"Bazı kitaplar vardır ya hani, kapağını kapattığınızda sadece bir hikâyeyi bitirmiş olmazsınız... İşte bu kitap benim için tam da öyle bir okuma oldu. Geçenlerde bir soruya denk gelmiştim: 'Bu kitap günümüzde yazılsaydı izlendiğimiz o sistem ne olurdu? İnternet mi, televizyon mu, yapay zeka mı?' Kitabı okurken benim aklıma ilk olarak internet geldi. Tıpkı kurgudaki gibi hayatımızın her alanına sızmış koca bir sistem... Orwell burada bir rejimin sadece bedenleri değil; insan zihnini, dilini ve hatıralarını nasıl yok ettiğini o kadar sarsıcı anlatmış ki, etkisinden çıkmak çok zor. Orwellin tüyler ürpertici distopyası herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum .
"Yazar bu kitapta okuru çok çarpıcı bir soruyla baş başa bırakıyor: 'Görünmez olsaydınız ahlaklı kalmaya devam eder miydiniz?' Kendi üzerinde yaptığı bir deney sonucu görünmez olan hırslı ve gizemli bir bilim adamının küçük bir kasabaya gelişiyle hikâyemiz başlıyor. Kasaba halkının şaşkın bakışları ve yayılan dedikodular arasında, bu adamın görünmezliği bir güç olarak kullanıp kafasına koyduğu kötülüklerin peşinden nasıl gittiğini okuyoruz. Amacına ulaşmak için kan dökmekten bile çekinmeyen bu karakter üzerinden, yargılayan gözler ortadan kalktığında insanın nasıl vahşileşebileceğine şahit oluyoruz. Yazarın diğer kitaplarındaki o güçlü kurgusal yeteneği burada da kendini gösteriyor. Çok açık, sade ve akıcı bir dili var; karanlık bir psikolojik bilimkurgu okumak isteyen herkese tavsiye ederim."
Hayatta en çok istediğiniz şey, hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir?"
Bu dükkân, gerçeğimizle yüzleşmemiz için bize tam olarak bu soruyu soruyor. Hayatta hiçbir şey karşılıksız değildir; her bir arzunun ve isteğin mutlaka bir karşılığı olmalıdır. Gizemli bir dükkânın satıcısı ile müşterileri arasında geçen psikolojik ve zorlu pazarlıklara şahit oluyoruz. Bu dükkânda hayatta arzuladığınız her şeyi satın alma hakkınız var; ancak bu şeyler para karşılığında değil, iç dünyanızdan ödenecek bir bedel şartıyla satılıyor.
Derin ve kısa psikolojik hikâyeler içeren, hacmi küçük ama etkisi büyük olan bu eser; insanı kendi istek ve arzuları üzerine düşünmeye sevk ediyor. Tam bir başucu kitabı diyebilirim. Okumaktan çok keyif aldığım bu kitabı herkese tavsiye ederim. 🤗 Şimdiden keyifli okumalar!
Bir psikiyatrist ile hastası arasında gelişen olaylar, zamanla doktor için adeta bir kâbusa ve tehlikeli bir akıl oyununa dönüşüyor. Başkarakter, bu süreçte kendini hiç kimseye güvenemeyeceği karanlık bir noktanın tam ortasında buluyor.
Tam "olayların iç yüzünü okudum ve anladım" dediğiniz anda konu bambaşka bir yöne evriliyor. Bu eser klasik bir polisiye romanı değil; insan zihninin ulaşılamaz derinliklerine inen, baştan sona psikolojik gerilim dolu bir ters köşe kitabı.
Asla tahmin edemeyeceğiniz, sarsıcı bir sonla karşılaşıyorsunuz. Yazarın diğer kitaplarını da kesinlikle okumayı düşünüyorum. Bu türü seven herkese şiddetle tavsiye ederim!
Söze bir girizgâh niteliğinde o meşhur alıntısyla başlıyorum. Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıllı çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık bir mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı... Dünya edebiyatının en büyük başyapıtlarından biri olan İki Şehrin Hikâyesi; Fransız İhtilali döneminde Londra ve Paris arasında geçen intikamın, sevginin ve yeniden doğuşun işlendiği bir romandır. Eserde; on sekiz yıl haksız yere hapiste yatan bir doktorun ve onun merhamet dolu, iyi yürekli kızının; kendi soyundan gelen zulmü reddedip İngiltere'ye yerleşen bir gencin ve soğukkanlılık içinde intikam hırsıyla beslenen bir devrimcinin hikâyesini okuyoruz. Haklı bir dava uğruna adalet peşinde koşmak gerekirken, bu adalet arayışının nasıl intikam ve hırsa dönüşüp toplumu yıkıma götürdüğünün çok çarpıcı bir örneğidir bu eser. Kitabı çok beğendim. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitaptaki o örgü ören kadından şiddetle nefret ettim; Carton'ın fedakârlığı ise bambaşkaydı. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap!
Mutsuz olmak için harcadığın tek bir an sana geri gelmeyecek.
Kitabın başkarakteri Maëlle; Paris'te yaşayan, başarılı ama sürekli bir koşuşturmaca içinde olan, kendini hayatın hızlı akışına kaptırmış mutsuz bir kadındır. Bir gün en yakın arkadaşı Romane ile buluştuğunda onun kanser olduğunu öğrenir. Romane, iyileşebilmesi için Nepal'de bulunan çok eski bir tedavi yöntemine ihtiyacı olduğunu söyler ve Maëlle'den bu bilgiyi kendisi için getirmesini rica eder. Maëlle, o yoğun iş hayatının ve koşuşturmacanın içinde olmasına rağmen bu zorlu yolculuğa çıkmayı kabul eder. Fakat bu yolculuğun, arkadaşına şifa aramaktan ziyade kendi içsel yolculuğuna dönüşeceğinden ve asıl kendisinin şifalanacağından haberi bile yoktur.
