Günümüz dünyası, 1914'ten önceki dünyayla, hele o dönemin insanlarının düşledikleri gele cekle karşılaştırıldığında, çorak, açlık çekilen ve yıkıntıya dönmüş bir yerdir.
Çocuklar yeni "davranışsal psikoloji" teknolojisinin içine çekile rek "uygun" düşünceleri, duyguları ve hareket etme biçimlerini öğrenmeye; bu arada da evden getirdikleri "uygunsuz" tavırlar dan kurtulmanın çaresine bakmaya zorlanacaklardı. O küçük, masum, kırmızı okul binalarının dışındaki karanlık ortamlarda Doktor Frankenstein'ın yaptıklarını aratmayacak, bir ucu kim yasallarla ilgili çalışmalar demıeniyor; fokurtulu cadı kazanları kaynatılıyordu. Öğretirnin her aşamasında, kamuoyunu bilgilen dirmeye gerek duyulmaksızın, çocuklar üzerinde deneyler yapıl masına izin ve yetki verilmişti.
Okul genç zihinlerin denek olduğu bir laboratuvardır, bir şirkete dönüşmüş toplumun ihtiyaç duyduğu alışkanlıkların ve davranış kalıplarının üretildiği bir imalathanedir. Zorunlu eğitimin çocuklara ancak kazara faydası olabilir zira asıl amacı çocukları birer uşağa dönüştürmektir.
O kadar uzun zamandır yalnız ve kimseyle bağım olmadan yaşıyorum ki, dünyada nasıl olduğumu umursayan insanlar olabileceğini bile akıl edemiyorum diye düşündü.
George Washington, Benjamin Franklin, Thomas Jefferson, Abraham Lincoln mesela. Elbette birileri onlara bir şeyler öğretmişti ama hiçbiri okul sisteminin ürünü değildi ve hiçbiri ortaokulu bile bitirmemişti. Amerikan tarihinin büyük bölümünde, çocuklar genellikle liseye gitmemişlerdir ama mektepli olmayanlar Farragut gibi amiralliğe kadar yükselmişler, Edison gibi mucit olmuşlar, Carnegie ve Rockefeller gibi sanayi devleri olmuşlar, Melville ve Twain gibi yazarlık yapmışlar, hatta Margaret Mead gibi akademisyen olmuşlardır.
"Sanırım son zamanlarda okuduğum en iyi kitaplardan biri. Yazarla ilk tanışmam bu romanla oldu ve son sayfalara doğru kalbim resmen paramparça oldu. Başkarakter Adalet; geçmişin gölgesi altında ezilen, bitmemiş bir vicdan muhasebesiyle yüzleşen, etrafına kalın duvarlar örmüş ve hayata 'dokunmadan' yaşamayı seçmiş sıradan bir kadın. Hikâyenin okurda bıraktığı en sarsıcı etki ise sizi anında kendi hayatınızı sorgulamaya itmesi. Yazarın akıcı dili ve güçlü psikolojik tahlilleri tek kelimeyle harikaydı."
Oysa herkes, başı ve sonu olan bir roman sanıyordu hayatını. Bütün boşlukları dolduracağını, soruları cevaplayacağını, düğümleri çözüp rahatlayacağını umarak yaşıyordu.
Gerçi hayat bana öğretmişti; kul kurar, felek gülerdi. Her ilmeğini planlayarak ördüğünüzü sandığınız atkı, gün gelir boynunuza dolanıverirdi. Ölüm diye bir şey vardı çünkü. O varken yarın ne demekti, planlar neye yarardı!
Ruhunuzu ele geçiren zifiri karanlığa diri diri gömülmeye niyetiniz yoksa, kendi ölümünüze fazla kafa yormaz, o kapınızı çalmadıkça bizzat gidip hatırını sormazsınız.
Bir de böyle gizli işlerle uğraşan adamlar çok çabuk dehşete kapılırlar ve bu elde öyle kartlar vardı ki, açıldıklarında elinde tutanın mosmor kesilmesi kaçınılmazdı.
Bazı izler dış dünyada bırakılıyordu, bazıları ise iç dünyalarda... İnsanlık, dış dünyada bırakılanlar kadar, iç dünyalarda bırakılan izleri de taşımayı becermişti bugüne dek.
Hayret! İnsan bazen bir yeniliğini denerken bile, eski alışkanlıklanını tekrar ediyor.Tıpkı bir kumarbazın, kumarı bırakacağım kanıtlamak için bahis oynamas, gibi...
Müşterilerinden biri, mutluluğu bir kibritin alevine benzetmişti. 'Ya esen bir rüzgar söndürür, ya siz üflersiniz, ya da sonuna kadar yanıp, kendiliğinden söner' dediğıni hatırlıyorum. Kibritin alevi önünde sonunda söner ama başka bir kibrit yakma şansınız daima vardır."
"Geçmiş yaşamımda birçok hata yaptım ... Bunlar için pişmanlık duyuyorum. Yanlış kararlar verdim, kayıplara uğradım. Zamanı hovardaca harcadım. Bir gün bir de baktım ki hayat yanımdan geçip gidiyor."
"Bugünden itibaren hayata güveniyorum, hayatın bana sunduğu fırsatları yakalıyorum. Bugünden itibaren hatalarımı kabul ediyorum. Hataların, değişimin bir parçası olduğunu biliyorum. Bugünden itibaren düşündüklerimi hayatıma çekiyorum; pozitif düşünürsem hayatıma pozitif şeyleri çekiyorum, negatif düşünürsem hayatıma negatif şeyleri çekiyorum. Bugünden itibaren önümde iki kapı olduğunun bilincindeyim. Bugünden itibaren gerçekte olduğum kişiyim..."
Aynı şekilde, geçmişteki olumsuz deneyimlerle beslenen negatif inançlara hapsolmak da herkesin kendi elinde. Korku peşimizi bırakmıyor ve bizi hareket edemez hâle getiriyor. Bu durumda korktuğumuz şeyi hayatımıza çekiyoruz. Düşüncen neyse gerçeğin de o oluyor. Ben buna çekim yasası diyorum. Sen ne isen hayatına da onu çekiyorsun.” ✨
Hayatta her insan acı ve hayal kırıklığı yaşar ama dikkat edecek olursan hayata karşı pozitif bir tutum içinde olan kişilerin şanslı olduklarını görürsün.
«Ashâb-ı Kehf mağaralarını ilginç kılan şey, farklı dönemlerde farklı insan topluluklarını kendisine çekmiş olmasıdır. Aynı mağaranın mensuplarını da kendisine çekmiş olmasıdır. Aynı mağaranın yanında hem kilise hem cami inşa edilmiş olması hayli şaşırtıcıdır.