Anadolu uygarlıkları, çocukları sadece bireysel bir varlık olarak değil, toplumun geleceği olarak görmüştür. Çocukların fiziksel ve ruhsal gelişimlerine verilen önem, onların yetişkinlik dönemine sağlıklı bir şekilde hazırlanmasını sağlamıştır. Hititler yasalarıyla, Frigler oyun ve sanatla, Greko-Romen uygarlıkları ise eğitim sistemleriyle çocukluk anlayışını şekillendirmiştir. Bu anlayışlar, Anadolu’nun zengin kültürel mirasını anlamak için önemli bir pencere sunmaktadır.
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti onu buraya sarhoşlardan korusun, hırsızlardan avanta alsın, gece yarısından sonra da tam siper olasın diye bekçi tayin etmemişti.
İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin insanın iç çatışmalarını, kararsızlığını ve toplum baskısını da eleştirir.
Romanın merkezinde Ömer ve Macide vardır. Ömer; kararsız, sorumluluk almakta zorlanan ve çevresinden kolay etkilenen bir karakterdir. Macide ise daha sakin, duygusal ve saf bir yapıya sahiptir. İkilerinin ilişkisi boyunca Ömer’in içindeki korkular, bahaneler ve zayıflıklar ortaya çıkar.
Kitaptaki “şeytan” gerçek bir varlık değildir aslında yazar burada insanların kendi hatalarını dış etkenlere yüklemesini anlatır. Yani kişi bazen tembelliğini, korkusunu ya da yanlış kararlarını “elimde değil” diyerek açıklamaya çalışır. Roman, aslında insanın en büyük mücadelesinin kendi iç dünyasıyla olduğunu belirtiyor.
Ömer: Romanın en karmaşık karakteridir. Zeki olmasına rağmen güçlü bir iradesi yoktur. Sürekli bahaneler üretir ve kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçar. Macide: Duygusal ve iyi niyetlidir. Roman boyunca en çok yıpranan karakterlerden biridir.
İlk kitap fuarı heyecanımla Van Edremit Kent Meydanı'ndayım! Kitaplar, edebiyat ve güzel sohbetler için standıma hepinizi bekliyorum. Gelin, hikâyelerimizi paylaşalım.
Sevgi inançların, ırkların ve düşmanlıkların ötesinde bir olgudur.
**** Martın Luther King'in şöyle söyler; "Kuşlar gibi uçmayı balıklar gibi yüzmeyi öğrendik. Ancak çok basit bir şeyi unuttuk. Kardeşçe yaşamayı..."
Birbirimizi sevmek için aynı coğrafyada doğmuş olmamız gerekmez birbirimizin başarısını tüm insanlığa armağan etmemek için hiç bir sebep olamaz. Karşımızdaki insanı insan olduğu için sevmeliyiz.
Kitaptaki Ahmed'in yaşamı bu sözleri kanıtlamaktadır.
[...] ağırbaşlılık fikri, istemi bu derece günahkâr, zekâsı bu derece sınırlı, bedensel açıdan bu derece zayıf ve dayanıksız olan bir varlığa ancak ironik bir anlamda uygulanabilir.
Birisi şöyle söylemişti; "Eğer yanlış trene binersen ilk durakta inmeye bak. Ne kadar uzun süre kalırsan geri dönüşün maliyeti o kadar fazla olur." Ve konu aslında trenler değildi...
*Yanlış yolda olduğunuzu fark ettiğinizde hemen durup geri dönmek en doğrusudur. Bekledikçe geri dönüş daha zor ve pahalı olur.
Yedi katlı modern bir apartmanın yüksekliği yirmi bir metre civarındadır diye düşünmüştüm hemen; acaba yirmi bir metre boyunca düşerken insanı ne yaptığının bilincine varacak zamanı olur, bir şeyleri farklı yapabileceğini ayırt eder miydi?