İnsan olmak kitabında "Uzaklık ve yakınlık ölçülebilir şeyler değil. Bazen karşımda duran biri benden kilometrelerce uzakta olabilir.” diyor Engin Geçtan.. Peki çok uzakta olan kişilerin verdiği yakınlık hissi? İçimizi dolduran, mesafe tanımayan sıcacık hisleri.. Bunları nasıl açıklayacağız? 🌷
Yaradılışının en başındaki bir dünya bu; çok daha büyük, henüz tam biçimlenmemiş ve daha yalın. Gökyüzü, toprak ve su, sanki birbirlerinin kollarından henüz ayrılmışçasına hepsini kucaklayan tek bir kontürle çizilmiş gibi duruyorlar, çıplak ve henüz can bulmamış bir halde Tanrı'nın karşısına çıkmışlar da ölçüsüz büyüklüğüne tanıklık etmekten başka bir şey ellerinden gelmiyormuş gibi.
Artık inanamıyoruz; ama inanana inanıyoruz. Artık sevemiyoruz; yalnızca seveni seviyoruz. Artık ne istediğimizi bilmiyoruz, ama bir başkasının istediğini isteyebiliyoruz. İstemek, yapabilmek ve bilmek eylemleri terk edilmedi, ama bir başkasına devredilerek, genel olarak ilga edildiler. Zaten her halükarda ekranlar, videolar, röportajlar arasında artık yalnızca başkaları tarafından görülmüş olanı görüyoruz. Artık yalnızca görülmüş olanı görmeye yetenekliyiz. Karar verme sorumluluğunu yakında bilgisayarlara bırakacağımız gibi bizim için görme sorumluluğunu da makinelere devrediyoruz.
Çok bilinen ve hakkında çok konuşulan bir kitap. Uzun zamandır merak ediyordum ben de ancak bugün kısmet oldu. Aynı isimli, Jorge Angel'dan bir kitap okumuştum. Aralarındaki tek benzerlik simyacılık ve felsefe taşıydı. Ancak Paulo'nun Simyacı'sı daha detaylı ve uzun bir serüvenden bahsediyor.
♤♤♤♤
Santiago isimli bir gencin kendi Kişisel Menkıbesinin peşinden koşmasını anlatıyor. Amacı için, Endülüs'teki kendi sıradan hayatından, ailesinden, çobanlık ettiği koyunlarından ve aşık olduğu çöl kadınından vazgeçiyor. Rüyasında gördüğü bu hazineye ulaşmak için türlü sıkıntılar ile karşılaşıyor ancak Evren, amacına ulaşmasını delikanlıdan da fazla istiyor ki ona her zorlukta yardım edecek birini çıkarıyor karşısına.
Fransiz Ihtilali döneminde geçen bir hikayeden bahsediliyor kitapta. Konu daha çok romantizm kurgusu gibi görünse de ilk bakışta, aslında devrimin arka planı anlatılıyor.
Yazar, devrim sırasında toplumdaki yozlaşmaya ve değişimin getirdiği negatif yönleri de göstermek istemiş. Özgürlük uğruna hümanizmin yok sayıldığını ve insanların her şeye gözlerini kapattığını anlatmak istemiş. Ancak kitap boyunca gelişen bir yozlaşma göremedim. Kral döneminde de, devrim zamanında da insanlar hep yozlaşmış bir şekildeydi zaten. Kralcılar da Jakobenler de kendilerinin en iyi olduklarını savunuyorlar ancak iki taraf da yalnızca karşı tarafı yeryüzünden silmeye çalışıyor. Iki taraf da kendi çıkarları uğruna egemen olan rejimin gücünü suistimal etmeye çalışıyor. Insanın çirkin yanı hiçbir ideolojiyle silinemiyor.
Kendine has ve orijinal bir tarzı var. Kitapları altı boş polisiye yazıları gibi değil. Doyurucu ve derin konular yazmaktan hoşlanıyor. Bu kitabında da entrikalar ve ters köşelerle sonuca ulaşmanız çok kolay olmayacaktır. Kurban kim, katil kim, suçlu kim, hepsi birbirine girecek kadar karmaşık.
Polisiye sevenler okursa beğenirler ama bu türün hayranı olmayanlar okumasa da bir şey kaybetmez diye düşünüyorum.
Ben ne kadar en fazla polisiye türünü sevsem de çok beğenerek okumadım dogrusu bu kitabı. Nomalde kitaplar için uzun uzun incelemeler yazarım ama bu kitap için fazla yazabileceğim bir şey yok de yok açıkçası.
Okullar artık televizyon tarafından özürlü hale getirilmiş çocuklarla dolu. Öğrenme güçlüğü veya dikkat eksikliği gibi sorunlar günümüzde çok daha fazla teşhis ediliyor. Çocukları okullarda tutmak eskisinden daha zor. Beyin, televizyonun zehirli etkisiyle hıza alıştırılıyor. İmgelerin hızla değiştiği, şeylerin patladığı, şiddetin sıradanlaştığı, dilin giderek daraldığı bir medya ortamı içinde çocuklar; ders çalışmak, kitap okumak veya düşünmek gibi yavaşlık ve dikkat gerektiren eylemleri yapamaz hale geliyorlar.
Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından, Dîvânu Lügâti’t-Türk’ün tıpkıbasımı dijital erişime açılmış şu bağlantıdan indirebilirsiniz. https://ekitap.yek.gov.tr/urun ..
Kitap batı kültüründe ebeveyn ve çocuk arasındaki iletişim sorunlarını örneklendirerek okurun problemleri kafasında canlandırmasına ve kendi aile yapısı üzerinden değerlendirme yapmasına fırsat sunuyor. Malesef ki her ebeveyn kitabı aynı saydamlıkta değil .. kitapta beğendiğim bir diğer unsurda çok ince ve yerinde tespitler yapılmış olması. Gereksiz bilgiden ziyade gerçek anlamda bir ebeveyn için yol haritası olması amacıyla yapıldığını düşünüyorum.
Soykırım: Doğum Kontrol Yöntemleri 🇹🇷Türkiye gelişmiş ülke olmadan nüfusunu kaybetti.Kaba doğum hızı 1950:7 çocuk 2026:1,3 e düştü . Bu bir sessiz ve planlı soykırımdır. Bunun sebepleri⏬ 🟢 🔴 FEMİNİZM (Yeşil ve Kızıl Feminizm): Kadın hakları maskesiyle aile içine sokulan dinamit. Cinsi rolleri yok edip rekabetçi düşmanlık ile yuvayı içeriden çökerten ,29 öncüsü Yahudi olan şirkettir. Kadın dernekleri eliyle aile kavramını yok eder. 🏳️🌈 LGBT VE CİNSİYETSİZLİK: Fıtrata aykırı "Cinsiyet akışkanlığı" yalanıyla nesli biyolojik olarak kurutma ve kimliksiz, köksüz , zihinsel KISIR bireyler ile nüfusu artışını durdurur. Bunlar ölü nesildir. 💼 KADIN İSTİHDAMI (Modern Kölelik): Anneyi kariyer vaadiyle evden çekip vergiye bağlar. Enflasyon ile kadını maaşa bağlayıp sahte statü ile bağımsızlık verip işsizliği artırır. Çalışan kadın zamanla çocuk yapmayı bırakır. Amaç piyasa için işçi yetiştirme düzeni. 📜 6284 VE SÜRESİZ NAFAKA: Evliliği erkek için idam fermanı , kadın içinse ömür boyu ekonomik gelir ve tehtide çeviren yasalar. Yuva kurmayı imkansızlaştıran, boşanmayı teşvik eden , öldürmeye iten sistematik yıkım aracıdır. 📺 AHLAKSIZ DİZİ SEKTÖRÜ: Zina ve ihaneti "aşk", sadakati "eziklik" olarak pazarlayan propaganda makineleri. Aldatmayı,çok eşliği empoze eden sessiz işgal aparatlarıdır. 🐕 KÖPEK AİLESİ MODELİ: Çocuğu "maliyet", hayvanı "evlat" olarak kültürleştirir. Bebek arabalarının yerini alan köpek arabaları; nüfusu yaşlandırıp duygusal boşluğu kedi köpekle doldurur. Bu ilerlerse köpeği tapınma ve insandan Üstün görmeye götüren bir hastalığa sevk eder. 🎓 ÖĞÜTÜM SİSTEMİ 12 yıl zorunlu eğitim ile gençliği okul sıralarında oyalayıp hayattan koparmak. Analitik zekayı öldüren, üretime geç katılan, diplomalı ama vasıfsız "modern köleler" ordusu yaratmak. Herkesi üniversite sokup işsiz bırakarak aile kurmayı imkânsız kılar. 🏠 1+1 KUTU EVLER VE HÜCRE YAŞAMI Geniş aileyi ve misafirliği bitiren hücre alanlar çok Çocuk yapmayı engeller. Büyük site ve aparmantlar dar alanlarda, sosyal bağları koparan ve sadece "hayatta kalmak" için kurgulanmış hayatlar üretir. 💳 MÜLKSÜZLEŞTİRME VE ENFLASYON: Ağır vergilerle nefes aldırmamak, borçla geleceğini satın almak. Sahipliği bitirip herkesi kiracı ve abone yapmak. Hiç bitmeyen Enflasyonla emeği her gün sessizce çalarak çocuk yetiştirmeyi zora sokar 🗡️ GÜVENLİK SORUNU Suç çeteleri , güvensiz Sokaklar hem birey hemde çocuklar için büyük tehtidtir. Bu psikolojik baskı altında insanlar üremeyi durduru korumaya geçer. Adalet suçludan yana işledikçe bu giderek artar. Sonuç; kökü zayıf, ailesi dağılmış, borçlu ve dijital hayata bağlı bir kitle, zinayı normalleştirmek ahlaksız bir toplum oluşturuldu. Mekanı daraltılmış, mülkü elinden alınmış bir birey, özgür bir insan değil, sistemin köleleri olan insan tipi üretildi Bu bir soykırım türüdür. Güvenlik, ekonomik, ahlak ve aile olamdan bir devlet ayakta kalamaz.
