Hristiyanlar ise aynı kıssayı İznik Konsili'nde şekillendirilen din ile örtüşecek şekilde kurgulamışlardır. Hz. Nûh'un güvercini ile Teslis'teki Kutsal Ruhu simgeleyen güvercin, insanlığı kurtaran gemi ve insanlığı kurtaran kilise, tufandan kurtulan Nûh ve çarmıhtan kurtulan İsa vb. Bu sebeple birçok kilisede Nûh (as) fresk ve ikonaları görülebilmektedir. İstanbul'da Kariye'de Nûh (as) gemisi ile birlikte resmedilmiştir.
Hristiyan turistleri buralara çekebilir miyiz düşüncesiyle Ağrı'da bir tepeye Cudi adını vermek, olmayan Hristiyan tezlerini desteklemek Türkiye'ye bir şey kazandırmayacaktır. Onlarca delili ile ortada duran Cudi gerçeği önce Türk halkına, sonra da dünyaya duyurulmalı, anlatılmalı ve bölge turizme açılmalıdır.
Bu strateji kapsamında, İncil'de geçen Ararat ismi Ağrı Dağı ile özdeşleştirilip, Hristiyanların Ağrı ile bir gönül bağı kurması ve burada siyasal anlamda güç hâline getirilmesi amaçlanmıştır.
Ağrı'da küçücük bir netlik bile yokken neden hep Ağrı bilinir? Tabii ki ideolojik nedenlerden. Birilerinin Ağrı üzerine yapmak istediği projelerden dolayı.
Çocukluğumuzdan bu yana ne zaman Nûh Tufanı bahsi geçse hemen akla Ağrı Dağı gelir. Çok enteresan değil mi? Neden hiç Cudi Dağı'nı, Nûh'un (as) kabrinin olduğu Cizre'yi duymadık? Kur'ân'da Hûd Sûresi'nde Allahu Teâlâ açık bir şekilde "Gemi Cudi üzerine oturdu" diyor. Bu açık anlatıma rağmen burası gözümüzden neden kaçırıldı ve hep Ağrı servis edildi?
Hangi inançla ilgili olursa olsun yeryüzünde kutsal alanlar boş kalmaz. Yani oraya kıymet veren insanlar, oraya yakın olmak, ölünce de oraya yakın bir yere defnedilmek ister.
Hristiyanlık denilince aklımıza hemen Avrupa Katolikleri ile Doğu Roma Ortodoksları geliyor. Hâlbuki bir de Kudüs-Mısır-Anadolu üçgeninde erken İsevilikle hemhâl mezhepler var ki onlar, bu bölgede yoğun olarak yaşamışlar. Öyle olunca da Nûh (as) makamına onlar da gelir olmuş. Süryaniler, Keldaniler, Yakubiler ve Ermeniler de aynen Müslümanlar düşünürlermiş.
Cudi Dağı ve civarı, İlk Çağ'dan insanoğlunun yaşadığı son yüzyıla kadar nice önemli kişiyi mıknatıs gibi kendisine çekmiştir. Bu topraklar insanlığın ikinci babası Nûh'un (as) topraklarıdır ve hemen tüm Ehl-i Kitap topluluklar, hatta putperest bildiğimiz topluluklar da buralarla ilgilenmiştir.
Oysa bizler çocuğun kalbine ulaşır, onunla aidiyet kurarsak, kendisini özgürce ortaya koymasına izin verir, her halini eleştirmeden kabul eder, inanç evrelerini de düzgünce işlersek yaşı geldi ğinde namaz kılmasını, tesettüre girmesini teklif ettiğimizde, çocuğumuz bu teklife olumlu cevap verecektir. Çünkü kişi sevdiğinden aldığı teklifi kolay kolay reddedemez.
Hayır demeyi bıraktıkları için karşılarında sınır konmadığından dolayı nefisleri fıl kadar büyümüş, buna mukabil ruhları da aç bırakılmış bir nesil var.
Geçmişin hatalarına düşmemek için aşırı hassasiyet gösteriyorlar. Fakat bu defa da dinlerini öğretemiyorlar. "Sakın günah demeyelim, aman bunaltmayalım, ne istiyorsa yapsın, Allah korusun psikolojisi bozulur," diyorlar. Önceki neslin afeti "sahte benlikli" çocuklar yetiştirmekti. Şimdikiler de "nefsine tapınan" bir nesil yetiştiriyor.