Kitap, alışılagelmiş roman tarzının dışına çıkarak adeta bir kişisel gelişim rehberine dönüşüyor. Doğu felsefesi ve farkındalık öğretileri, kurgusal bir hikayenin içine son derece ustaca yerleştirilmiş.
Kitapta bize verilen en güçlü mesaj; öfkemizin ve hayal kırıklıklarımızın temelinde aslında egomuzun yattığıdır. Maddi olarak her şeye sahip olsak da manevi olarak ne kadar bomboş hissettiğimiz gerçeği, sayfalarda çok çarpıcı bir şekilde yüzümüze vuruluyor. Herkesin kendinden bir parça bulacağı, sarsıcı bir uyanış hikayesi.
Yazarın notu: 📝 Düşündüm ki eğer her birimiz, diğerini elini uzatırsa bu dünyayı bir gün huzur dolu bir ahenk içinde yaşadığımız daha güzel bir yer haline getirebiliriz.
Başta bir kaza sonucu adada mahsur kalan birkaç çocuğun hayatta kalma macerasını anlatan bir kitap gibi görünse de aslında çok derin manalar ve psikolojik tahliller içeren, sosyolojik bir roman. Kanunların ve sosyal baskının olmadığı bir düzende bir insanın nasıl vahşileşip canavarlaşabileceğini gösteren sarsıcı bir eser. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise Simon karakterinin hazin sonu😥 Bence her insanın içinde bir canavar var. İnsani değerlerimizi nasıl kullanacağımıza da duygu ve irademizle bunu gösteriyoruz . Üzerinde çok düşünülmesi gereken bir kita.Herkesin okumasını tavsiye ederim. Kitapla, sevgiyle kalın! 🤗
Vay arkadaş, bu nasıl bir kitaptı! Sanırım ilk defa bu kadar popüler olan bir kitabı okudum. Başlangıçta sıradan bir evlilik dramı okuyacağımı düşünürken, okudukça kendimi psikolojik bir gerilimin içinde buldum. Kitabın bölümlerinin farklı karakterlerin gözünden anlatılması sayesinde 'Kim masum, kim suçlu?' diye sorgulamadan edemiyorsunuz. 'Ters köşelerin kraliçesi' dedikleri yazar tam da bu olsa gerek... Diğer kitaplarını da kesinlikle okumayı düşünüyorum!
Kitap, 1935 yılında Mussolini İtalyası'nın Etiyopya'yı işgal etmesiyle başlıyor. Hikâyenin merkezinde; bir zamanlar hizmetçi olan, aşağılanan sıradan bir köylüyken, halkın "Gölge Kral" diye adlandırdığı ordunun direniş sembolüne dönüşen bir kadın var: Hirut. Üstelik Hirut bu zorlu süreçte yalnız da değildir; Aster ve diğer Etiyopyalı kadınlar da onunla omuz omuzadır.
Bu eser, tarihin asıl arka planda bırakılan, haksızlığa uğramış kadınlarının sessiz çığlığı ve savaşın gerçek yüzüdür. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise, ordunun erkek komutanı olarak bilinen karakterin, elindeki erkek egemen gücü kullanarak Hirut'a yönelik gerçekleştirdiği rahatsız edici eylemler oldu. Tüm bu yaşananların ardından Hirut'un o uyanışı ve dönüşümü gerçekten çok etkileyiciydi.
Açıkçası kitabın puntolarının küçük olması sebebiyle okurken bir hayli zorlandım. Üstelik savaş temalı kitaplar beni normalde de bayağı sıkar. Ancak tarihi, kadın direnişini ve bu tarz güçlü karakter dönüşümlerini okumayı sevenlere tavsiye ederim.
"Yazar bu kitapta Psikoterapi nedir, ne değildir ve beklentilerimiz neler olmalıdır?' konularını dini bir çerçeveden harika bir şekilde ele almış. Din ve psikolojinin aslında birbirini nasıl bütünlediğini çok iyi anlatıyor. Kitabın bana geçen en net mesajı şuydu: Biz insanlarda sürekli her şeyi kontrol etme dürtüsü var. Oysa insan kendi acziyetini fark edip kabul ettiğinde, o yorucu kontrol hissi yerini huzura bırakıyor. Çünkü psikoterapi ve din birbirinden ayrı şeyler değil, tam bir bütündür. Psikolojiye karşı bakış açım değişti biraz da umut verici bir kitap oldu. Dili açık ,kısa bir kitap ama etkisi çok büyük ve vurucu. Herkese tavsiye ederim.
'Anne iyiyse herkes iyi, anne mutluysa herkes mutlu.''🌸
Kitabın yazarını çok uzun zaman önce takip ettiğim bir bayana ait olduğunu görünce hemen alıp okumak istedim😊 "Biz kadınlar olarak günün bereketsizliğinden, o bitmek bilmeyen koşturmacasından çoğu kez şikayet ederiz. İsteriz ki bir gün 24 değil de 30 saat olsun... Ama zamanı doğru bir şekilde, doğru bir ölçüde değerlendirmezsek o bile yetmez ve evet, yine bu tür serzenişlerde bulunmaya devam edebiliriz. Ev işleri, çocuk bakımı derken tüm bu sorumlulukları 24 saatin içerisine sığdırmaya çalışıyoruz.
Çalışan bir kadın olarak bu kitap bana gerçekten ilham kaynağı oldu. Kur'an ve sünnet ışığında ilerleyerek çok güzel konulara değinilmiş ve yazar kendi kişisel tecrübelerini de aktarmış." Bir hobi edinirken bile acaba ibadetlerim aksar mı, helal ve haram çerçevesini ihlal ediyor muyum? düşüncesine kadar son derece hassas konulara yer verilmiş.
