İşitilen şey, görülen şeyden daha dehşet verici olabiliyor san ki. Sadece sözcükler ölüm gerçeğini kesinleştirebilir. Biri o öldü demediği sürece hala bir umut vardır.
Ahmet Haldun Terzioğlu'nun Alamut ve Hasan Sabbah'ı anlatan kitabında verilen bilgilerle bu kitap arasında birçok fark gözüme çarptı. Hasan Sabbah konusu yanında, Selçuklular'ın yıkılışını da anlatıyor.
Hasan Sabbah'ı peygamber olarak görüyorlar bu kitapta. Ölülere etki edebildiğini ve istediği insanları cennete gönderebildiğini iddia ediyorlar.
Ayrıca Türkler'i Yecüc ve Mecüc soyundan gelen melez bir şeytan ırkı olarak görüyorlar. Oysa Haldun'un kitabında Türkler ile bir sorunu yoktu Seyduna'nın. Yalnızca Abbasi halifesini desteklemelerini ve Nizam-ul Mülkün Şii düşmanı olmasını yargılıyordu. Hatta o kitaba göre Türklerin savaş gücünden etkilenen Sabbah, bu alanda komutaya Türk bir askeri getiriyor. Fakat Bartol'un kitabında Sabbah, inançlı da değilmiş. Imamiyeti takip etmesindeki tek sebep Abbasi halifesini yıkmakmış. Bunun sebebi de Abbasilerin Türklerin elinde oyuncak olmasıymış. Türklerden at hırsızı şeklinde bahsediyor.
Sonuçta, karşımıza iki farklı Hasan çıkıyor. Birisi inançlı bir mümin, ikincisi ise hırslarının peşinden giden bir müşrik. Hangisi olduğuna karar vermek de birkaç kitap okumakla mümkün görünmüyor bence.
“Eğer dünyadaki herhangi bir konu üzerine düşüncelerinizi dürüstçe söylemenizi ayıplanacak bir şey olarak gören insanlar arasında acı bir yalnızlık çekerek yaşamınızı sürdürmüş ve orta yaşlarınıza merdiven dayamışsanız, konuşma ihtiyacı bütün ihtiyaçlardan daha büyüktür.”
Bilimsel araştırmalar, yanlış duruşun ve ergonomik olmayan dijital cihaz kullanımının kas-iskelet sistemi sorunlarına yol açtığını göstermektedir. Örneğin, yapılan bir meta-analiz, uzun süre oturmanın bel ağrısı riskini artırdığını ortaya koymuştur. Bu analiz, farklı yaş gruplarından ve farklı mesleklerden insanlar üzerinde yapılan çok sayıda araştırmayı bir araya getirerek, oturma süresi ile bel ağrısı arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktadır
Farklıydı çünkü artık başkalarının hayallerini gerçekleştirmek için yaşamak zorunda hissetmiyordu kendini. Hayalindeki mükemmel evlat, kız kardeş, partner, eş, anne, çalışan olmaya uğraşmaktansa, doyum verici bir hayatı ancak yalnızca insan olarak, kendi amacının yörüngesinde dönerek, bir tek kendine hesap vererek yaşayabileceğini artık anlamıştı.
İkinci Dünya Savaşı'nın arka planındaki endişeler, beklentiler ve örgütlenme, Hemingway'in akıcı ve anlaşılır cümleleriyle sade bir üslupla aktarılmış.
Karakterlerin kararlılık göstererek, savaşta ülkelerine hizmet etme gayelerinin yanı sıra yaşadıkları kaçınılmaz kafa karışıklığı, korku, mücadele gibi duyguları yalın üslubuna rağmen kuvvetli anlatımıyla okura iletebilmiş Hemingway. Aslında o kadar anlamsız ve trajikomik bir gerçeklik ki, kime karşı savaştıklarını, müttefiklerini bile unutuyorlar bir süre sonra.
Eşit olmadığımızı, olamayacağımızı çok iyi biliyorum ,ancak saygı görmek adına alt tabaka insanlarından kendini uzak tutmak gerektiğine inanan kişi , yenilgiden korktuğu için düşmandan saklanan bir korkak kadar eleştiriyi hak eder.
Kişisel gelişim meraklıları için tek başına bu kitap yeterli olabilir. Zira kişisel gelişim okumak için değil yapmak içindir. Anlatılanları hayatınıza dahil ettikten sonra gelişim "kendiliğinden" gelir, yeter ki yapın.