Çoğunluk din eğitimini çocuğuyla hiç bağ kurmadan vermeye kalktı. Çocuğunu dinlemeden, neyi yapıp neyi yapamayacağını tartmadan, kalbine ulaşan yolları keşfetmeden salt vaaz mantığını benimsedi. İnsan psikolojisini ve gelişim evrelerini gözetmeden din eğitimine başladı.
Her günah insandan bir şeyler alıp götürür. Bazen çok huzurlu kılınan namazları yok eder, bazen insanın masumiyetini, bazen kalp dinginliğini alt üst eder, bazen güzel dostlukları bitirir. Anlık zevkler uğruna yaşadıkları kayıpları fark edenler vakit kaybetmeden takvalı bir yaşam modeline geçmeye niyet ederler.
Bazı insanlar görürüz, ince eleyip sık dokurlar, çok fazla sakınırlar. Projektörü kendilerine çevirmişlerdir. Adeta avını gözleyen bir avcı edasıyla yollarına dizilmiş günah kuyularını dikkatle araştırırlar.
Tufan sonrası suların çekilmeye başladığı ve kara parçasının ilk görüldüğü yer Cudi Dağı olduğuna göre akla gelen soru, Cudi'de zeytin ağacı olup olmadığıdır. Evet, vardır, Cudi'nin eteklerinde bulunan birçok yerleşim yeri bugün hâlâ bu zeytinlerden istifade etmektedir.
Cudi Dağı'nın karşısında Hayırsız Dağları yer almaktadır. Binlerce yıldır bu isimle anılan dağlara bu ismin verilme sebebi bir efsaneye dayandırır bölge halkı.
İnsanın kim olduğunu, buraya neden geldiğini ve öldükten sonra nereye gideceğini anlamlandıramaması kadar korkunç bir bunalım olamaz. Bu mutsuzluk da zamanla inanç meselesine yeniden olumlu bakmasına sebep olur.
Pek çok kişinin şartlar değiştiğinde inkardan inanca döndü ğünü görüyoruz. Çünkü inanmak ruhun en önemli ihtiyacıdır. Bu ihtiyacını görmezden geleceği dönemleri tüketen kişi eğer kalbine mühür vuracak kadar din düşmanı olma misyonunu sürdürmeyi seçmiyorsa bir gün mutlaka kalbi yumuşar ve yeniden bir Allah tasavvuru geliştirir
Günümüzde bu gözlüğü takan niceleri Allah'ın yokluğunu ispatlamak için ortaya pek çok fikir atıyor. Kimisi "Kur' an artık günümüz modern dünyasının normlarına hitap ede mez, insan hakları çok gelişti, teknoloji aldı başını yürüdü, Kur'an'ın dili yeni dünyaya ayak uyduramaz," deyip reddediyor
Ama akıl bazen gerçekleri örter ve insana kendi görüşlerini gözünde büyüten bir kibir gözlüğü takabilir. O gözlük kendi algısı dışında hiçbir hakikati göstermez olur.
Örneğin bir anne evde çocuklarıyla yalnızken onlara kaba davranıyor, şiddet gösteriyor ve hata yaptıklarında sert tepkiler veriyorken, yanlarına başka biri geldiğinde birden kibar ve naif bir karaktere bürünüyorsa çocuğun zihninde şöyle bir düşünce oluşur: ''Annem baş başa olduğumuzda kaba ve nefsine göre davranan biri, ancak çevresinde özellikle önemsediği biri varsa tamamen değişiyor ve iyileşiyor. Demek ki biz yalnız olduğumuzda istediğimiz gibi davranabiliriz an cak önemsediğimiz insanlarla birlikteyken iyi görünmeliyiz."
Elbette çocuklar kardeşlerini ya da akraba çocuklarını potansiyel rakip olarak görebilirler, akran kıskançlığı olağan bir durumdur. Fakat bu kıskançlığın sevgiye dönüştürülmesi bizim elimizdedir
İhlas eğitiminin üçüncü basamağı, çocuğumuzu iyi işlere teşvik ederken başkasıyla kıyaslamamaktır. Çocuk, benliğini olduğu haliyle yaşamaya, kimsenin elindekine ve başarısına gözünü dikmeden hayat yolunu adımlamaya programlanmıştır.