Açıkçası ben çok beğendim; (bazı konularda kendimi yetersiz görmeme rağmen 😁)benim için tam bir başucu kitabı oldu. Hayata çeki düzen vermek ve zamanı daha verimli kullanmak için harika bir eser. Bu tür konulardan muzdarip olanlara ve arayış içinde olanlara kesinlikle tavsiye ederim. Kitabın da hissettirdiği gibi:
''Anne iyiyse herkes iyi, anne mutluysa herkes mutlu.''🌸
"Julia Cameron'ın kaleme aldığı Sanatçının Yolu ile başladığımız 12 haftalık sürecin nihayet sonuna geldik. Bir eğitmen rehberliğinde, haftalık okumalar yapıp manevi bir yolculuğa çıktık. Bu süreç boyunca her sabah aksatmadan 'Sabah Sayfaları' yazıp zihnimizi arındırdık ve haftada bir gün kendimizle baş başa kalarak 'Sanatçı Buluşması' yaptık. Ve tabi ki bu süreçte yapmak bir zamanlar ulaşılması zor bir hayalime kavuştum Kitapta verilen konuların amacı:
Zihnimizdeki tabuları yıkmak, yaratıcılığın sadece 'seçilmiş' kişilere ait olmadığını anlamak. (Sen de yapabilirsin bilinciyle hareket etmek) Sadece hayal kurmakla yetinmeyip o hayalleri eyleme dökmeyi öğrendik. Kısacası bu; okunup rafa kaldırılacak bir kitap değil, insanı harekete geçiren ve unuttuğu hayalleriyle yüzleştiren muazzam bir eylem planı!"
Hakan Günday'ın okuduğum üçüncü kitabı ve yazarın kalemini ne kadar sevdiğimi bir kez daha anladım.Oldukça sert ve çarpıcı olmasına rağmen okumaktan vazgeçemiyorum. Bu kitapta öyle bence herkes için de kolay okunabilecek bir kitap değil. Kitap, insan kaçakçılığı yapan babasına çocuk yaşta boyun eğmek ve onunla işbirliği yapmak zorunda kalan bir çocuğun sarsıcı hikayesini anlatıyor.
İçinde onlarca kaçağın olduğu kamyonetin kaza yapması ve o enkazdan sadece bu çocuğun sağ çıkmasıyla hikaye bambaşka bir boyuta geçiyor. Kazadan günler sonra bulunan bu çocuğun, yetiştirme yurdunda geçen yeni hayatına ve geçmişin karanlık izleriyle boğuşmasına tanıklık ediyoruz. Varoluş sancısını ve insanın içindeki karanlığı okura çok iyi geçiren, yüzleşmesi zor bir roman
Günlerdir elimde sürünen kitap nihayet bitti... Uzun uzun yazmak istemiyorum. Yazarın ölümünden sonra geriye kalan yazı, şiir ve eserlerin bir derlemesi olan bu kitap için şunu söyleyebilirim: Bize sahte bir teselli sunmuyor; aksine bizi yalnızlığın ve hiçliğin tam ortasında kendimizle baş başa bırakıyor. İnsanın yüzüne tokat gibi vuran sarsıcı bir deneyim. Her sayfasında durup dakikalarca düşündüğüm bir kitap oldu. Felsefik derinlik arayanlar için muazzam bir eser😀
"Bir ailenin geçmişindeki karanlık sırlarla dolu acı gerçekler, kitap ilerledikçe sırlar bir bir aralanıyor. Yazar karakterlerin geçmişte yaşadığı travmaları ve psikolojik alt yapıyı okuyucuya muazzam bir şekilde aktarmış. İlk sayfalarından itibaren sizi içine çeken, elinizden bırakamayacağınız ve sürekli ters köşe yapan bu kitabı şiddetle tavsiye ediyorum!"
Vejetaryen | Yazarın okuduğum ikinci kitabı ve gerçekten çok zor bir metindi. İsmi sizi yanıltmasın; vejetaryenliği değil, insan psikolojisinin karanlık sınırlarını anlatıyor. Üç farklı karakterin gözünden tek bir ana karakteri okumak müthiş bir deneyimdi. Biraz rahatsız edici ve sarsıcı bir tarzı var ama ben çok beğendim.Ruhsal çöküş ve dönüşümün çok güçlü bir anlatımı. Büyük ses getiren bu eser, benim için de en nadide kitaplar arasındaki yerini aldı.Farklı bir şeyler okumak isteyenlere tavsiyemdir."
Willy Pasini, bu eserinde sadakatsizliği yalnızca basit bir "ihanet" olarak görmeyip; meseleyi çocukluk travmaları duygusal boşluklar ve modern çağın getirdiği yeni ilişki dinamikleri üzerinden derinlemesine analiz ediyor. Yazarın, özellikle internetin etkisiyle kolaylaşan "sanal aldatmalar" ve bunların kökenindeki motivasyonlara dair tespitleri oldukça sarsıcı ve etkileyici.
Kitap her ne kadar yer yer kendi kültürel değerlerim ve inanç dünyamla bağdaşmayan yaklaşımlar içerse de, olaylara psikolojik açıdan bakması ve insan doğasının karmaşık yapısını çözümlemesi bakımından oldukça dikkate değer. İnanç ve kültür süzgecimi koruyarak okuduğumda, yazarın aldatma olgusunun ardındaki psikolojik mekanizmalara dair sunduğu perspektifleri son derece ufuk açıcı buldum.
"Kemal Sayar, Mehmet Dinç ve Sadettin Ökten'in söyleşilerinden oluşan bu kitap, tam bir şifa kaynağı. Yazarlar merhamet ve doğa ekseninde insanın iç dünyasına ayna tutarken, modern hayatın getirdiği mekanikleşmeye karşı bizleri uyarıyor. Hüznü, insanı olgunlaştıran bir yol arkadaşı olarak betimleyen bu eseri çok beğendim. Ruha dokunan bir okuma arayan herkese tavsiyemdir."
