiğim nokta ise kitapta kadının zaman zaman metalaştırılması oldu; bu durum benden biraz düşük not aldı. Ancak bunu dönemin bakış açısıyla ya da yazarın karakter üzerinden bilinçli bir eleştirisi olarak değerlendirmek mümkün. Nitekim Zweig’in diğer eserlerinde kadını çoğunlukla yücelten bir yaklaşımı olduğu için yazarı tek bir kitapla yargılamadım.Ayrıca eserin, ölen bir subayın eşyaları arasında bulunan notlardan yola çıkılarak, yazar tarafından isimler değiştirilip sayfalara açıklamalar eklenerek yayımlanmış . Kısa ama insan psikolojisi üzerine düşündüren bir eserdi. Zweig’in diğer kitaplarına kıyasla benim için orta seviyede kalsa da, türü sevenlere kesinlikle tavsiye edilebilecek bir kitap.
Olağanüstü Bir Gece
Stefan Zweig - İş Bankası Kültür Yayınları - 2023
612
Kitap_kasifii
@kitapkasifii
İnceleme
25g

Kadim Zamanlar ve Diğer Vakitler, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı sırasında Polonya’nın küçük, hayali bir köyünde yaşayan bir ailenin ve onlara yakın kişilerin üç kuşak boyunca süren yaşamlarını anlatıyor. Doğa, hayvanlar ve meleklerle iç içe geçen bu köy, dört bir yandan melekler tarafından korunur; bu yönüyle gerçek Polonya topraklarında geçmesine rağmen farklı bir alemde var oluyormuş hissi uyandırıyor.
Roman boyunca yaşanan acılar, savaşın yıkımı ve işgal edilen ülkenin katledilişi destansı ve sembolik bir anlatımla sunuluyor. Her bölümde farklı bir karakterin “zamanı” ele alınır; Tanrı’nın sırrına ermek isteyen toprak sahibinin zamanı, oyunun zamanı, gerçeğin zamanı gibi farklı zaman dilimlerine yer veriliyor . Zamanın akışının, kuşaklar değiştikçe nasıl biçimlendiğine özellikle vurgu yapılıyor.

Hikaye, sıradan görünen insanların doğum, ölüm, aşk, acı ve yalnızlık gibi evrensel deneyimlerini doğanın ve zamanın diliyle aktarıyor. Her karakter, zamanın farklı bir “vakti”ni temsil eder. Dünyanın düzeninin bozulduğu anlarda insan hırsının ve arzusunun yarattığı yıkım ön plana çıkar; birine umut olan şeyin, bir başkası için acıya dönüşebileceği gösteriliyor. Roman fantastik, masalsı ve büyülü bir atmosfer içinde ilerlerken; hayal ile gerçek sürekli iç içe geçer. Romanın merkezine “kadının çilesi ” yerleştiriliyor .Savaş bitiyor, hayatlar değişiyor ; ancak ruhlar hala enkazın altında …

Nobel Edebiyat Ödülü almış bu kitabı yorumlamakta oldukça zorlandım; çünkü yazarın anlatım tekniği son derece sıra dışı. Belki de eseri farklı ve bu kadar ilgi çekici kılan tam olarak budur. İnsana dair ne varsa, acısıyla ve güzelliğiyle hiçbir ayrıntıyı atlamadan ele alıyor; duyguları okura güçlü ve derin bir biçimde aktarıyor. Kitabı okurken fazlasıyla etkilendim. Uğruna bütün ömrümüzü verdiğimiz şeylerin aslında hiçbir zaman bize ait olmayabileceğini çarpıcı bir şekilde yeniden fark ettim. Hatta bazı bölümlerde durup uzun uzun düşünme ihtiyacı hissettim. Bence müthiş bir kalem; mutlaka şans verilmesi gereken bir eser.
Kadimzamanlar ve Diğer Vakitler
Olga Tokarczuk - Timaş Yayınları - 2021
600
bklync
#Yaşam - @banukalyoncu
İnceleme
25g
Adnan Arduman "DAHA DÜN GİBİ" Zaman Değil, Duygular Hatırlatır
"Ben gelecek için hiçbir endişe duymadım. O yeterince hızlı geliyor."
- Albert Einstein.


