Onların senin için ne anlama geldiklerinin onlara ne kadar değer verdiğinin önemi yok. Senin de onlar için aynı anlamlara geleceğinin bir garantisi yok
Birilerini ise sen gönderirsin hayatından. Göndermek zorunda kalırsın. Bazı insanlar çıkar karşına; ısrarla hayatından çıkmak isterler. Böyle insanlara kapıyı göster. Çünkü sen direttikçe onlar hayatından çıkmak için daha fazla kuralı ihlal edecekler.
Birileri zamanı geldiği için gidecek. Sadece zamanı geldiği için. Hayat birilerini getirir koyar sizin yanınıza. Birlikte yürürsünüz. Birlikte gülersiniz. Belki birlikte başarırsınız. Bir gün gelir, çeker gider yanınızdan. Anlam veremezsiniz. "Ne oldu?" diye sorar durursunuz kendinize. Cevap bulamazsınız.
İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin insanın iç çatışmalarını, kararsızlığını ve toplum baskısını da eleştirir.
Romanın merkezinde Ömer ve Macide vardır. Ömer; kararsız, sorumluluk almakta zorlanan ve çevresinden kolay etkilenen bir karakterdir. Macide ise daha sakin, duygusal ve saf bir yapıya sahiptir. İkilerinin ilişkisi boyunca Ömer’in içindeki korkular, bahaneler ve zayıflıklar ortaya çıkar.
Kitaptaki “şeytan” gerçek bir varlık değildir aslında yazar burada insanların kendi hatalarını dış etkenlere yüklemesini anlatır. Yani kişi bazen tembelliğini, korkusunu ya da yanlış kararlarını “elimde değil” diyerek açıklamaya çalışır. Roman, aslında insanın en büyük mücadelesinin kendi iç dünyasıyla olduğunu belirtiyor.
Ömer: Romanın en karmaşık karakteridir. Zeki olmasına rağmen güçlü bir iradesi yoktur. Sürekli bahaneler üretir ve kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçar. Macide: Duygusal ve iyi niyetlidir. Roman boyunca en çok yıpranan karakterlerden biridir.
Halbuki ne şeytana azizim, ne şeytanı ? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak alışkanlığı var...
Halbuki ne şeytana azizim, ne şeytanı ? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak alışkanlığı var...
Siz onları uzaktan bir şey zannettiniz fakat yavaş yavaş ne mal olduklarını gördünüz hiç hayret etmeyin hatta onların küstah ve haddini aşan hallerini bile mazur görün
Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor ? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekamız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve kayalar gibi yaşamak bana daha Saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor...
Asıl iyilik tanımadıklarımıza yaptığımız iyiliktir, halbuki biz bütün husniyetimizi dostlarımıza saklayıp bunların dışında kalanları bir çırpıda ve kısa bir hükümle fena addediyoruz. !
Hayat dediğin üç buçuk günlük ömrümüzü kendimize zehir etmemek için ne mazideki hayatımıza ve kaçırdığımız fırsatlara ne de istikbalin olmayacak hülyalarına kulak asmayarak bu günümüze hapsolup yaşamalıyız
Fakat içimde öyle bir şeytan var ki bana her zaman istediğimden büsbütün başka şeyler yaptırıyor onun elinden kurtulmaya çalışmak boş yalnız ben değil hepimiz onun elinde bir oyuncağız...
Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali'nin okuduğumen güzel eseri ! Roman, Raif Efendi'nin Almanya'da yaşadığı imkansız aşkın hikayesini anlatıyor. Raif Efendi, sanat galerisinde gördüğü Kürk Mantolu Madonna tablosuna hayran kalır ve tablonun modeli Maria Puder'e aşık olur.
Romanın en çarpıcı yönlerinden biri, Raif Efendi'nin iç dünyasını anlatması. O, dışarıdan sıradan biri gibi görünse de, içinde büyük bir duygusal derinlik taşıyor. Maria Puder ise özgür ruhlu, bağımsız bir kadın olarak karşımıza çıkıyor.
Kürk Mantolu Madonna, aşk, yalnızlık ve içe dönüklük gibi temaları içinde barındırıyor. Roman sade,akıcı ve anlatımı etkileyici. Eğer duygusal, psikolojik bir roman okumak isterseniz, Kürk Mantolu Madonna tam sana göre!
İnsanlara karşı duyduğum şüphe, kin derecesine çıktı. Bana yaklaşmak isteyenlerden kaçtım. Kendime en yakın bulduğum veya bulacağımı zannettiğim insanlardan en çok korkuyordum
Bir insana bir insan herhalde yeterdi. Fakat o da olmayınca ? Her şeyin bir hayal, aldatıcı bir rüya, tam bir vehim olduğu meydana çıkınca ne yapılabilirdi ?