"Bu kitabı okurken tarifsiz bir zorluk yaşadım. Bosna Hersek savaşının ortasında, kelimelerle anlatılamayacak kadar yürek yakıcı hayatlara tanıklık ettim. Sırp askerlerinin uyguladığı zulüm, işkence ve insanlık dışı saldırılar karşısında resmen kanım dondu. Tüm bu anlatılanların kurgu değil, acı birer gerçek olduğunu bilmek insanı çok daha derinden sarsıyor. Son kavuşma kısmını içimden tahmin etmişken sürpriz oldu diyebilirim ve şu son alıntıyla noktalıyorum Okuyacak olanlara keyifli okumalar ☺️
Sen benim yaralı kalbimin merhemisin, ben de senin kaybettiğin bacağınla kolunum. Evet ... Seni ilk görüşte her halinle sevdim ben. Nefes aldığım sürece de seni hep seveceğim. Bugün tekrar kavuştuysak, biz artık birbirimiziniz."
"Stepford'a hoş geldiniz! Burada her kadın kusursuz, her ev tertemiz ve her eş itaatkar... Peki, bu kadar mükemmellik normal mi? Yazarla tanışma kitabım olan bu eserde, Joanna'nın 'Erkekler Kulübü'ne dair şüpheleri ve bu kusursuz kasabanın altındaki gizemi okuyoruz. 🤗
"Tarık Tufan ve o eşsiz anlatımı... 'Geç Kalan', çocukluk yaralarından varoluş sancılarına, aşktan yalnızlığa kadar uzanan muazzam bir iç hesaplaşma hikayesi. Annesizliğin bıraktığı boşlukları iyileşmeyen yaralarına dair tespitler Kalemiyle yine hayran bıraktı, kesinlikle tavsiye ediyorum. 📚
Gerçekten de çok derin, hüzünlü ve anlamlı bir romandı. Bir babanın bahçıvanlığa verdiği emeğin simgelediği düzen ve yaşam arzusu, ne yazık ki amansız bir hastalık olan kansere yakalanması ve ölümüyle aile üyelerini derinden sarsar. Ve bizler sevdiklermiz bizden ayrılınca kıymetini anlarız.
"Her zamanki gibi, kalemine aşık olduğum Tarık Tufan bu eserinde de beni hayal kırıklığına uğratmadı. "Aşklara Yer Yok", bizi yazarın kendine has melankolik ve hüzünlü atmosferine çekiyor. Kitabın ana karakteri, depresif ve içe dönük halleriyle, okuyucuyu İstanbul'un arka mahallelerinden alıp doğrudan kendi derin ve karmaşık iç dünyasına davet ediyor. Tufan'ın o kendine özgü, lirik dili sayesinde, şehirle karakterin duygusal durumu arasındaki bağı hissediyor.Aşkın imkânı ve imkânsızlığı üzerine kurulan; modern hayatın yarattığı iç karmaşayı ve duygusal ağırlığı derinden hissettiren, okuyucunun ruhuna işleyen çarpıcı bir kitap."
☕ Dünyanın Kıyısındaki Kafe: Bir Yolculuk Hikayesi
Hayatın bitmek bilmeyen koşturmacasından yorulan ve biraz tatil yapmaya karar veren John çıktığı yolda beklenmedik bir sorunla karşılaşır: arabası bozulur.
Bu mecburi mola sırasında, ıssız bir yerde bulunan ve adı "Dünyanın Kıyısındaki Kafe" olan gizemli bir mekâna sığınır. John'un tek niyeti kısa bir mola vermek olsa da, kafenin sıra dışı çalışanları ve diğer müşterilerle girdiği diyaloglar, onu derin bir iç yolculuğa sürükler.
Bu sohbetler sayesinde John, kendi V.A. (Varoluş Amacı) kavramını çözmeye ve hayat amacını keşfetmeye teşvik edilir.
Kurgu içinde ustaca işlenmiş kişisel gelişim mesajları içeren bu eser, okuyucuyu hem eğlendiriyor hem de düşündürüyor. Eminiz ki, bu harika kitapta herkes kendi hayatına dair değerli bir anlam ve iç görü bulacaktır. ✨🤍
Evladım Sana Diyorum okuma grubumuzun yine güzel ve etkileyici kitabıyla geldim. Yazarla grup sayesinde tanıştım 😊 Okuduğum bu kitap, her satırıyla durup düşünmeye sevk eden bir eser. İnsanın yaşamındaki iniş ve çıkışları ele alırken hayattan çıkarılan dersleri, mutluluk, ilişkiler ve kariyer gibi evrensel temalar üzerinden başarıyla aktarıyor. Kitapta paylaşılan her deneyim, okuyucuyla güçlü bir empati bağı kurarak yalnız olmadığımızı hissettiriyor. Hayata bakış açınızı sorgulatan bir eser.Bu nedenle, bu kitabı kesinlikle okumanızı ve çevrenizle paylaşmanızı tavsiye ederim. 📚🤍
#alıntı Anda yaşamazsak da mutluluğu bulamayız. Geçmişin kapılarını kapatmak zorunda değiliz fakat geçmişi olduğu haliyle görmeli ve yola devam etmeliyiz.