Edebiyat dünyasında bir esere yaklaşırken sadece metnin kendisi değil; yazarı, yazıldığı dönem, önceki çalışmaları ve okuyucuda uyandırdığı izlenim önem kazanıyor. Bu bağlamda, yeni okuduğum “Daha Dün Gibi” kitabı, yalnızca kurgusal bir roman olmanın ötesine geçerek, modern insanın zaman algısı, yalnızlığı ve dönüşümsel hâlleri üzerine düşündürücü bir alan açıyor.


Sadece bireyin içsel dünyasını değil, onu kuşatan teknolojik ve toplumsal evrimleri de sahneye koyuyor. Böylece Arduman’ın yazınsal serüveni, bireysel deneyimden evrensel temalara doğru genişleyen bir yelpazeye dönüşüyor.

Önceki kitaplarını okuma fırsatım olmadı, henüz yazarımız ile yeni tanıştım ama en kısa sürede arayı kapatacağım. Fakat kendisinden kısaca bilgi vereceğim. Kişisel web sitesinden Hakkımda yazısını aynen alıntılıyorum.


“Adnan Arduman, 1953 yılında İstanbul’da doğdu. Saint-Benoit Lisesi’ni bitirdikten sonra I.N.S.A. de Lyon Mühendislik Okulu’ndan makine yüksek mühendisi olarak mezun oldu.


Kurucu ortaklarından olduğu Açık Radyo’da bir süre müzik programları yaptı. Müzik sistemlerine olan ilgisi sonucunda kendi lambalı amplilerini tasarlayıp üretti. Yurt dışındaki dergilere Hi-Fi üzerine eleştiri ve tanıtım yazıları yazdı. Ses tutkunlarının sıklıkla uğradığı, geçmişi 20 yıla yaklaşan müzik sistemleri konusunda uzmanlaşmış firması Timpani Audio’da çalışmalarını sürdürüyor.


Fotoğraf sanatıyla da yoğun ilgisi olan Adnan Arduman’ın siyah beyaz sokak fotoğraflarından oluşan “Kapıların Dışında” isimli sergisi, 2017 yılında Schneidertempel Sanat Merkezi’nde izleyicilerin beğenisine sunuldu.
Arduman yazma serüvenine öyküyle başladı. “Kaçış” isimli novellasının İngilizce çevirisi “Run Away” ismiyle 2018 yılında amazon.com’da yayınlandı. Yayınlanmayı bekleyen on altı öyküsü bulunan Adnan Arduman’ın “Komşudaki Hamam Böcekleri” kitabı ilk roman çalışmasıdır.


Son romanı “Daha Dün Gibi” 2025 yılında yayınlanmıştır”


Zaman, Bellek ve İnsan İlişkileri

“Daha Dün Gibi”nin temel temalarından ilki zaman. Ana karakter Can’ın 2022’den 2191’e geçişi, yalnızca fiziksel bir zaman atlaması değil, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir yolculuk. Arduman, gelecekteki dünyayı betimlerken, insanın hâlâ geçmişine, hatıralarına ve duygusal bağlantılarına sıkı sıkıya bağlı olduğunu gösteriyor. Geleceğin gelişmiş teknolojisi bile insanın içsel karmaşasını çözmekte yetersiz kalıyor.


Bellek, romanın bir diğer temel taşı. Can’ın hatıraları, onu bugüne ve geleceğe bağlayan bir köprü vazifesi görüyor. Yapay zekâ ve ileri teknolojinin her şeyi yönetebildiği bir dünyada bile, insan hafızasının önemi sarsılmaz. Arduman, belleği hem bir duygusal pusula hem de bireysel kimliği tanımlayan temel bir unsur olarak ele alıyor.

Teknoloji ve insan ilişkileri arasındaki denge, kitabın en düşündürücü yönlerinden biri. 2191 yılında yapay zekâ günlük yaşamın merkezinde, sağlık sistemleri neredeyse kusursuz. Fakat bu ilerlemeye rağmen insanlar arasındaki duygusal bağlar hâlâ kırılgan, yalnızlık hâlâ yaygın. Roman, teknolojik üstünlüğün mutluluk ya da tamamlanmışlık getirmediğini, insan ilişkilerinin ve duygusal zekânın hâlâ hayati olduğunu hatırlatıyor.


