Kusursuz Bir Delilik Simülasyonu: Takım Elbiseli Sırtlanlar ve Alaska’nın Kusmuğu
Bak tam buradayız, tam olarak o masanın ortasında. Şatafatlı, cilalı, meşe ağacından yapılma o borsa masasında. Üzerinde kristal bardaklar, içinde pahalı viskiler var. Ama bardağa yakından bakarsan, viskinin renginde değil, o masanın etrafında oturan takım elbiseli sırtlanların salyalarında boğulduğunu görürsün. Jack London bu kitapta bize bir "başarı hikayesi" anlatmıyor, bize insanın kendi eliyle kurduğu o devasa, uçuk kaçık sirki izletiyor.
1. Vahşi Doğanın Saf Eti vs. Şehrin Kokmuş Leşi
Bizim Günışığı (Elam Harnish), Alaska’nın o dondurucu, beyaz cehenneminde kurtlarla boğuşurken aslında en azından neyle savaştığını biliyordu. Soğuk gerçekti. Kurt acıkınca saldırırdı, doğanın kuralları basitti: Ya donarak ölürdün ya da toprağı tırnaklarınla kazıyıp o parıltıyı söküp alırdın. Oradaki vahşet saf ve dürüsttü. Ama ne zaman ki o altını heybesine doldurup San Francisco’nun o neon ışıklı, dumanlı salonlarına adım attı; işte o zaman gerçek bir bataklığa düştü.
2. Kravatlı Vahşet
O borsa masasında oturan adamlar... Hani o tırnakları manikürlü, ağızlarından "medeniyet" ve "finansal strateji" kelimeleri dökülen yaratıklar. İşte onlar insanlığın evrimsel bir hatası. London, o sırtlanları öyle bir tasvir ediyor ki, their viski kadehlerini tokuştururken aslında birbirlerinin etini çiğnediklerini duyabiliyorsun. Günışığı, Alaska'da doymak için avlanan hayvanlar gördü; ama şehirde sadece hiç doymayan, sırf yok etmek için tüketen modern canavarlar buldu. İşin en Tuaf, en dâhice tarafın ne olduğuna gelecek olursam:
Bizimki de o masaya oturunca yavaş yavaş tırnaklarının uzadığını, o sırtlanlardan birine dönüştüğünü fark etti. Sistem seni kendine benzetmeden çiğnemez, önce seni bir sırtlana dönüştürür, sonra kendi türünü yemeni izler.
3. Altın Bir İllüzyondur, Gerçek Olan Çamurdur
Günışığı milyon dolarları, o devasa finans imparatorluğunu ne zaman elinin tersiyle itti? İçindeki o son insani kıvılcım, bir kadının gözlerinde o sırtlan kokusunu temizleyecek gücü bulduğunda. Gitti, her şeyi yaktı ve bir çiftlikte toprağa dokundu. İnsanlık milyarlarca dolarlık borsa grafiklerinin içinde kaybolurken, London bize aslında şunu fısıldıyor: "Bütün o hisse senetleriniz, vadeli işlemleriniz, plazalarınız devasa birer yalandan ibaret. En büyük dâhilik, o sırtlan masasını devirip, üstündeki pahalı viskiyi borsa simsarlarının suratına fırlatmak ve toprağına geri dönmektir."
Bence eser bir roman değil; modern dünyanın, takım elbise giymiş o ilkel canavarların suratına indirilmiş dâhice ve sıradışı bir tokattır.
Kravatlarınızı gevşetin beyler; çünkü parayla satın aldığınız o parfüm, ruhunuzdaki sırtlan leşinin kokusunu bastırmaya yetmiyor.
Dünyanın ilk şairi, yayını ve okunu bir kenara bırakıp günbatımı karşısında hissettiklerini dostlarına anlatmaya çalıştığında kim bilir ne büyük bir acı çekmiştir.
Psikolojiye ilgimin olması beni bu kitabı almaya davet etti. Ve yanıltmadı da. Günübirlik hayatlarda hepimizin hayatında süre gelen sorunları konu almış yazarımız. Seanslardan derlediği kitabı büyük bir ustalıkla yaşatıyor gibi konu almış. Aslında kendiyle de yüzleşmiş. Sorunların içinde kendine de sorular sormuş,düşünmüş,empati kurmuş. Zaten insan empati kurmadan hiçbir şeyi netleştiremiyor ne yazık ki.