Zulmün, travmanın direniş çığlığı ve hayatta kalma mücadelesini çarpıcı bir anlatımıyla yüreklere iz bırakan bir roman . Gwangju Katliamı, 1980 yılında Güney Kore’nin demokrasiye geçişinde travmatik ama dönüştürücü bir olay olarak kabul edilir. Yazar da bu romanın bu olay üzerinde edebiyat yoluyla anlatmış. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve uzun zamandır merak ettiğim bir eserdir. Beden, hafıza, suçluluk ve vicdan temalarını derinlemesine işliyor. Kitapta olaylar doğrudan anlatılmak yerine, birbirinden farklı karakterlerin gözünden, bölümler hâlinde aktarılmış. Bir öğrenci, bir editör, bir anne ve bir asker aracılığıyla olayların insani ve psikolojik boyutları gözler önüne seriliyor. Sanırım beni en çok etkileyen kısmı da bir anne olarak annenin evladına olan yürek burkan duyguları ve hasreti 🥺" Mutlaka okunması gereken bir başyapıt diyebilirim Kitapla kalın ✨📚
" Ahmet Ümit'ten okuduğum üçüncü kitap ve net bir şekilde söyleyebilirim ki, şu ana kadarkilerin zirvesi! Kurgusu ve anlatımı o kadar başarılıydı ki, sayfaları nasıl çevirdiğimi anlamadım. Polisiye türünün ötesine geçerek, Hristiyanlık inançları ve tarihi üzerine inanılmaz etkileyici derinlikler sunulmuş. Romanın sonuna geldiğinizde ve tüm parçalar birleştiğinde...işte o an her şey anlam kazanıyor! Yazar hakkında bir çoğu kişiden olumsuz eleştiri almama rağmen inatla okumaya karar vermiştim ve iyi ki de yazarla tanıştım. Türk polisiye roman okumak isteyenler için tavsiye ederim Kitapla kalın😊📚
Füruzan'ın 1974'de kaleme aldığı bu ilk roman, Cumhuriyet döneminin öğretmen çocukları ile farklı coğrafi bölgelerden üniversiteye gelen gençlerin ve ailelerinin hikayesini işler. Eser, Türkiye'nin kanlı bir askeri darbe dönemini, devrim uğruna kendi yaşamlarından vazgeçmiş gençlerin gözünden anlatan bir başyapıttır.
Kitapta, 12 Mart döneminin acılarını Emine karakteri aracılığıyla, onun yaşadıklarından dinleyeceksiniz. Psikolojik olarak okumakta zorlandığım, oldukça üzücü bir eserdi. Zira o kanlı dönemi tüm gerçekliği ve derinliğiyle kaleme dökmüş, yüreğe dokunan harika bir roman
Bir "Stefan Zweig hayranı olarak", bu kitabı da çok sevdim. Üç öyküden oluşan bu eser, Zweig'ın her zamanki çarpıcı üslubuyla yine farkını ortaya koymuş. Yazar, kitapta psikolojik derinliğim ve şiddet mağduru toplumun durumunu ustaca dile getirmiş.
İyi Geceler Bay Tom Sadece çocuk kitabı değil yetişkinlerinde keyifle okuyabileceği bir kitap. Savaş mağduru Willie'nin hikayesi, duygu yoğunluğuyla kalbe dokunan ve insanın gözlerini dolduran cinsten. Kitapla geçirdiğim her anın keyfini çıkardım. Umut veren ve kalplere merhamet veren bir başyapıt. Keyifli okumalar 😊✨
Türk edebiyatında okuduğum ilk korku ve fantastik içerikli kitap "Gulyabani" olabilir. Kemal Sunal'ın başrolünde oynadığı "Süt Kardeşler" filmindeki "Gulyabani" karakteri de sanırım bu kitaptan esinlenilmiş. Roman, sadece bir korku hikayesi olmanın ötesinde, dönemin psikolojik ve toplumsal bir eleştirisini de barındırıyor. Özellikle ' 'Gulyabani figürü' cehaletin ve önyargıların bir temsili olarak da okunabilir.
" Yaklaşık iki yıldır Fatma Nur hocamızın rehberliğinde seher vakitlerinde uyanma alışkanlığı edindim. Kendisi çok tatlı bir insan. İstikrarına ve bunu yaşam tarzı haline getirmesine hayranım. Kitabında, kendi deneyimlerinden yola çıkarak, erken kalkmanın hayat kalitesini nasıl artırdığını anlatıyor. Bu faydaları bizzat yaşamış biri olarak ben de gördüm. Erken kalkmanın o saate verdiği maneviyatı anlatmak zor, yaşamak gerek. Eğer siz de bu tarz kitaplara ilgi duyuyorsanız, kesinlikle tavsiye ederim.
Bir gün bu kitabı okuyacagımı tahmin etmezdim .İyi ki alıp kendisiyle tanışmışım. Kitabın içeriği beklentimi fazlasıyla karşıladı.Bu kitap, Kur'an-ı Kerim'de vahyedilen ve Hz. Peygamber'in hayatında uyguladığı yeme içme adabına göre 'İslam mutfağı'nı', yani doğru beslenme şeklini anlatıyor.
Yazar, bir mutfağı popüler kültür veya medya gibi araçlar belirliyorsa, o mutfaktan sağlıklı nesiller yetişemeyeceğini söylüyor. Maalesef, Batı kültürünün tüm dünyaya yaydığı gibi, bizim mutfağımıza da girmiş ve değerlerimizi yerle bir etmiş durumda. Kur'an-ı Kerim bize en temizinden, helalinden yememizi emrediyor. Ancak günümüzde gıda ve tıbbi sektörde temiz ve helal ürünler bulmak oldukça zor. Katkı maddeleri ve işlenmiş kimyasallarla boğuşuyoruz.
Resulullah (s.a.v.) bir hadisinde şöyle buyuruyor: 'Öyle bir devir gelecek ki, insanoğlu aldığı şeyin helal mi, haram mı olduğuna hiç aldırmayacak.' Biz de o devirde yaşamıyor muyuz?
