Gerçek dost, üstünden yıllar da geçse bir “alo” ile kaldığı yerden devam edebilendir… Sanki zaman hiç araya girmemiş gibi, ne bir yabancılık ne bir mesafe hissi olur.
Gerçek dost, “neden aramadın?” diye hesap soran değil; “iyi ki aradın” diyerek kalpten sevinen insandır.
Ve aslında gerçek dostluk, sürekli konuşmakta değil… Hiç konuşmasan bile kalbinin bir köşesinde onun hep aynı sıcaklıkla durduğunu bilmektir.
Nick uyurken odasına özel bir tim pencereden gizlice giriyor. Onu göz altına alıyorlar. Kısa zaman önce bombayla halkı tehdit eden bir saldırganın sadece Nick'le konuşacağını söylüyorlar.
Ancak bu saldırganın Nick'le bağlantısının ne olduğunu bilmiyorlar. Nick ise bunun üvey babası Frank ile ilgili olabileceğini düşünüyor.
Kalın bir kitaptı ama oldukça akıcıydı. Olaylar mantıklı şekilde birbirine bağlanmıştı. Tabii anlaşılmayan bazı noktalar da vardı. Kendi güvenlik sistemimizi düşününce kitaptakiler ancak Amerika'da olur, diyorsunuz. Bir sivili alıp bombalı saldırganın yanına götürmek falan. Ana karakter aksiyon dolu bir hayat yaşasın diye kurgulanmış. Bu bakımdan zorlama geliyor onun başına gelenler. Hiçbir pürüz çıkmadan tüm problemleri ustaca halletmek ve hâlâ hayatta kalmak bu tarz kitaplara özgü.
"Ne var ki filozof, mantık sayesinde varoluş kavramıyla bağını sürdürür ancak aslında o da karanlıkta sayılır; çünkü içinde bulunduğu aydınlık göz alıcıdır ve çoğu insanın ruhu, bu ilahi ışığı görmeye dayanamaz."
Bir kitap! Ve düşünce, kafamda bir şimşek gibi çaktı: Çal o kitabı! Belki de başarırsın ve hücrende saklarsın, sonra da okursun, okursun, okursun, sonunda tekrar okuyabilirsin!
Bütün bunlara bakma sen, ben burada, zirvede yalnızım, yapayalnız. Beni kimse anlamıyor, numarasını da unutmamak gerek. Karşısındaki ise, o erkeği anlayan kadının bir tek kendi olabileceğine daha baştan inanmaya hazırdır. Kimselerin anlamadığı ama, hayran olduğu zirvedeki adamı anlayabilen tek kadın olma rolü, yeterince heyecan ve gurur vericidir! Hiçbir kadın bu rolü geri çevirmek istemez. Biz kadınların hayattaki en büyük yanlışıdır bu: Diğer kadınlarda olmayıp da bir tek bizde olduğuna inandığımız o belirsiz şeye olan sonsuz inancımız!
Ay biri söylesin bana, sende olup da, başka hiçbir kadında olmayan ne var Sen niye o kadar başka oluyorsun
İnsanların bana nasıl baktığını fark ettim… Kimisi küçümseyerek, kimisi acıyarak, kimisi de gülerek bakıyor.
Oysa ben de onlar gibiyim, belki de onlardan daha fazlasıyım. Fakat ne yaparsın, herkesin kendi aklı kendine doğru gelir; kimse bir başkasının yüreğine inmek istemez.
Maddeler dünyasında vermek, zengin olmak anlamına gelmektedir.Çok şeyi olan değil, çok veren zengindir.Bir şeyi yitirmekten korkan istifçi , e kadar çok şeyi olursa olsun ruhbilim dilinde yoksul ve yoksun bir kişidir.
Belki de tek sorun şuydu: biz ne istediğimizi bilememiştik hiçbir zaman. Ve dolayısıyla her şeyi deniyorduk. Belki görünce istediğimiz, uğruna yaşadığımız şeyi hatırlarız diye.
Düşüncelerinizin içine kadar sokuluyorlar. Mantığı ortadan kaldırmadan, bu gidişe bir son vermek, kötülüğe direnmekten vazgeçmek ve gerçek hürriyeti tanımak imkânsız.
Hayat önünden akıp gidiyor ve sen yerine oturmuş, sadece hayata sitem ediyorsun. Kalk artık yerinden. Gönlün ne istiyorsa bunun için mücadele et. Suçlu arama, çözüm ara.