Kitap, genel olarak kronolojik bir akışa sahip olsa da, karakterlerin anıları ve deneyimleri aracılığıyla geçmişe dönüşler de yapılmaktadır.
Olay örgüsü şu şekilde, ana karakterin altın arayışı etrafında dönen olay örgüsüne sahiptir. Olaylar birbirine bağlıdır ve karakterin yaşadığı zorluklar, içsel gelişimini de etkilemektedir.
Neden-sonuç ilişkileri belirgin bir biçimde kurulmuş, karakterin parasız kalması olsun, zenginlerin kayıpları ve bu durumun getirdiği çaresizlikler olsun, esasen hikayenin akışını yönlendirmektedir.
Kitabın ilk sayfalarından pek bir şey anlamasanız da, aklınızda olayların nasıl geliştiğine dair soru işaretleri kalırsa, kitap sonlara doğru bu soru işaretlerini kaldırıyor, yazar, her bir olayın arka planını ve sonuçlarını net bir şekilde sunuyor.
Yazım tarzına geleceksek eğer, akıcı ve yalındır.
Anlatım ise gözlemci bir bakış açısı ile yapılmaktadır ve zaman zaman karakterlerin içsel düşünceleriyle zenginleştirilmektedir.
Sonuç olarak, kitap, hem macera, hem insanın doğayla mücadelesi ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Aile, dostluk ve zenginlik gibi kavramlarda hikayede önemli yerler tutmaktadır, ana karakter, altın arayışı içinde kaybettiği değerleri ve insan ilişkilerini sorgularken yan karakterler de bu bu temayı desteklemektedir, "özellikle, zenginleşen ve sonra kaybeden karakterler, size insan doğasının karmaşıklığını net göstermekte." ve kitabı size tavsiye ediyorum, gerçekten derinlemesine okuduğunuzda bir çok şey çıkartabileceğiniz bir türden. Ben derinlemesine okumadım, can sıkıntısından okudum.
Başladığınız her kitabı bitirmek zorunda değilsiniz.bazı kitaplar size sadece bir cümle,bir paragraf veya bir bölüm öğretmek için yazılmıştır.Buda sorun değildir .
✒️ Bence, Oğuz ATAY okumalarına yeni başlayan birinin bu öyküleri okuyarak başlamalı derim. Moda okumalar olarak Tutunamayanlar alan genç okur kitabı daha birkaç sayfa sonra bırakabilir.
Benim idolüm olan çok değerli bir akademisyen, profesyonel bir adli tıp uzmanı, değerli bir kişilik, başarılı bir bilim insanı ve tanımlanamayacak kadar mütevazi bir kişiliktir kendisi. Sayın Hocamızın bu kitabını keyifle okudum, diğer kitaplarını da okudum ve okuttum. Bu kitabın bende çok özel bir yeri vardır, aydınlanma yaşadığım yıllarıma denk gelmesinden ziyade hastanede tedavi gördüğüm dönemlere de denk gelmesidir. Kitaba nasıl başladım nasıl bitirdim farkında bile olmadan diğer kiitabını okumaya başlamıştım. Çünkü kitap çok sürükleyici ve akıcı bir dille yazılmıştır.. Okuyun okutun arkadaşlar.. Kaleminiz kavi olsun, daha nice eserler yazmanız dileğimle.. çok teşekkürler...
Evet okumak bir yetenektir ,çünkü merakla bağlantılıdır, daha önce de dediğimiz gibi merakın kendisi uyandırılabilir; harekete geçirilebilir ama açıktır ki esasen doğal bir yetenektir.
Çevrende doğru insanlar yoksa yalnız kalmak her zaman daha iyidir.Aynı zamanda çevrende doğru insanlar olsa bile yalnız kalmak ve kendi içimize dönmek güzel birşeydir.
İnsanların seni sevmesini sağlamak mı, senden korkmalarını sağlamak mı daha iyidir? Her ikisi birden olabilirse mükemmeldir; ama biri seçilmek zorundaysa, korkulmak daha güvenlidir.
Hepimizin içinde böyle biri olmayı kabullenemem dediğimiz karanlık yanlarımız vardır. Onları görmezden gelmek, bastırmak, yok saymak, inkar etmek çözüm değildir. 🌿🤍
Sevmek, sevilmek incelik istiyor. Harika bir kitap diyemem ama atladığımız bir çok ayrıntıyı, aa evet öyle olabilir, dedirterek sizi inceden aydınlatan bir kitap.