Her satırının altını çizdiğim bu kaynak, günümüzün hastalıkları olan şişmanlık, obezite ve mutsuzluğumuzun nedenlerini ve daha birçok konuyu ayrıntılı bir şekilde ele alıyor. Bir yemek tarifi kitabı gibi, her bölümüne defalarca bakabileceğim bir başucu kitabı. Sevgilerimle, sağlıkla ve kitapla kalın
Serbest yazarlıkla geçimini sağlayan 1997 yılında eşi Penny ile Vermont’un Cabot kasabasında bir kaç dönümlük kendi inşa ettikleri bir evde yaşıyor. Ailesinin yolculuğu ve küçük araziye, kök salma macerasında biriktirdiği kendi yaşamından hikâkayeleri paylaşmış. Okul ortamından, sisteminden tamamen uzak öğretilmeye değil çocuklarıyla birlikte öğrenmeye dair bir yaşam tarzı tercih ettiler. Okulsuzluk çok ciddi emek ister. Bunu onlar başardı. Ben de bu düşünceyi benimseyen biri olarak çocukların çocuk olmalarına, standart eğitimin zorlayıcı, boğucu etkisi olmadan rahat nefes almaları için elimizden geleni sağlamak istiyoruz. Belki bir dağ evi kırsal bir hayat yaşamıyor olabiliriz ama tabi ki okulsuz eğitime daha katkısı olacağını düşünüyorum. Bu süreçte çocukların bizlere açtıkları kapılar o kadar çok ki , bunu kolaylaştırmak için iyi değerlenirmek lazım. Rabbim herkesin gönlüne göre versin 🤲🏻
“Kalbinizde Allah’ın nuru vardır, onun da adı da vicdandır” Tolstoy Rus yazarı L.N. Tolstoyun Hz. Muhammede hayranlığı ilk peygamberimizin hadislerini okuması ile kazandırmış. Kendiside bu inceliği yakalamış ve insanlara daha çok duyurmak adına bu eseri paylaşmış.
“LA” sonsuzluğa uzanan bir hece. Nazan Bekiroğlunun kaleminden ve yazarın okuduğum ilk kitabı. Âdem ile Havva’nın hikayesinden yola çıkarak, insanlığı anlatıyor. Önceki ve sonraki mevcut olan bir hayat.Ben beniâdemim. Herkesin kelimeler kitabı vardır. Allah insanı doğruyu , yanlışı ayırt edecek bir surette yaratmıştır. Dünya’ya bir imtihan olarak gelmiştir. Şiirsel anlatımıyla , her kelimesin de anlam yüklü olan bu kitabı çok beğendim😊 Bir kaç alıntı ekleyip noktalıyorum. Âdem’in kelimeler kitabı, insanın varlık gerçeğini yorumluyor. Oysa kabil, insanlığın hikâyesini kölesi olduğu karanlık adına en baştan bozuyor.
Sanki atı ehilleştirmemiş, toprağa hükmetmemiştir. Buğday, ilk ekmeği pişirmemiş, saban yapmayı, ev kurmayı, sal bağlamayı, yelken açmayı, toprağa gölge salmayı öğrenmemişti.
Havva sanki örgülerini çözüp de suya eğilmemiştir. Âdem’in sanki tenine su hiç değmemiş, ateş yakmamıştı gövdesini. O en büyük acıyı çekmemiş gibi, sanki Kabil Habil’i hiç öldürmemişti. Zaman herşeyi uğurlar, yola koyar. Her yolun sonu, her cümlenin noktası var ...
Kitabın isminden anlaşıldığı gibi daha sakin, daha mutlu ve daha özgüvenli çocuklar yetiştirmek için”daha sade” nin olağanüstü gücünü anlatan bir kitap. İslamiyette olan ve Peygamber (s.a.v) yaşadığı hayat tarzına sadeliğe çok yakın konulara denk geldim. Biz müslümanların yaşaması gereken bir yaşam bicimi. Ancak hayatımız modernizmle birlikte bir tüketim çılgınlığı ile bizleri baştan çıkarmış malesef. Çocuklarımızın ihtiyaç duyduklarından ve istediklerinden çok fazla seçenek sunuyoruz. Fazla oyuncaklara boğmak dağınık bir odaya sahip olan bir çocuğun ne kadar mutsuz olduğunu kanıtlamış yazar. Daha sakin , daha mutlu bir yaşam için evvela günlük hayatımızı bunaltan fazlalıkları ve telaşları azaltamak , buna “hayır teşekkürler “ 😊 deyip içtenlikle yapmak. Tabi ki sadece dağınık evlerimiz ve yoğun yaşamlarımız değil aynı zamanda kalplerimizin de yer açmaları gerekiyor. Ailelerin bir arada kaliteli vakit gecirdiği, aklımızda biriken işlerin düşüncesi olmadan çocuğunu duyabileceğin bir alan açmak. Daha az demek daha çok mutluluk demektir. Okuduktan sonra bende etkili izler bıraktı 😊♥️ Sade hayatla ilgi duyan ve özellikle çocuklu ailelere bu kitabı öneririm. 🎀
Yazar, okuyucularını ikigai'lerini keşfetmeye, tutkularını takip etmeye, hayatlarına anlam katmaya teşvik etmektedir. Japon felsefesi, psikoloji ve sağlıklı yaşam konularında bilgi dolu ve ilham verici bir kaynak olan bu kitabı okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Okudukça daha derin düşüncelere, dalar ya insan bir roman kitabının her sayfasında. İşte bu eser de beni adeta etkisinde bırakıp içinde yaşıyormuşum gibi yoğun duygular , bir his bıraktı bana. Okuması çok zevkli kah güldürüp kah da üzen olayları yaşadığın bir roman. Çalıkuşu öyle içten öyle samimi.Teyzesinin oğluyla evlenecği gün bir kadın tarafından gelen mektupda kamranın isviçrede yaşadığı bir dönem de bir kadınla ilişkisi olduğunu öğrenir. Ve herşeyi birakıp bir anadolunun köyünde öğretmenlik yapmaya başlar. Bir aşk romanı gibi görülse de aslında o dönemin (osmanlı dönemi sonrası) anlatan bir kitap. Mesleği uğruna da verdiği yaşam mücadelesı anlatır. Gittiği her ilde güzelliği yüzünden orda yaşayan insanların çeşitli dedikodularla karşı karşıya gelir. Çalışkuşunun bir daha kamrana kavuşup kavuşmayacagı heyecanıyla kitabın son sayfalarını merakla okudum. Türk edebiyat yazarlarınından Reşat Nuri Güntekinin okuduğum ilk eserlerinden oldu. Bir kez daha okuyacağımı düşünüyorum. Kısa alıntılar: - Ben dün akşam bir karar verdim, - Neye? - Yaşamaya ☺️
Serkan Karaismailoğlu sevdiğim kitaplarından bir mizahı anlatımıyla hem öğrenerek hem de eğlenerek okudum "Erkek Beyni Kadın Beyni" yazarın 2015 yılında yayımlanan popüler bilim türündeki eseridir. Kitap, kadın ve erkek beyinleri arasındaki yapısal ve işlevsel farklılıkları bilimsel veriler ışığında ele alırken, bu farklılıkların günlük hayattaki yansımalarını da mizahi bir dille anlatmaktadır. Kadın ve erkeğin bilişsel ve duygusal arasındaki farklıları çok güzel incelemiş ayrıca bilimsel verilerde dahil Meraklılara tavsiye ederim.