Son olarak yalnızlık, Arduman’ın karakterleri ve olay örgüsü üzerinden derinlemesine işlenen bir tema. Can, gelecekteki dünyada fiziksel olarak hayatta olsa da, zamanın ve teknolojinin yarattığı mesafe onu özlem, kayıp ve izolasyonla yüzleştiriyor. Yalnızlık, romanın hem bireysel hem de toplumsal bir metaforu; insanın kendi iç dünyasında ve toplumsal yapıda nasıl konumlandığını sorgulatıyor.


Yapay zeka, teknoloji ve yazılım alanında hizmet veren bir şirket sahibi olarak konulara kendimi çok yakın hissettim. Bu nedenle daha fazla ilgimi artırdı. Yazarın dili yer yer ironik, yer yer melankolik, hem güldürüyor hem düşündürüyor. Ben kitabı okurken çok keyif aldım ve sürekli gülüyordum : ))) Bazı satırlarda “yaşam dün gibiyken”, bazı satırlarda “yarın ne getirir bilinmezken” hissiyle okuyoruz. Bu duygu geçişleri kitabın temel dinamiğini oluşturuyor.


Tüm bunların dışında Can’ın hikâyesinde, 2191’de uyanmadan önceki hayatına dair en sıcak anılardan biri, eşiyle Beyoğlu’nda geçirdiği bir gündür. O gün, İstiklal Caddesi’nde yürüyüş yaparken, birbirine bakışları, kahkahaları ve paylaştıkları küçük anlar onun hafızasında silinmez bir yer edinir. Arduman, bu sahnede sadece Can’ın duygusal dünyasını değil, aynı zamanda eski Beyoğlu’nun ruhunu da ustaca yansıtır. Sadece Beyoğlu değil, İstanbul’un nefesini hissedebiliyorsunuz. İnci pastaneleri hakkında kitabın ilerleyen bölümlerinde Profiterol ile ilgili bir hatıra var. Okurken kahkaha attım. Sanırım Adnan Bey’in ay burcu Balık, senaryo yazma konusunda şahane.


Son olarak Arduman’ın müziği anlatma biçimi, teknik bir ayrıntıdan ziyade bir ruh hâli gibi işliyor metne. Müzik otoritesi değilim sadece güzel müzikleri dinleyip, şarkı söylemeyi seven biri olarak, müzik ve edebiyatın kol kola şahane durduğunu söyleyebilirim. Beethoven’ın keman konçertosunu dinleyerek toplantıya gidiyorum şimdi.


Size de keyifli okumalar diliyorum.


Sevgilerimle.

banukalyoncu
Daha Dün Gibi
Adnan Arduman - Tara Kitap - 2025
574
bklync
#Yaşam - @banukalyoncu
İnceleme
25g
Şermin Yaşar - "Söyleme Bilmesinler" Susarak Konuşan Bir Kitap Üzerine
Bazı kitaplar vardır; yüksek sesle konuşmaz ama okurun içini uzun süre meşgul eder. Şermin Yaşar’ın Söyleme Bilmesinler adlı kitabı tam olarak böyle bir metin. İlk bakışta sade, hatta yer yer çocukça görünen anlatımıyla okuru içine çekerken, satır aralarında yetişkin dünyasının en derin meselelerini fısıldar. Bu kitap, suskunlukla kurulan bir anlatının, gürültülü hakikatlerden çok daha güçlü olabileceğini hatırlatıyor.