Sen dünyadaki herkesin saygıdeğer olduğunu düşünmek istiyorsun ve birisi hakkında kötü konuşursam inciniyorsun. Bense sadece senin fevkalade olduğunu düşünmek istiyorum ama sen de ona karşı çıkıyorsun. Fazla üstüne gelmem, herkesin iyi niyetli olduğuna dair inancını sorgulamam sakın seni korkutmasın.
Dalların arasından süzülen ay ışığı kocaman boşluğun büyük kısmının görülmesine yetecek kadar aydınlık verse de derinliği belli olmuyordu çünkü böğründe muazzam bir gürültüyle patlayan yeraltı nehri, serpintilerinin yarattığı sisle alttaki korkutucu uçurumu saklıyordu.
Kitap Adı : Mendil Altında Sayfa Sayısı : 245 Yazar: Memduh Şevket Esendal
''İçindekiler'' bölümünden sonra, kitabın ilk iki sayfası İstanbul doğumlu Memduh Şevket Esendal'ın hayatıyla ilgili temel bilgileri içeren biyografisine ayrılmış. Kendi kendine Fransızca, Farsça ve Rusça öğrenmesiyle dikkatimi çeken yazarımız müfettiş, büyükelçi ve milletvekilliği görevlerinin yanı sıra edebiyat alanında üstün başarılar sergilemiş; Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu'nca da okullara tavsiye edilen anı, mektup, hikaye ve roman tarzında birçok esere imza atmıştır.
Kitabımızda yer alan hikayeleri henüz okumadan önce M. Sunullah Arısoy'un ''Edebiyatçılarımız Konuşuyor'' başlığıyla 1953 yılında Varlık Yayınları Cep Kitapları 73. sayı sayfa 5 ile 15 arasında Memduh Şevket Esendal'la yaptığı röportaj karşılıyor bizi. Bu röportajla birlikte Memduh Şevketi biraz daha yakından tanıyor bütün sorulara titizlikle verdiği yanıtlara, mütevazi kişiliğine, zarif nüktelerle süslediği keskin zekasına bire bir şahit oluyoruz.
''Nasıl yazarsınız?'' Diye sorunca Sunullah Arısoy
''İşte, oturur yazarım. Gecesi gündüzü belli olmaz. Ne zaman olsa yazarım'' diyerek cevap veriyor.
Bir başka soruyla ise bugünkü edebiyat hakkındaki düşüncelerini öğrenmek istiyor.
''Hiç hüküm veremem'' diyerek söze başlıyor ve devam ediyor.
''Söyleyeceklerim tam olarak doğru olmasa da ben insanlara yaşamak için ümit, kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanırım. İnsanları yuğunmuş mutfak paçavrasına çeviren ve yeise düşüren yazılardan hoşlanmam. Tam bir ferah içinde yaşamıyorken bir de karanlık ve kötü şeylerden bahsederse bize.. Onları okursak... Bu insanları bir havana koyup ezmeye benzer. Halbuki insanların içinde bir umut olmalı, yaşama umudu... Neşe vermeli insanlara okudukları. Ancak dediğim gibi söylediklerim tam olarak doğru olmayabilir. Çünkü insan bazen yeis veren şeyleri de terennüm eder, arzular.
Kitaba adını veren mendil altında öyküsü de dahil olmak üzere toplamda yirmi beş tane hikaye var. Her birinin konusu birbirinden farklı olsa da anlatım tarzı genel olarak günlük konuşma diliyle yazılmış, doğal, akıcı, bolca samimi diyalog içeriyor. Öyle güzel anlatmış ki yazarımız karakterler içimizden biri gibi, ya bir komşu ya bir arkadaş, annemiz, babamız, çocuğumuz, kardeşimiz, hiç yabancılık çekmiyoruz okurken.
Kitabın oldukça faydalı bulduğum ve sevdiğim özelliklerinden biri de anlamını bilmediğimiz sözcükler için son birkaç sayfaya açıklamalar bölümü eklenmiş olması.
Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl oluştu diye sorulduğunda bütün mütevazılığıyla
''vallahi beyefendi, edebiyata karşı bende hiç alaka uyanmadı'' diye cevap veren, edebiyatın bir iş olduğunu ve kendisinin bu işle hiç meşgul olmadığını, usulünü kaidesini doğru dürüst beceremediğini ama hoşlandığını, edebiyattan çok hoşlandığını belirten Memduh Şevket Esendal'ın bütün eserlerinde kaleminin nasıl da edebi bir hazla, aşkla, heyecanla ve severek yazdığını görüyoruz.
Kitap İçinde Yer Alan Hikayeler
Avni Hurufi Efendi, El malının tasası, İki ziyaret, Rüya nasıl çıktı, Ana baba, Şair tavafı, Haşmet Gülkokan, Keleş, Hasta, Gevenli Hacı, Mendil altında, Feminist, Düğün, Müdürün züğürdü, Karga yavrusu, Kızımız, Gül hanımın annesi, Sinema, Kaçırdık mı, Kuvvetli hükümet, Saide, Dursun Hacı, Celile, İhtiyarlık, Hayat ne tatlı