“ Zor Bir Ailede Büyümek “ Dünyaca ünlü bir terapist olan Susan Forward’ın Craig Buck ile birlikte hazırladığı bu eşsiz kitap okurken korku ,kaygılarımı ve endileşelerimi gözler önüne serdim. Kitabın orjinal adı ( Toksik anne babalar) Başlangıcında bahsettiği bu tip anne babalar şu şekilde sıralayalım - [x] Yetersiz Anne babalar - [x] Kontrolcüler - [x] Alkolikler - [x] Sözel Tacizciler -[x] Fiziksel Tacizciler - [x] Cinsel Tacizciler Kitapta anlatılan durumlarda muhakkak kendiniz de bir şeyler bulabilirsiziniz. Çünkü her birimiz küçükken anne-babalarımızın içimize ektiği zihinsel ve duygusal tohumlarla büyüyoruz. Ve bu tohumlar davranışlarımızı veya başkalarıyla kurduğumuz ilişkileri etkiliyor. Ciddi anlam da deneyim ve bilgi içeren , aileyi ve kendini tanımlama, hayatımızı geri kazanmanın yollarını bu kitapta bulabilirsiniz.. 📝Çocukluğunuzda başınızdan geçenlerden siz sorumlu değilsiniz, ama geleceğiniz için şimdi bir şeyler yapabilirsiniz!
Yok olmaya mahkum iki devletin arasında kalmış bir ülkenin, yeniden dirilişi ve nasıl kurtulduğunu anlatılmış. Ekonomik, sağlık, kültür, eğitim gibi bir çok alanda finlandiya’yı eğitmek daha iyi bir yaşam alanı oluşması bilim adamı , siyasetçi olan Snelman üstüne düşen görevi yerine getirmesi için büyük mücadeleyle hizmet etmiştir. Finlandiya ‘yı Beyaz zambaklar ülkesine çevirdi. Yazarın kitabı oluşmasında da elyazmalarına bir çok çabadan maddı ve manevi destekler sonucunda tekrar yayınlandı. Kitabın en çok başarı yakaladığı ülke olan Türkiye’ de çok farklı bir bakış açısı var. Çok değerli ve anlamlı bu kitabı okuyun ve okutunuz 😊
Tavsiyeler arasında çoğu kez karşılaştığım bu kitap yazarla tanışmama vesile olanlara teşekkür ediyorum. Sosyal medyada sıkı takıpçisi olmasam da ara ara yazılarınu beğenerek okuyorum. Biyolojik bilgiler ışığında bizi biz yapan vücudumuzdaki hücrelerden bahsedilmiştir. Günümüzde tartışılan konulardan birisi de bağırsağın ikinci bir beyin olduğu ile ilgili görüşler var. Belki çoğumuzun bilmediği mikrobiyota, denen vücudumuzda yaşayan bu minik canlılardır. Bunun %95 bağırsağımızda bulunur. Genel adı olan mikroorganizmalar çok sayıda fazla olduğu için beynimizi ve karakterimizi, kararlarımızı , depresyon , davranışlarımızı , kilo alıp vermemizi doğrudan etkileyen bu canlılar. Herşeyi beyinde bulmayıp bundan sonra bağırsakları daha çok sorgulama kanaatine vardım😊 Sağlıklı bir vücut ,sağlıklı bir mikrobiyotaya sahip olmaktan geçer. Konu itibariyle ilgi alanım olmadığını düşünmüştüm 😁 ama iyiki okumuşum Bana faydası olacağını bildiğim her bilgi bir hazinedir😅 Kendine has üslubu ile sohbet havasında hiç sıkılmadan okuyacağınız bir kitap. Tavsiye ederim ☺️
İşaret parmağını çocuğa yöneltip bağıran bir anne çocuğunu terbiye etmiyordur; aksine içinde kök salarak suçluluk duygusunun ilk tohumlarını atıyordur. Diyor yazar. Çocuklarımıza niçin bağırıyoruz neyden kaynaklandığına dair her satırın altını çizeceğiniz bir başucu kitap. Bizi öfke girdabına sokan asıl bizi kızdıran çocuk değil yaptığı olumsuz davranışı zihnimizde oluşturduğumuz bakış açısıdır. Bakış açımızı değiştirmediğimiz sürece daha önce ebeveynlerimizde gördüğümüz bu görüş, nesilden nesile devam edecektir. Çocuğun her yaptığı davranışa karşı baş edemediğimiz durumlarda büyüdükçe artıcağına inanıyor ve engel olmazsam iyice yoldan çıkar diye bir algı oluşur. Ve sonra çocuğa bağır bir iki tokat, zorlayıcı tavırlar sergiliyoruz. Malesef “çocuğu gör ama işitme” yaklaşımıyla bir anne babalık modeliyle yetiştik. Rabbim aklımıza , davranışlarımıza hakim olmayı nasıp etsin. Kalplere merhamet tohumları eksin. Kitap çok yalın bir dille anlatılmış ve her sorunun ardından nasıl bir alternatif çözümler oluşturmaya dair bilgiler verilmiş. Bağırmayan anne mi olurmuş diyenlere imkansız gibi görünsede çocuğa karşı nasıl sakin olabilirim diyen tüm ebeveynlerin okumasını tavsiye ederim.
