İleti 1s

Kalbinin İçini Ezberletirim




Babam ve O vardı zamanın kıvrımında, göğsünün kafesinde saatler yerine yalnızca
çocukken bana fırından çekip aldığı taze
fesleğenle işlenmiş ekmeğin buharı
babam ve onunla dolaşarak
büyüyen bir yazgı
dilimiydi bu;
ve insan, babaların kalbine
değil, onların suskunluğunun bıraktığı o devasa vedaya evlat olurmuş, özellikle de ölümün
çelikten ağzı konuşmayı kestiğinde
ve gökyüzü koşmayı unutup
dizleri üzerine dönerek
çöktüğünde.

Gök dönerken
ceplerime birkaç avuç kırık zaman doldurdum,
öyle ki hâlâ bitmek bilmiyor
o akşamüstleri; bazı
geceler babam ve o, benden çok daha hızlı
yaşlanıyor zira toprağın altına giren şey
yalnızca onların kemikleri değildi,
ben de her gece bir miktar
daha onların o katı,
koyu yokluğuna
gömülüyorum.

Dilaver.

“Onlar ölünce ben de zamanın karnını yarıp
içini açtım.”

Şimdi kendi gözlerimin kör kuyularında uyuyorum, gözlerimin içinden sana bakıyorum ve sen de
oradan bana bakıyorsun; az önce
bakışmanın ağırlığı
altında
____göğün sallanan bütün camdan bacakları
kırıldı,
gökyüzü bir daha asla yürüyemeyecek kadar
ağır bir felç geçirdi
ve sessizlik,
omuzlarıma çöken eski, bozulmuş gözyaşları
ile birlikte ölü doğmuş bir bebek
battaniyesi gibi kokmaya
başladı.

Dilaver,
seni Mahvash’ın o küçük kalbin de ağlarken gördüğümde dolambaçlı iç organlarının
arasından söküp aldım; kaç harfe,
kaç felakete mal olduğunu
hiç ama hiç bilmiyormuş
gibi dur ve öylece
___sus,
hem biliyorsun bazı isimler hecelendiğinde
mezarlar göğüslerini şişirip yeniden
nefes almaya
başlar.

__Kemiklerini tek tek sayarak seni o soğuk
çukura iterlerken, ben gecenin yırtık
teninden kadife ve katran rengi
bir örtüyü yukarı doğru
çekip toprağın
kimsesiz yüzünü tamamen kapatmak
istedim;
o sırada gökyüzüne tüküren, pazarlarda
yabancı diller satan cellatlar
dolaşıyordu etrafta
ve onlar
___çocukların ses kutularını çalıp kaçtılar.

Sokak lambaları önce ciğerlerindeki
nefesi söndürdü, ardından
hepsi aynı anda
devasa bir yangın
gibi
tutuştu;
içim yandı, sağım yandı,
solum yandı
kendimi
o akıl almaz yangının tam ortasında,
bomboş ve kimsesiz bir mutfak
durağına bıraktım.

Biliyorum Dilaver, bazı evler babaları öldüğünde
ilk önce mutfaklarını kaybeder; tencereler
o dakikadan sonra tek bir ses bile
çıkaramaz, kaşıklar birbirine
değmekten utanır,
ekmek masanın üzerinde taşlaşarak soğur
ve
dünya, masanın o sonsuza dek eksik kalacak
tarafına oturur.

Fesleğenli toprağın metrelerce altından masanın üzerindeki o buz tutmuş ekmeğe bakarsın;
ben masadaki kırıntıları teker teker*+
toplarken çocukluğum bir kez
daha acıkır, hem arada
kalmış sofralar
ölüler kalkıp gittiğinde değil, onlar asla
geri dönemeyince eksilir,
Dilaver…


———

Sen,
ilk kez ruhuma kalk ve bana babamın o sıcak
un çorbasından yap, içine biraz çocukluğumu,
bir avuç fısıltılı sesini ve elinin taze
un kokusunu kat; ben yine
hiçbir şey olmamış gibi
masanın ucuna
oturup;

Sen gözyaşlarını gözlerime her döktüğünde,
_______sana kalbinin içini ezberletirim.
Dilaver…




















…
DilaverliMatemKalabalıkları…
119