Münafıklık, riyakarlık, yalancılık gibi hastalıklara yakalanan birçok kişi, çocukluklarında koşullu sevgi görmüş bireylerden oluşur. Eğer çocuğumuzu samimi, özü sözü bir, olduğu gibi görünen ve Allah'ın rızasını önceleyen bir yapıda yetiştirmek istiyorsak, öncelikle ruhunun ilk gıdası olan şartsız sevgiyi sunmalıyız.
Merkeze Kur' an ve sünneti koyarak ilerlersek onun çizeceği sınırlar bizi, ahlakını yitirmiş samimiyetsiz kesimden ayırdığı gibi, günümüz dünyasının asla manen tatmin etmeyen ve aklen de yeterli gelmeyen saçma ideolojilerinden, ateistlik ve deistlik teranelerinden de uzak kılacaktır.
Kırk yaş dönemi bir önceki evrede yaşanan sorgulama süre cini tamamladığımız dönemdir. Bütün algılarımız kökleşmeye başlar ve artık benlik yapımız son haline ulaşır. Elbette her ne üzerine şekillendiyse istisnai durumlar olmakla birlikte o şekli koruması muhtemeldir.
"Samimiyetsizim, menfaatçiyim, yetersizim" gibi bir benlik imajı oluşturduysak bu yargının temeline inmeli, ne zaman başladığını bularak aslında her şeyin o ana ait olduğunu düşü nüp yaşadığımız olayı yeniden doğru bir şekilde yorumlamalı yız.
Bazen kalbimiz, içimizde bir şeylerin tepetaklak olduğu na dair küçük ipuçları verir bize. Bazen de ipucu vermekle kalmaz ruhumuzun tam bir resmini çekip önümüze koyar.
Gece vakti büyük bir şehre girdiğimde karanlıkta kümelenmiş bütün o evlerin her birinin içlerinde kendi sırlarını barındırdıklarını düşünürüm, her bir evin her bir odasında ayrı bir sır vardır ve bunların içlerinde çarpan her bir yürek de hemen yanı başındaki yüreğin bile bilmediği ayrı bir sır taşır içinde! En berbat şeyler, hatta ölüm bile böyledir. Sevdiğim şu kitabın sayfalarını daha fazla çeviremem artık, boş yere bir gün hepsini okumuş olmayı umarım.
Şükürsüz bir annenin memnu niyetsizliği, tevekkülsüz bir annenin sürekli kaygılı tavırları, razı olmayan bir annenin bitmek bilmeyen arayışları ve kıyas lamaları çocuğu bunaltır.
Gittikçe hızlanan hayatlarımıza yapacağımız birkaç do kunuşla yeniden fabrika ayarlarımıza dönebiliriz, "stressiz bir ev" için bazı değişiklikler yapabiliriz.
Merhabalar! Öncelikle bu tarz konu ve kitaplara hâkim olmadığım için Eros ve Olimpos Dağı hakkında birkaç bilgi edinmek istedim. Yazarın okuduğum ilk kitabı. İlk etapta mitoloji ağır felsefi düşüncelere sabit kaldığı için okumakta zorluk çekerim diye düşünmüştüm ama kitap o kadar güzel ve akıcı ilerledi ki hemen hemen her satırın altını çizdim. Yazar bize mitolojiyi doğrudan anlatmak yerine günümüz insanının duygularıyla harmanlamış; aslında Olimpos Dağı'ndaki o tanrılar dediğimiz varlıkları tamamen bizim içimizdeki duygu ve dürtülerin ya da şefkat ve egolarımızın bir temsili olarak görebiliriz. Bu sadece bir roman değil; kitabın konusunun psikolojik açıdan yazılması başlı başına harika! Mitolojik anlatımından ziyade insanın kendisiyle olan içsel hesaplaşma , duygularıyla yüzleşme ve düşünmeye teşvik edici bir eserdi benim için Bu tarz kitaplara merak duyanlara tavsiye ederim🤗🤍
Bu kalbin nerede düğümlendiğini anlamak için iradenin ruhumuzdaki ilk kodlarına kadar inmemiz gerekecek. İnsanın derinliklerine inip iradeyi ilk kaybettiği yeri görebilirsek bu sorunun çözümü daha mümkün olacaktır. O halde önce içi mizdeki bizi farklı yönlere çağırmakla görevli sesleri tanımaya çalışalım. Bu sesleri nasıl yöneteceğimizi bilmenin ilk adımı onları tanımaktır.