Şeker portakalının küçük zezesi yine karşımızda. Ama bu sefer 11 yaşlarında yine huysuz ve aşık😀Her ne kadar şeker portakalı gibi yoğun duygular içermeyen kitap olsada yine duygu yüklü bir eserdi. Zeze burda zengin bir aile evlatlık alır. Yüreğinde taşıdığı hayali arkadaşı kurbağası ve gerçek bir baba gibi olmasını istediği maurice var. haylazlıklarıyla yine mutsuzdur zeze . Seriyi tamamlamak adına delifişeğide okumayı düşünüyorum. Kitapla kalın☺️📚 “Biliyor musun Fayolle” “Neyi, yavrum?” “Başka bir hayatta düğme olarak doğmak istiyorum. Ne düğmesi olursa
Yapı Kredi Yayınları Eser, yazarın 1937 yılında yayımlanan ilk romanı. Türk edebiyatının en romantik kahramanı olarak biliniyor. Aydın'ın nazilli yakınlarında kuyucaklı köyünde dünyaya geldiği için bu lakabı almıştır. Küçük yaşta köyü basan eşkiyalar tarafından ana babası öldürürlür. Bu olaylara bir bir tanıklık eder. Terkikat için gelen kaymakam selâhattin bey Yusuf'un kimi kimsesi olmadığından yanına evlatlık olarak alır. Bundan sonraki hayatını kaymakamın evinde yaşar. Yusuf suskun ve içine dönük biri. Gelişen olaylardan bir şekilde sıyrılarak yaşamını sürerken kaymakamın kızıyla saf, temiz masum bir aşk yaşamaktadır. Romanın başlangıcı bir cinayetle başlayıp cinayetle sonlanmasına üzüldüm. Tıpkı bir yeşilcam filmi izliyormuşum gibi oldu. Gerek akıcılığı gerek kurgusuyla çok güzel bir eser
Öfke dansı - Aile ve sosyal ilişkilerimizde olumsuzluklar karşısında, öfkemizi ne şekilde kullanacağımızı ve öfkemizi yapıcı, bir hale getirmek için rehber olabilcek bir kitaptır. Toplum tarafından genelde kabul , edilmeyen öfke nedir? Peki öfkelenmelimiyim ? içime mi atmalıyım ? gibi sorulara ışık olacak. Aslında öfke tıpkı diğer duygular gibi yaşanmayı hak eden bir duygudur. Öfkeli anlarımızda hep suçlayıcı, yorumlayıcı, ahlak dersi vermeyi, emretmek gibi eylemlerde bulunuruz. Bu durumda karşı tarafı değiştirme gibi bir çaba sarf ederiz. Bu asla işe yaramayan bir yöntemdir. Aksine enerjimizi gereksiz bir şey için harcamış oluruz. Öfkemizi doğru bir şekilde yönetmek için benliğimizi kazanmamız lazım. Beni öfkelendiren şey ne? Ne düşünüyorum? ne hissediyorum? Değiştirmek istediğim şey tam olarak ne? gibi soruları sormalıyız kendimize. Benliğimizi kazanmamın tek yolu bu. Ciddi anlamda öfke sorunlarının altında yatan tek şey , benliksizleşmektir. Kitap da yaşanmış öfkeyi doğru yerlerde kullanmayı gösteren öykülerle de örneklendiriyor. Öfkeyi bir döngü dansı olarak görüyor yazar. Bu danstan nasıl çıkarız sorusuna yanıt.Tavsiye ederim
Yazarın bu kitabını nedense pek sevemedim. Bir kaç öyküden oluşan Kitabın adını taşıyan Parasız Yatılı öyküsü, annesiyle zor şartlar altında yaşayan küçük bir kızın, devlet bursuyla yatılı okul kazanarak hayatını değiştirme şansını elde etmesini konu alır. Hikâye, yoksulluğun gölgesinde umut taşıyan bir çocuk karakter üzerinden harika bir anlatım sunmuş. Olaylarda psiklojik çözümlere de dikkat çeker. Bir kez daha okur muyum evet okurum. Kitapla kalın :)
Yazıları çok küçük olması sebebiyle beni epey yordu. Anlaşılması da çok güç sıkıcı geldi başta ama orta sayfalardan sonra aktı ve keyifle okudum diyebilirm. Kitap Amerika birleşik Devleti uygun bilgi içerikli olsa da aslında şu an yaşadığımız ülkemizi çocuklarımızı ilgilendiren bir çok kısınları bulacaksınız. Çocukları doğadan mahrum edilerek hayal güçleri elinden alınmıştır. Çocukları doğadan yoksun kalmasına yol açan bir çok ortam geliştirilmiştir. Buna bir sürü örnek verebilirz. Avm, yapay plastik oyun alanları. Bu nedenlede oyun alanları gittikçe daralıyor. Bir dönem çocukların insanlara ve doğaya karşı tek bir korku , kaygı olmadan sokaklarda oynayan çocuklar çocuklar yok artık. Artık öyle ki araştırmalara göre oyun suç haline geldiği serbest zamanların azaldığı, tv karşısında daha çok zaman geçirildiğinden hareketsiz yaşam hem yetişkin hem de çocuklarda ciddi anlamda obezlik ortaya çıkmıştır. Oysa ki doğanın iyilştirici bir gücü var bir çok depresif, hiperaktif bozukluğu doğayla iç içe olup bir bağ kurarak tedavi edildiğini kesin kanıtlar var. Herkesin okuyacabileceği özellikle ebeveynlere bu kitabı tavsiye ederim. 🌸🍀📚