İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin insanın iç çatışmalarını, kararsızlığını ve toplum baskısını da eleştirir.
Romanın merkezinde Ömer ve Macide vardır. Ömer; kararsız, sorumluluk almakta zorlanan ve çevresinden kolay etkilenen bir karakterdir. Macide ise daha sakin, duygusal ve saf bir yapıya sahiptir. İkilerinin ilişkisi boyunca Ömer’in içindeki korkular, bahaneler ve zayıflıklar ortaya çıkar.
Kitaptaki “şeytan” gerçek bir varlık değildir aslında yazar burada insanların kendi hatalarını dış etkenlere yüklemesini anlatır. Yani kişi bazen tembelliğini, korkusunu ya da yanlış kararlarını “elimde değil” diyerek açıklamaya çalışır. Roman, aslında insanın en büyük mücadelesinin kendi iç dünyasıyla olduğunu belirtiyor.
Ömer: Romanın en karmaşık karakteridir. Zeki olmasına rağmen güçlü bir iradesi yoktur. Sürekli bahaneler üretir ve kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçar. Macide: Duygusal ve iyi niyetlidir. Roman boyunca en çok yıpranan karakterlerden biridir.
Halbuki ne şeytana azizim, ne şeytanı ? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak alışkanlığı var...
Halbuki ne şeytana azizim, ne şeytanı ? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak alışkanlığı var...
Siz onları uzaktan bir şey zannettiniz fakat yavaş yavaş ne mal olduklarını gördünüz hiç hayret etmeyin hatta onların küstah ve haddini aşan hallerini bile mazur görün
Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor ? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekamız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve kayalar gibi yaşamak bana daha Saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor...
Asıl iyilik tanımadıklarımıza yaptığımız iyiliktir, halbuki biz bütün husniyetimizi dostlarımıza saklayıp bunların dışında kalanları bir çırpıda ve kısa bir hükümle fena addediyoruz. !
Hayat dediğin üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bu günümüze hapsolup yaşamalıyız
Fakat içimde öyle bir şeytan var ki bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor onun elinden kurtulmaya çalışmak boş yalnız ben değil hepimiz onun elinde bir oyuncağız...
Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'nin okuduğumen güzel eseri ! Roman, Raif Efendi'nin Almanya'da yaşadığı imkansız aşkın hikayesini anlatıyor. Raif Efendi, sanat galerisinde gördüğü Kürk Mantolu Madonna tablosuna hayran kalır ve tablonun modeli Maria Puder'e aşık olur.
Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Raif Efendi'nin iç dünyasını anlatması. O, dışarıdan sıradan biri gibi görünse de, içinde büyük bir duygusal derinlik taşıyor. Maria Puder ise özgür ruhlu, bağımsız bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.
Kürk Mantolu Madonna, aşk, yalnızlık ve içe dönüklük gibi temaları içinde barındırıyor. Roman sade,akıcı ve anlatımı etkileyici. Eğer duygusal, psikolojik bir roman okumak isterseniz, Kürk Mantolu Madonna tam sana göre!
İnsanlara karşı duyduğum şüphe, kin derecesine çıktı. Bana yaklaşmak isteyenlerden kaçtım. Kendime en yakın bulduğum veya bulacağımı zannettiğim insanlardan en çok korkuyordum
Bir insana bir insan herhalde yeterdi. Fakat o da olmayınca ? Her şeyin bir hayal, aldatıcı bir rüya, tam bir vehim olduğu meydana çıkınca ne yapılabilirdi ?
Hayatta yalnız kalmanın esas olduğunu hala kabul etmiyor musunuz.Bütün yakınlaşmalar bütün birleşmeler yalancıdır insanlar ancak muayyen bir hadde kadar birbirlerine sokulabilirler. Üst tarafını uydururlar ve günün birinde hatalarını anlayınca yeislerinden her şeyi bırakıp kaçarlar.
Yaşamak tabiatın en küçük kımıldanışlarını sezerek, hayatın sarsılmaz bir mantıkla akıp gidişini seyrederek yaşamak,herkesten daha çok daha kuvvetli yaşadığını Bir ana bir ömür kadar çok hayat doldurduğunu bilerek yaşamak... Ve bilhassa bütün bunları anlatacak bir insanın mevcut olduğunu düşünerek, onu bekleyerek yaşamak...
Kendilerine ne kadar fazla ve ne kadar aptalca güvenliklerini fark etmemek için kör olmak lazım. Herhangi bir şekilde talepleri reddedildiği zaman düştükleri şaşkınlığı görmek küstahça gururlarını anlamak için kafidir. Kendilerini daima bir avcı bizi zavallı birer av olarak düşünmekten asla vazgeçmiyorlar. Bizim vazifemiz sadece tabi olmak, itaat etmek, istenilen şeyleri vermek... Biz isteyemeyiz, kendiliğimizden bir şey veremeyiz... Ben bu ahmakça ve küstahça erkek gururundan tiksiniyorum.