İlk kitap'a yoOlayları tam hatırlamıyorum ama Mara kendini gelin olarak Apollon'a adıyacak iken yanlışlıkla Rea'ya adıyor ve olaylar gelişiyor. Şahsen ben ikilinin arasındaki çekimi vs oldukça iyidi, şahsen kurgu evren ve yazarın kalemi bana göre iyidi.
İçinde ya smut yok ya da az da olsa varmı diye tam hatırlamıyorum olabilir de olmaya bilir de tam emin değilim şahsen tekrar okumayı bile düşünmüyor değilim ama okumak isteyen var ise tavsiye ederim şahsen benim için en iyi Türk fantastikkrrden biridir.
Dünyanın sonu geldiğinde etik değerlerin ve vicdanın bir önemi kalır mıydı gerçekten?
Bugün tam da bu soruyu kendime onlarca kez sormama sebep olan bir kitapla karşınızdayım. Kıyametin Kıyısında; oldukça akıcı bir kurguya, etkileyici betimlemelere, sürükleyici sahnelere, güçlü dostluk ve aile ilişkilerine sahip post apokaliptik bir kitaptı. Bu tür kitaplar okumayı seven herkese gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Konusundan kısaca bahsetmek gerekirse, annesi ve ablasıyla birlikte yaşayan otizmli genç kızımız Denise, dünyaya yaklaşmakta olan kuyrukluyıldızın sebep olacağı kiyametten kurtulmak için Amsterdam yakınlarında geçici bir sığınağa gidecektir. Fakat uy*sturucu bağımlısı annesi, bir türlü gelmeyen ablası İris'i beklemekte ısrar eder. Sığınağa asla vaktinde ulaşamayacaklarını düşünürken karşılarına bir fırsat çıkar. Dünyada yaşam sona erdiğinde uzayda yeni bir koloni kurmak üzere hazırlanmış bir nesil gemisiyle karşılaşırlar. Devasa büyüklükteki gemide tıbbi malzemeler, tarım ve sualtı ekipmanları, variller dolusu tohum ve gıda bulunmaktadır. Gemideki her yolcu bir birimde görevlendirilir ve bu gemide önemli olan yararlı olmaktır. Peki Denise, bu gemide kendisine ve ailesine yer bulabilecek midir?
Son teknoloji bir nesil gemisi, etkileyici tsunami sahneleri, farkli sığınaklardaki insanlar, su motoru ile havalimani ve çevre lokasyonlari yağmalamak ve daha neler neler... Özellikle reading slump dönemlerinde okunabilecek akıcı bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Benim icin 8/10 puanlık bir kitaptı.
İşte bu kitaptan sizler için seçtiğim birkaç alıntı:
"Buradan gideceğim ve yıldızların arasında güvende olacağım."
"Eğer hayatta kalacaksam, bunu kimseyi feda ederek yapmayacağım."
"İmkânımız olduğu zaman güzel anlara sarılmalıyız."
"İnsanlar belirsizlikle başa çıkmaya çalışıyorlar. Eğer onlara ne beklemeleri gerektiğini, nasıl etkileneceklerini ve ne yapmaları gerektiğini söylersen, karşılaşacakları şeye göğüs gerebilirler. Daha da iyisi, sana güvenirler."
Kendimize söylediklerimiz başkalarının bize söylediklerinden çok daha etkilidir, çünkü söylediğimiz her negatif sözcükle zihnimiz özdeşleşir ve hak ettiğimizin o olduğuna inanırız.
Bir yarı titan olan Kirke'nin hüzünlü dünyası ve dertleri, biz sıradan insanlarınkinden farklı değil. Nankörlük, intikam, öfke ve hayal kırıklığı tanrıların dünyasında da mevcut. Kirke ise bu açıdan çok şanssız. Diğer tanrılar gibi umursamazlıkla ölümsüzlüğünün tadını çıkaramıyor. Yaşadığı her uzun asır boyunca yalnızca ihanet ve nankörlüğü taşıyor beraberinde. Insanların imrendiği sonsuz hayat ve güç, Kirke için ıstırap kaynağından başka bir şey değil. Tamamıyla yalnız geçiriyor hayatının büyük bir kısmını. Güveneceği ve kendisini seven kimsesi olmuyor. Öyle hüzünlü bir dışlanmışlık ile yaşamak zorunda ki başlarda onun kederli hayatını sıkıcı bulmuştum. Ancak hep böyle kalmıyor. Gelişiyor ve diğer tanrıların gücüne kafa tutabilecek kadar güçleniyor. Özellikle bu kısımları okumak tatmin ediciydi. Başına gelenlere ağlamaktansa ayağa kalkıp adapte olmanın bi' yolunu buluyor.
