Aile üyesi olarak eşlerin ve çocukların ilişkisindeki temel niyet sevgi ve hizmet etmek olacaktır. Sevgi ve hizmet niyeti olan insanın güler yüzlü, sevecen dinlemeye ve yardım etmeye hazır bir görünüşü olacaktır.
"Sevgi kültürü içinde evliliğin temeli bir tarafın erkek ve diğerinin kadın olması değildir. Evliliğin tarafları 'erkek insan' ve 'kadın insan', ailede insan insana temeller üzerine kurulu bir aile olacaktır."
Halklar kendilerini ecdadlarıyla, dinle, dille, tarihle, kültürel değerlerle, geleneklerle ve kurumlarla tanımlayarak, 'Biz kimiz?' sorusunun cevabını tanımlıyorlar;kendilerini kültürel gruplarla özdeşleştiriyorlar.
Tarih boyunca insanlar arasında güveni bir değer olarak görmeyen hiçbir toplum sağlıklı bir toplum olarak barış ve huzur içinde yaşamını sürdürememiştir.
Çelişki seni öldürür. Çelişki işkencedir. Çelişki buz tutmuş bir göldür. Çelişki buz tutmuş gölün çatladığı andır. Çelişki, göldeki çatlağa saplanıp donmaya başlamandır. Çelişki, yardım istemek için açtığın ağzına dolan sudur.
"İnsanın kendisi olarak var olabilmesi kendiliğinden gerçekleşen bir şey değildir. Bu, özgürlüğüne değer veren bir savaşçı bilinci ve tavrı gerektirir."
Geleneksel Türk kültüründe evlat, anneye ve babaya 'ait' bir varlık olarak anlaşılırken modern Amerikan kültüründe kendi yaşamı olan, anne ve babadan bağımsız bir 'birey' olarak tanımlanır.
Bir yalnızlık türü vardır ki toplumumuzda bundan pek söz edilmez ve çoğu insan bunun üstünde hiç durmaz. Kendi özünden kopukluğun oluşturduğu iç yalnızlık.
Bir sürü kitap okudu ama içindeki huzursuzluk azalmak yerine daha da büyüdü. Her kitabın tek tek her sayfası bilgi alemine açılan birer gözedeme deliğiydi. Okudukları açlığını daha da artırdı.
Görgü kurallarının çokluğu karşısında serseme döndü, kibar tabakaya mensup insanların kartvizit kullanımlarının incelikleri arasında yolunu kaybetti. Aramasını bitirdi. istediğini bula mamıştı, ama kibar biri olmaya çalışmanın insanın bütün vaktini alacağını ve görgü kurallarına uygun davranabilmek için evvelden beri buna uygun bir hayat yaşaması gerektiğini öğrenmişti.
Yakışıksız, keyifsiz bir yaşamı vardı. Oysa o zamana kadar bütün çevresiyle birlikte varoluşunu olduğu gibi kabullenmiş, güzel bir şey olarak yaşayıp gitmişti. Kitap okuduğu vakitler dışında asla sorgulamamıştı ki onlar da sadece güzel ama imkansız dünyalara ait hoş masallardı.
Gözleri görmek için yaratılmıştı, ama o ana dek dünyanın sürekli değişen görüntüleriyle dolu ve kendine bak mak yerine dünyaya bakınakla meşguldüler.
Halbuki güzelliği içlerinde hisseden insanlardan olsalardı, o parlayan gözlerin ve hararetlenmiş yüzün, gencin aşkla ilk tanışmasının belirtisi olduğunu anlayabilirlerdi.
Bu hayatın ötesinde bir hayat yoktu ona göre; hayat o anda ve oradaydı, sonrasıysa sonsuz kör karanlıktı. Oysa kızın gözlerinde gördüğü şey ruhtu ... hiçbir zaman ölmeyecek olan ebedi ruh.
Kişinin mutluluğu fiziki durumundan çok beynindekilere bağlıdır. Görme duyusu ve bütün organları sağlam olduğu halde fizikolojik sorunlar içinde umutsuz yaşayan insanlar bulunduğu gibi, tamamen kör olup da hayatı son derece üretken ve mutlu geçen insanlar vardır.
Müslüman olsun olmasın, insana yapılan her türlü haksızlık kul hakkı yemektir. Bütün dinler gibi İslamiyet'in de bu konuya önem vermesinin nedeni, kul hakkı yemenin yalnızca kişilere değil, top-luma da zarar veriyor olmasıdır.
Nasıl bir insan sigaranın ya da alkolün zararlı olduğunu bile bile vazgeçemez, bağımlı hale gelirse bazı insanlar, aileler, şirketler, toplumlarda onlara zarar veren tanımlama sistemlerine bağımlılık geliştirmişlerdir, bırakamazlar.
Biyolojik olarak yaşıyor olduğunu bilmek, yaşamının bilincinde olmak anlamına gelmez. Yaşamın sorumluluğunun bilincine varmış bir insan, kültür robotu olmak yerine bir şahsiyet olmayı hedefler. Bu kişi anlam çerçevesini kendisi oluşturmuştur ve bilinçli yaşar."