İmam Gazali’nin “Uzlet” kavramına dair düşünceleri,hem bireysel arınma hem de manevi olgunlaşma açısından İslam düşüncesinde derin bir iz bırakır. Ona göre uzlet, dünyadan tamamıyla kopmak değil, insanı Allah’a yaklaştırmayan meşguliyetlerden uzaklaşmaktır. Gazali, bu tercih için insanın nefsini, zamanın fitnelerini ve iç dünyasını dikkate alır. Toplumla ilişkiyi bütünüyle kesmek yerine, faydasız kalabalıklardan uzak durmayı öğütler. İlmi, ibadeti ve iç muhasebeyi merkeze alır. Ona göre uzlet, bir kaçış değil, bir inşa sürecidir. Kalbin dünya kirlerinden temizlenmesi ve hakikate yönelişi. Ancak bu, herkes için değil. içsel disiplini kurmuş, ilmi ve manevi donanımı sağlam bireyler için uygundur. Gazali’nin bu görüşleri, günümüzde bile içsel huzur arayanlar için güçlü bir rehberdir.
"Gerçi eski kafalılar sonra arkasından sövüp sayacağı bir adamın yüzüne karşı böyle nezaket göstermeyi kendilerinin dava eyledikleri mertliğe uygun bulamazlar ise de, alafranga olanlar da mertlik adeta ahmaklıktan ibarettir, diye hükmederler."
İnsanlığın kendi gölgesine yetiştiği bu karanlık yerde kitapların varlığı, kelimelerin makinalı tüfeklerin sesini bastırdığı, daha az kederli, daha güzel zamanların işaretiydi.
Açıkçası ya ne oluyor ben neden bişi anlamadım dedim ama sonra baş karakterlerimiz Nate ve İzzy'nin uçak kazasında tanışıp olayların ve onların değişip geliştiğini fark ettim.
Açıkçası Rebecca Yarros Dördüncü Kanat serisi ile sevdiğim ne yazsa alıp okurum dediğim bir yazar olmasına rağmen bu kitap'ının bu kadar basit bir dil ile yazmış olmasını ona yakıştıramadım.
Bu kadına şu anlık romantik değil de fantastik kaos falan yakışıyor diye düşünüyorum, açıkçası bu kitabı beklentimin altında kaldı umarım bundan sonraki romantik ve asker kurgu eserleri bundan daha iyi olur.
Asker kurgusunu severim açıkçası bu kitapta operasyon vs görmeyi çok isterdim nedense bunu göremedim ama ikilinin arasındaki aşkı, sevgiyi ve çekimi çok sevdim sanki birbirleri için yaratılmışlar diye düşünüyorum.
Değişiyordum. O zamanlar bilmiyordum ama yeniden mutlu olmanın ve beni mutsuz eden bazı şeyleri unutmanın bir yolunu bulmuştum. Her şeyden önce kendimi unutmayı öğrenmiştim.
Nietzsche'ye göre hakikat, insanların birarada yaşama imkanını kolaylaştırmaya hizmet eden toplumsal bir yapıdır. Birarada yaşama varoluşsal bir temel sağlar: "Hakikat dürtüsü, gerçek dünya ile yalanlar dünyasının ne kadar karşıt olduğuna ve uzlaşımsal-hakikat koşulsuzca bağlayıcı değilse, tüm insan varoluşunun nasıl da belirsiz hale geldiğine dair keskin bir gözlemle başlar: Eğer insani bir toplum ... var olacaksa, katı bir uzlaşımın zorunluluğu hakkında ahlaki bir kanaattir bu. Savaş hali sona erecekse, işe hakikatin tespit edilmesiyle, şeylerin geçerli ve bağlayıcı bir imlemiyle [Bezeichnung] başlamak gerekir. Yalancı, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi göstermek için kelimelerden istifade eder, yani sağlam temeli kötüye kullanır." Hakikat, farklı geçerlilik taleplerinin bir bellum omnium contra omnes'e [herkesin herkese karşı savaşına] , toplumun topyekun bölünmesine yol açmasını engeller.
Her şey insanların kötülüğü ve acımasızlığında anlamını yitiriyor. Geriye sana kalan bu acı tecrübeler oluyor... *Kadın bence dağın altındaki topraktır. Eğer toprak kayarsa,üstündeki dağ yıkılır. #ortadoğudabirçocuk