Şermin Yaşar, edebiyatımızda özellikle çocuk edebiyatı ve kısa anlatılarla tanınan, yalın dili bilinçli bir tercih olarak kullanan bir yazar. “Ben yazar ile ablam vasıtasıyla tanışmıştım. Tanıyanlar Bade’yi biliyorlar, matematik öğretmeni ve çocuklarla iletişim dili iyidir. Sürekli kendini geliştiren biri olarak onun önerilerine kulak veriyorum.” Yazar metinlerinde dili o kadar güzel kullanıyor ki, süslemek için değil okurla tamamen aynı hizaya gelmek için. Söyleme Bilmesinler de bu yaklaşımın güçlü bir örneği. Yazar, anlatıyı karmaşıklaştırmadan, kelimeleri çoğaltmadan ama duyguyu derinleştirerek ilerliyor.



Bu kitapta okur, kendisine yukarıdan bakan bir anlatıcıyla değil, yanında oturup sessizce hikâye anlatan bir sesle karşılaşıyor. Kendinizi onunla sohbet ortamında hissediyorsunuz. Belki de kitabın en çarpıcı yanı tam olarak bu, anlatıcı, anlatmaktan çok dinliyor gibi.



Söyleme Bilmesinler, adından da anlaşılacağı üzere, söylenmeyenlerin, saklananların, içte tutulanların kitabı. Aile içinde konuşulamayanlar, çocukların sezdiği ama adını koyamadığı duygular, yetişkinlerin birbirine yük olmamak için sustukları cümleler… Kitap, suskunluğu bir eksiklik olarak değil de bir iletişim biçimi olarak ele alıyor.



Özellikle çocuk bakış açısının merkeze alındığı anlatılarda, sessizlik çok güçlü bir anlatım aracına dönüşüyor. Çünkü çocuklar çoğu zaman her şeyi anlar ama anlatamaz. Yetişkinler ise anlatabilir ama çoğu zaman anlatmamayı seçer. Bu iki hâlin kesişim noktası, kitabın duygusal omurgasını oluşturuyor.



Kitap boyunca çocukluk, masum bir dönemden çok hafızanın ilk kayıt alanı olarak karşımıza çıkıyor. Söylenmeyen her cümle, saklanan her duygu, çocuğun zihninde bir iz bırakıyor. Şermin Yaşar, bu izleri dramatize etmeden, ajite etmeden, son derece doğal bir akışla anlatıyor.



Aile içi ilişkiler, büyük trajediler üzerinden değil de gündelik detaylar üzerinden kuruluyor. Bir bakış, yarım kalan bir cümle, ertelenen bir konuşma… Okur olarak, kendi çocukluğumuzdan tanıdık sahnelerle karşılaşıyor ve kitap ilerledikçe kişisel bir hafıza yolculuğuna düşüyoruz.



Söyleme Bilmesinler’in belki de en güçlü yönü, bu kadar sade bir dille bu kadar yoğun bir etki bırakabilmesi. Kitap, okurdan özel bir hazırlık, edebi donanım ya da belirli bir yaş istemiyor. Aksine herkesin hayatında bir yerden temas edebileceği duygularla konuşuyor.



Bu sadelik, metni yüzeysel kılmıyor. Tam tersine, okura boşluklar bırakıyor. O boşlukları kendi hikâyelerimizle dolduruyoruz. Kitap bittiğinde, anlatılanlardan çok anlatılmayanlar akılda kalıyor. Ve kendi yaşantılarımız ve hikayelerimiz üzerinde göz gezdirme şansı bırakıyor.



Söyleme Bilmesinler, hızlı tüketilen metinlerin arasında yavaş okumayı, durmayı ve düşünmeyi hatırlatan bir kitap. Çocukluğuna dönmek isteyenlerden ziyade çocukluğunun hâlâ içinde yaşadığını fark edenler için yazılmış.



Bu kitap, büyük cümleler kurmuyor ama hepimizin içindeki büyük duygulara dokunuyor. Belki de bu yüzden, bitirdikten sonra hemen kapatılamıyor, bir süre elde tutulmak isteniyor. Bende aynen böyle yaptım. Kitabı bitirdim, bir kahve eşliğinde onunla biraz vedalaşma seramonisi yaşadım. Şimdi yazarın son kitabı “Altı Harfli Bir Tatlı” kitabını okuyorum bitince yine bahsedeceğim.


Şimdilik kendinize iyi bakın. Sevgiler.

