Hakan Günday'ın okuduğum üçüncü kitabı ve yazarın kalemini ne kadar sevdiğimi bir kez daha anladım.Oldukça sert ve çarpıcı olmasına rağmen okumaktan vazgeçemiyorum. Bu kitapta öyle bence herkes için de kolay okunabilecek bir kitap değil. Kitap, insan kaçakçılığı yapan babasına çocuk yaşta boyun eğmek ve onunla işbirliği yapmak zorunda kalan bir çocuğun sarsıcı hikayesini anlatıyor.
İçinde onlarca kaçağın olduğu kamyonetin kaza yapması ve o enkazdan sadece bu çocuğun sağ çıkmasıyla hikaye bambaşka bir boyuta geçiyor. Kazadan günler sonra bulunan bu çocuğun, yetiştirme yurdunda geçen yeni hayatına ve geçmişin karanlık izleriyle boğuşmasına tanıklık ediyoruz. Varoluş sancısını ve insanın içindeki karanlığı okura çok iyi geçiren, yüzleşmesi zor bir roman
İnsan, sınırlı bir varlıktır. Acı çeker, şaşırır, unutur, öfkelenir, pişman olur, korkar. Bu özelliklere sahip olduğu için “anormal” değildir. “Eksiklik ve sınırlılık" insanın fıtratının ta kendisidir.
Her taş bize yardım edecek, her nehir bize doğru akacak. Yürümeye devam edin kardeşlerim, başınızı kaldırın, dik durun, bir zamanlar savaşa giden annelerimizin yaptığını yapın.
Kalıcı olacak, gerçek bir iyileşme sağlamak için kafanın içinden çıkıp çalışmaya başlamamız gereklidir. Bunun için de öncelikle bedenimize geçiş yapmalıyız.
Günlerdir elimde sürünen kitap nihayet bitti... Uzun uzun yazmak istemiyorum. Yazarın ölümünden sonra geriye kalan yazı, şiir ve eserlerin bir derlemesi olan bu kitap için şunu söyleyebilirim: Bize sahte bir teselli sunmuyor; aksine bizi yalnızlığın ve hiçliğin tam ortasında kendimizle baş başa bırakıyor. İnsanın yüzüne tokat gibi vuran sarsıcı bir deneyim. Her sayfasında durup dakikalarca düşündüğüm bir kitap oldu. Felsefik derinlik arayanlar için muazzam bir eser😀
Tinsel olarak doğumum kısa bir kış gününe isabet etmiş olabilir. Gece, varlığıma çok erken çökmüştür belki de. Hayatım mahrumiyet ve hüzünle yaşanmaya mahkûmdur.
Hiçbir şey, başkalarının şefkati kadar ağır gelmez insana- kin bile geçmez onu, çünkü kin şefkat gibi sürekli değildir: Ağır bir duygu olduğundan, içgüdüsel olarak onu daha seyrek, daha hafif hissetmeye çalışırız. Aşk ise kin kadar zalimdir
Dünyadaki bütün evli çiftler yanlış evlilikler yapmış tır, çünkü herkes Şeytan’ın ruhumuzu ele geçirdiği gizli köşelerde, arzulanan erkeğin karmaşık imgesini, yüce kadının değişken resmini saklar.
Gerçek bilgeliğe ulaşmış bir insan, dünya denen gösteriyi oturduğu yerden seyrederek keyif alabilir, okuma yazma bile bilmeden, kimseyle tek kelime etmeden, sadece duyularını kullanarak, hüznü bilmeyen ruhundan güç alarak yapar bunu.
"Bir ailenin geçmişindeki karanlık sırlarla dolu acı gerçekler, kitap ilerledikçe sırlar bir bir aralanıyor. Yazar karakterlerin geçmişte yaşadığı travmaları ve psikolojik alt yapıyı okuyucuya muazzam bir şekilde aktarmış. İlk sayfalarından itibaren sizi içine çeken, elinizden bırakamayacağınız ve sürekli ters köşe yapan bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum!"
Gönlümün en derin, en mahrem yerinde tek isteğim, gökyüzünü pis bir grilikle kaplayan durgun bulutların silinip gitmesi; aralarından mavilikler fışkırsın istiyorum, açık, kesin gerçekliktir mavi, çünkü hiçbir şey değildir, hiçbir arzusu yoktur.