Bir şehri tanımanın en kolay yolu, oradaki insanların nasıl çalıştıklarını, nasıl seviştiklerini, nasıl öldüklerini öğrenmektir.
Her şey, Doktor Rieux’nün bir nisan sabahı ölü bir fare görmesiyle başlar. Bu olay, Oran şehrini on bir ay boyunca perişan edecek, korkunç bir panik yaratacak büyük bir salgının habercisidir. Başta hastalığın kendilerine bulaşmayacağına, dokunulmaz olduklarına inanan insanlar, salgının iyice yayılmasının ardından kendi bireysel hapishanelerine hapsolurken fiziksel ve ruhsal olarak da çöker. Bu krizi aşmanın tek yolu ise bireyciliği bir yana koyup dayanışma göstermektir.
Veba’da salt bir salgından ziyade insanlığın kötülük sorununa, onun evrendeki metafizik yalnızlığına eğilen Camus, umutsuzluğa alışmanın umutsuzluktan daha korkunç olduğunu vurgulayarak bizleri, sonu gelmeyen kötülüğe karşı direnmeye çağırır.
“Veba günümüzün ve tüm zamanların hikâyesi.” The Guardian
"Endişeli bir yüreğin en büyük arzusu, sevdiği kişiye sonsuza dek sahibi olmak ya da ayrılık zamanı gelip çattığında, tekrar buluşuncaya kadar, bu kişinin derin rüyasız bir uykuya dalmasını sağlamaktır."
"Tarihte bu felaketin ilk kez ortaya çıkışı, Tanrı düşmanlarının cezalandırılması nedenidir Firavun ilahi iradeyi sonsuz tasarılara karşı çıkıyordu ve veba ona diz çöktürdü. tarihin başından bu yana tanrının bu felaketi kibirlileri ve köyleri dize getirmektir. Bunu iyice düşünün ve diz çökün."
salgın üzerinden insanlık hallerini, dayanışmayı ve umudu irdeleyen çarpıcı bir romandır. Oran şehrinde çıkan veba salgını, bireylerin ve toplumun nasıl değiştiğini, değerlerin nasıl yeniden şekillendiğini gözler önüne seriyor.şehir karantinaya alınıyor ve halk ölümle, hastalıkla ve tecritle yüzleşmek zorunda kalıyor. Doktor Bernard Rieux başta olmak üzere, farklı karakterler, vebayla mücadele ederken, kendi iç dünyalarında da bir sınavdan geçiyorlar.