Banu Kalyoncu
Söyleme Bilmesinler
Şermin Yaşar - Doğan Kitap - 2024
561
Mjora
@mjora1725
İnceleme
26g
Yazarla tanışmam yeni değil ikinci kitabı .
Üç bölümden oluşuyor.
Küçük kadınları büyük sorunları ile baş etme çabasını okudum.
Melek ve İnci
Koca dünyada iki mahsum.

İnsan annesine küsünce bir daha çocuk olamıyormuş.
Sayfa 9 - Doğan Kitap
·
Kitabı okudu
Vatan Millet Samatya
Seray Şahiner - Doğan Kitap - 2025
562
Doğa
@obito
İnceleme
27g
1. Yüzeyde Ne Anlatıyor?
Hikâye, sıradan bir martı sürüsüne ait olmayan Jonathan Livingston adlı bir martıyı anlatır.
Diğer martılar:
Sadece yemek bulmak için uçar.
Güvenli ve alışılmış olanı seçer.
Jonathan ise:
Daha iyi uçmak ister.
Sınırlarını zorlar.
Uçuşu bir amaç hâline getirir.
Bu yüzden sürü tarafından dışlanır.
2. Asıl Mesaj Nedir?
Kitabın ana fikri şudur:
İnsan (ya da martı), kendisine biçilen sınırların ötesine geçebilir.
Jonathan:
Aç kalmayı, yalnızlığı, dışlanmayı,
göze alır ama: Kendi potansiyelini inkâr etmez.
3. Sürü Ne Temsil Eder?
Sürü:
Toplumu ,gelenekleri
“Böyle gelmiş, böyle gider” anlayışını temsil eder.
Sürü için önemli olan:
Uyum, güvenlik, ortalama olmak.
4. Jonathan Ne Temsil Eder?
Jonathan:
Bireyselliği,kendini aşmayı,özgürlüğü
Ama:
Bencil bir özgürlük değil, bilinçli bir özgürlük.
5. Kitaptaki Öğretmenler (Chiang vb.)
Jonathan yalnız değildir.
Üst düzey martılar:
Rehberdir,öğretmendir
“Ustalığı” temsil eder.
Ama:
Kurtarıcı değildirler.
Jonathan:
Kendi yolunu kendi uçar.
6. Bilgi ve Sevgi İlişkisi
Kitapta çok net bir mesaj vardır:
Gerçek öğrenme, sevgiyle mümkündür.
Jonathan sürüye döndüğünde:
Onları küçümsemez, zorlamaz,sadece öğretir
7. Kitap Dini mi, Spiritüel mi?
Dini bir kitap değildir
Ama mistik ve spiritüel bir dili vardır
Özellikle:
“Mükemmellik”
“Özgürlük”
“Aşk”
kavramları metafizik bir çerçevede ele alınır.
Martı Jonathan Livingston Ciltli
Richard Bach - Epsilon Yayınevi - 2018
624
Mertcan
@callmeishmael
İnceleme
27g
Dünya, sizin zannettiğiniz kadar tozpembe değil sayın aydın(!)lar !
İçinde yaşadığın ülke -malum zaafları nedeniyle- sürekli, sebeplerin en ufağıyla bile çalkalanıyorken; nüfus yapın tehlikede ve sırf bu nedenden dolayı bile geleceğin belirsiz ve millî güvenliğin artık alarm verip çatırdıyorken; korunaklı villanızda yaşayıp şehrin en kenar mahallelerine hiç girmeyen ve tehlikelerden daima uzakta yaşayan bir hümanistseniz yapılacak en iyi şey nedir?
Tabii ki de sıkıntılarını bizzat sizin çekmediğiniz problemler için, çekenlerine ‘tatliş tatliş yaşayın işte:))) tadımızı kaçırmayın’ diyerek “onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevitine ihi ihi”li bir finalle mülteci güzellediğin bir edebiyat başyapıtı(!) kaleme almaktır.

Bu kitabın hangi amaca hizmet ettiğinin farkındayız.

Acaba kör göze parmak sokmayı bıraksanız mı artık?
Şapka
Zülfü Livaneli - Doğan Egmont Yayıncılık - 2022
673