Çoksatan listelerinden uzun süredir inmeyen, son yılların en çok ses getiren romanı SARI YÜZ şimdi Türkçede!
GOODREADS YILIN EN İYİ ROMANI
İNGİLİZ KİTAP ÖDÜLÜ YILIN KURGU KİTABI
Athena Liu edebiyat dünyasının sevgilisi, June Hayward ise kelimenin tam anlamıyla bir hiç kimseydi. June, delice kıskandığı arkadaşının bu başarısını Amerikalı-Çinli olmasına, kendi başarısızlığını da normal bir beyaz kız olmasına bağlıyordu.
TEHLİKELİ YALANLAR
Athena korkunç bir kazada ölünce June onun yayımlanmamış kitabını çalacak, Juniper Song adıyla kendi romanıymış gibi yayımlayacak ve çoksatanlar listesini kasıp kavuracaktı.
KARANLIK SIRLAR
Ancak kanıtlar ve gizemli bir Twitter hesabı June’un çalıntı başarısını tehdit ettikçe June hak ettiğini düşündüğü şöhreti elinde tutmak ve bu korkunç sırrı tüm dünyadan saklamak için ne kadar ileri gidebileceğini keşfedecekti.
ÖLÜMCÜL SONUÇLAR
Sonrasında olanlar ise tamamen diğerlerinin suçu.
F. Kuang’ın sansasyon yaratan romanı, pandemi sonrası dünyanın hâlini çarpıcı bir biçimde gözler önüne seriyor. Sarı Yüz, ilk sayfadan son sayfaya temposunu hiç düşürmeden, çeşitlilik, ırkçılık ve kültürel sömürü gibi önemli meseleleri işlerken sosyal medyanın ürkütücü yüzünü de etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor.
“Edebiyat dünyasının yıldızı Kuang’dan şahane bir hiciv.” –Publishers Weekly
“Bu harika bir kitap. Suç, hiciv, korku, paranoya, kültürel yağmacılığın yarattığı sorunlar, sosyal medyadaki çirkin olaylar… Elden bırakması zor, unutması daha da zor.” –Stephen King
“21. yüzyılın en önemli kitaplarından biri.” –The New York Times
Sarı Yüz, ilk sayfalarda Athena ve June’un arkadaşlığıyla başlıyor. Ancak bu arkadaşlığın altında June’un Athena’yı her anlamda kıskandığını görüyoruz. Başta bu kıskançlık bana çok sıradan geldi; sonuçta herkes zaman zaman birini kıskanabilir diye düşündüm. Ama kitap ilerledikçe June’un hislerinin normal bir kıskançlıktan çok daha derin ve karanlık olduğunu fark ediyoruz.
June’un zihnindeki bu kıskançlık, geçip giden bir duygu değil; aksine giderek büyüyen ve onu içten içe tüketen bir hâl alıyor. Kendi içinde kurduğu bu düşünceler, onu adeta bir çıkmaza sürüklüyor.
Bir akşam Athena’nın evindeyken Athena’nın boğazına bir şey kaçması sonucu hayatını kaybetmesi, hikâyenin kırılma noktası oluyor. Aslında June’un ona yardım edebilme ihtimali vardı; belki de onu kurtarabilirdi. Ama bunu yapmaması, kitap boyunca akıllarda kalan büyük bir soru işareti olarak kalıyor.
Her şey Athena’nın ölümüyle başlıyor. June, o gece Athena’nın henüz yayımlanmamış taslağını alıyor ve üzerinde değişiklikler yaparak kendi eseriymiş gibi yayımlıyor. Başlangıçta kitap büyük bir ilgi görüyor ve herkes tarafından beğeniliyor. Ancak zamanla işler tersine dönüyor.
Sosyal medyada, özellikle Twitter’da, kitabın Athena’dan çalındığına dair iddialar yayılmaya başlıyor. Bu noktada dikkat çeken şey, June’un bu suçlamaları ciddiye almaması. Kendini o kadar inandırmış ki, yapılan eleştirileri sadece birer iftira olarak görüyor. Oysa okur olarak biz, bu suçlamaların doğru olduğunu biliyoruz.
Kitap boyunca June’un kendi yarattığı bu gerçeklik algısı oldukça çarpıcı bir şekilde yansıtılıyor. Hatta bazı anlarda insan kısa süreliğine tereddüt edip “Acaba gerçekten yapmadı mı?” diye düşünmeden edemiyor.
Genel olarak kitap yer yer uzatılmış hissi verse de, insan psikolojisini ve özellikle kıskançlığın ne kadar ileri gidebileceğini göstermesi açısından dikkat çekici ve okunabilir bir eser.