Biri bana sevgi nedir diye sorarsa söyleyeceğim tek şey şudur ki; Sevgi,hataları affetmek, kusurları görmezden gelmek, kötünün iyisini düşünmektir. Sevgi her çıkmazın çıkışı olduğunun bir göstergesidir .
Bir evlilikte aynı karakterleri çok uzun süre oynarsak hikayeden sıkılıp bırakmamız yahut sonuna ulaşamadan ilgimizi yitirmemiz kaçınılmaz değil midir?
Çok sevdiğim bir Japon efsanesi der ki; Otobüsü kaçırdıysan belkide bir kazadan kurtulmuşsundur,red yediysen belkide yanlış bir insandan korunmuşsundur,biri hayatından çıktıysa belki gelecek biri için bir yer açmıştır.Hayat ilk başta kötü şans gibi görünen şekillerde bizi aslında korurmuş.
İnsanın kaderi tek bir olayla değişmez; aksine, fark edilmeden biriken yaşanmışlıklar, kırgınlıklar, umutlar ve tutulmuş ya da unutulmuş sözler, günün sonunda bir araya gelerek o hayatın yönünü tayin eder.
İnsanların yaptığı ve yaptığı halde farkında olmadığı bir yanlış vardır ;hayatta hep sorunsuz ilerlemeye sorunları ortadan kaldırmaya çalışırız ”şu sorunu da kaldırırsam ortadan rahatlayacağım”deriz,ancak bilmeyiz ki hayatta sorunlar bitmez asıl mesele sorunlar karşısında anı yaşamayı bilmektir.
İnsan alınyazısıyla nerede karşılaşcağını bilemezdi. Benimki, dik bir yamacın kıyısında ter ve çay kokularının birbirine karıştı o sıcak yaz günü sabahında yazılmıştı.
İnsan gurbette iken zamanı saatle değil, sırtında taşıdığı hatıraların ağırlığıyla ölçermiş. En ağır yük ise yarım kalan oyunlar ve söylenemeyen vedalarmış.
Şu sıralar fark ettim ki her şey her zaman istediğimiz gibi olmuyor. Bir dönem düşük aldığım bir dersin notunu yükseltmeye çalışırken, bu kez yüksek aldığım başka bir dersin notu düşebiliyor. Sonra o düşen dersi toparlamaya çalışırken, ilk yükseltmeye çalıştığım ders gerileyebiliyor. Böylece insan kendini bitmeyen bir döngünün içinde buluyor. İşte tam da bu noktada anladım ki hayat her zaman planladığımız gibi ilerlemiyor; bazen her şeyi aynı anda mükemmel tutmak mümkün olmuyor.
İnsanların artık anlamaya zamanları yok. Mağazalarda istedikleri her şeyi parasını vererek satın alıyorlar. Ama dostlukların satıldığı bir mağaza olmadığı için ne yazıkki insanların dostları yok!
Eğer kişi, olayları başlangıçtadaki sebeplerle değil de sonrasındaki heyecanla değerlendirirse sevginin gücü yanlış anlaşılır, bundan önce yaşanan hayal kırıklıkları, kalbin o kara boşluğunda büyük yalnızlık alanları oluşturur.
Çocuklar her zaman hastalıklarından gurur duyarlar, övgüyle bahsederler çünkü bilirler ki hastalık onları sevdiklerinin gözünde iki kat daha önemli hale getirir.
Belli ki hiçbir insan bile bile kendi çıkarlarına ters düşecek şekilde davranamazmış. Öyledir diyelim, ihtiyaçtan dolayı mı iyilik yapmaya başlar?Yaa, çocuk… Saf ve masum evladım! Bunca yıllar içinde insanın bir tek kendi çıkarına bakarak davrandigi görüldü mü? İnsanın bilerek kendi menfaatinin farkına vardığı halde, bu çıkarları arka plana atarak; başka yollara gittiği durumları yansıtan gerçekleri ne yapalım?
Normalde bu kitabı daha önce defalarca okumuştum ama her yaşta bana bambaşka duygular hissettirdi. İlk kez elime aldığımda henüz 10 yaşındaydım ve o zamanlar çok daha saf duygularla okumuştum. İkinci kez 13 yaşımda okudum; bu sefer 10 yaşıma göre daha derin şeyler hissettim ve farklı yerlerinden etkilendim. Şu an, 15 yaşımdayken tekrar okuyorum ve yine bana çok şey öğretti, öğretmeye de devam edeceğine eminim.
Büyük konuşmak gibi olmasın ama ne kadar kitap yazılırsa yazılsın, “Küçük Prens”in yerini tutabileceğini sanmıyorum. Benim için çok değerli bir kitap.
Buraya da bir söz bırakıyorum: 30 yaşımda tekrar okuyacağım ve yine bir inceleme yazacağım.