Kitabı okumadan önce sıkıcı olacağını düşünmüştüm. Mitolojik şeyler pek ilginç gelmiyor. Ancak Kirke'nin hikayesi tamamıyla farklıydı. Bu akşam kitabı bitirebilmek için saatlerce ara vermeden okudum. Yıllardır ilk defa bu kadar uzun bir süre geçirdim okuyarak. Normalde yüz sayfayı geçmem bir gün içinde ancak bu kitabı bitirmek için büyük bir istek duydum. Kirke'nin hayatını nasıl noktalayacağını okumadan uyku girmezdi gözüme.
Mitolojiyle ilgilenmiyor olsanız da okumak keyif verici olacaktır.
Gülümsemek, bir kadının acısını örten devasa bir makyaj malzemesidir. Hangi kozmetikçide bulunur bir tutam tebessüm? Yoktur… Yerin yedi bin kat altına insen de yoktur. Aradığın, kadının kalbindedir; yüreğinin en derin yerinde. Kadınlar önce mutluluktan gülerler… Sonra, gülüşlerinden ödün vermemek için acılara gülümsemeyi öğrenirler. Bir süre sonra ağlamayı da bırakırlar. “Güçlü” olmanın hakkını vermeye çalışırken, yumruk kadar kalplerini acıya mahkûm ederler. Rimelini bahane edip ağlamayan kadınlar bilirim; gözyaşlarını içine akıtan… Geceleri yastığını sele boğan güçlü kadınlar bilirim. Avazı çıktığı kadar susarak ağlayan kadınlar… O yüzden kadınların yüzlerine iyi bakın beyler; çünkü kadınların yüzleri mezar taşı gibidir. Kendi mezarını bulmak ister gibi atılan son bir bakış… Gerisi upuzun bir kahkaha zaten.
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu Taptaze, ıpılık kar gibi beyaz Keder sana yakışmıyor gül biraz Arzular vardır bilirsin anlatılamaz.
Bülbüller sadece bizi keyiflendirmek için öterler. İnsanların bahçelerini didiklemez, mısır ambarlarına yuva yapmazlar. Kalplerini bize açıp şarkı söylemekten başka bir şey yapmazlar.
İçinde keyif barındırmayan hayalleri ben de sevmiyorum. Hayaller mi, yoksa keyif alabilmek mi Birini seçmek zorunda olsam ben de keyfi seçerdim. Ancak hayal kelimesini duyduğumda bile kalbimi hala pırpır ediyor. Bir hayale sahip olmadan yaşanan yaşam... Gözyaşları olmadan yaşanan yaşam kadar ruhsuz olurdu. Gerçi Hermann Hesse'nin yazdığı Demian adlı kitapta şöyle diyor: sonsuza dek süren hiçbir hayal yoktur. Herhangi bir hayalin yerini yeni bir hayal alır. O yüzden hiçbir hayale saplantı yapılmamalıdır.
Yazarın bu kitabını nedense pek sevemedim. Bir kaç öyküden oluşan Kitabın adını taşıyan Parasız Yatılı öyküsü, annesiyle zor şartlar altında yaşayan küçük bir kızın, devlet bursuyla yatılı okul kazanarak hayatını değiştirme şansını elde etmesini konu alır. Hikâye, yoksulluğun gölgesinde umut taşıyan bir çocuk karakter üzerinden harika bir anlatım sunmuş. Olaylarda psiklojik çözümlere de dikkat çeker. Bir kez daha okur muyum evet okurum. Kitapla kalın :)
Çöpleri koklayan aç bir köpeğe benziyordum. Etrafta dolaşan, süprüntüleri koklayan, uzaktan çöpler artıklar getirdiklerini görünce korkup kaçan, saklanan, sonra geri dönüp yeni döküntüler arasından beğendiklerini seçen bir köpek gibiydim. Fakat o pencere kapatılmıştı ve o, benim için bir demet taze çiçekti âdeta, çöplüğe atılmıştı.
Her şeyin fazlasını istedik evet! Sevginin mesela iliklerine dek unutulmayacak kadar. Hele de güzel bakmayı ... İçini ısıtacak ruhunu saracak kadar. Oysaki yürek , Hasrete hüsrana yıkılmışlığa hapsolmuş esire döndü. Aşk harbinden yürek, Yaralı kurtuldu....
Yazarın Huşu Ağacı kitabından sonra okuduğum 2. kitabıdır.Çok sürükleyici ve etkileyici bir anlatımı var.Kitabın ruhunuza dokunduğunu fark ediyorsunuz.Bizim değerlerimizi bizim hayatımızı o kadar güzel anlatmış ki içinde herkesin kendinde bulabileceği acı ve sevinçleri barındırmaktadır.Ağlayarak okuduğumu itiraf etmeliyim, Hüma'nın bölümlerinde sarsıldım.Derviş babanın öğütleri, Zeynep'in kendini arayışında size söylenmiş ruhsal çözümlemeler bulabilirsiniz.Serinin devam kitaplarını çok merak ediyorum.Herkese tavsiye ederim.