Damızlık Kızın Öyküsü adlı eser, Gilead adı verilen totaliter bir rejimde kadınların nasıl birer birey olmaktan çıkarılarak devletin belirlediği rollere mahkûm edildiğini anlatıyor. Doğurganlık oranlarının ciddi biçimde azalmasının ardından yönetimi ele geçiren rejim, doğurgan kadınları damızlık olarak sınıflandırır ve onları çocuk sahibi olamayan üst düzey yöneticilerin ailelerine gönderir.
Romanın başkahramanı Offred de bu kadınlardan biridir ve Komutan Fred’in evinde yaşamak, belirli zamanlarda onunla çocuk sahibi olmak için gerçekleştirilen törenlere katılmak zorundadır. Önceki hayatında bir eşi ve kızı olan Offred, rejimin kurulmasıyla ailesinden koparılmış, kimliği ve özgürlüğü elinden alınmıştır.
Geçmişe dair anıları, kızıyla yeniden bir araya gelme umudu ve içinde bulunduğu düzenden kurtulma arzusu, onun hayata tutunmasını sağlayan en önemli unsurlardır. Komutanın kendisiyle gizlice kurduğu iletişim, Komutan'ın eşi Serena Joy'un kıskançlığı ve Marthaların ev içindeki konumları, Gilead toplumundaki sınıfsal ve cinsiyet temelli ayrımları gözler önüne serer. Öte yandan Offred'in arkadaşı Moira'nın direnişçi tavrı ve Ofglen ile kurduğu ilişki, baskıcı düzene karşı farklı mücadele biçimlerini de ortaya koyar.
Kadınların okumasının, çalışmasının, para kullanmasının ve kendi hayatları hakkında karar vermesinin yasaklandığı bu düzende dinî söylemlerin nasıl bir yönetim aracına dönüştürüldüğü dikkat çekicidir. Atwood, Offred'in geçmiş ile bugün arasında gidip gelen anlatımı üzerinden yalnızca bir kadının hayatta kalma mücadelesini değil, özgürlüğün, kimliğin ve insan onurunun nasıl kolayca yok edilebileceğini de sorgulatıyor. Yer yer ağır ilerleyen anlatımına rağmen güçlü atmosferi ve düşündürücü kurgusuyla Bu kitap, özellikle kadın hakları ve toplumsal özgürlükler üzerine düşünmeme neden olan bir eser oldu. . Kitapla ve bilgiyle kalınız...
"Dünya bize göre ayarlanmamıştı, biz de dünyaya göre. Ama hepimiz aynı gökyüzünün altında, aynı gizli düzenin birer parçası olarak vardık."
Kitabın ruhu bana göre doğrudan yaratılışın o muazzam dengesini anlatıyor. Hani toplumun "farklı" ya da "sıra dışı" deyip kenara ittiği insanlar var ya; ben onlara da çok değer veriyorum. Her şeye değer verdiğim gibi. Çünkü biliyorum ki Tanrı onları da tam olarak o vasıfla, o özellikle yarattı. Dünyadaki o büyük ve harika dengenin bir parçası onlar.
Yazar yazdığı eserinde edebiyat yapmaya çalışmamış; o insanların varoluşunu, hayattaki yerini en çıplak haliyle ortaya koymuş. Bir ahlak dersi vermiyor, kimseyi yargılamıyor. Sadece, o bambaşka hayatların içinde bile ne kadar derin bir ruh olduğunu, o muazzam dengenin nasıl işlediğini gösteriyor. Süslü laflara hiç gerek yok. Kitabın ruhu, o dışlanan insanların sessiz çığlığı olduğu kadar, aslında yaratılışın o gizli ve muhteşem çeşitliliğinin de bir kanıtı.
Her birey saygıyı hak ettiğini, saygı görmenin doğal hakkı olduğunu, dolayısıyla diğerine de saygı göstermesi ve onun üzerine titremesi gerektiğini kabullendiğinde, saygı kıtlığını aşabiliriz. O zaman bu ülkenin iliklerine kadar sinen rüşvet ve yolsuzluk iklimi bir son bulabilir.
İlk başladığımda biraz endişelendim olayların akışı ağır aksak gibiydi ancak kısa süre sonra merak ilgi heyecan veren ve beni saran bir kitap oldu mutlaka okumalisinz