Ebru Asya

@ebruasya
Yazar Üye
calendar_month Ağustos 2024 tarihinde katıldı
OKUMALARIM
Tümü
Ebru Asya gönderiyi yeniden yayınladı.
Ebru Asya
@ebruasya
3g
İlkay Coşkun
İlkay Coşkun

@ilkaycoskun · 5g

Sessiz Taşıyıcılar

“Sessiz Taşıyıcılar” Yazar Ebru Asya’nın Mythos Kitap etiketiyle okurlarıyla buluşturduğu ilk öykü kitabıdır. Mayıs 2026’da matbuat âlemine dâhil edilen eserde on iki öykü yer almakta ve seksen iki sayfa hacmindedir. “Sessiz Taşıyıcılar” ismi aynı zamanda kitabın beşinci sırada yer alan öyküdür. Gerek kitap kapağındaki siliklikten belirginliğe doğru resmedilen üç insan görseli gerekse de kitaba girizgâhta yer verilen söz, kitabın içeriğine dair ipuçlarını vermektedir. İlk söz, “Görülmese de varlığından ve değerinden eksilmeyen o dirençli köklere” şeklindedir.

Öyküleri daha çok maziden, geçmişin mahbesinde tutulmuş olan yaşanmışlıklardan alınmış kesitler olduğunu söyleyebiliriz. Ama geçmişe dair burkucu bir özlem hali değildir bu. En azından belli bir yaşın üzerinde olanlar için geçmişe dair retrospektif bilgimiz böylelikle tazeleniyor diyebiliriz. Öyküler genellikle sonlandırılmaz. Hayatın bir kesiti olarak sunulur. Böylelikle heyecan duygusu hep diri tutulmaktadır. Öykü kahramanları daha çok erdemli, onurlu ve kanaatkâr karakterlerdir. Bunlarla birlikte vefa, vicdan, emeğin kutsallığı, umut gibi birçok değer öncelenmekte konu dâhilinde işlenmektedir. Umudu taşıyan ama dünya yorgunu insanlarda bulunmaktadır. Daha çok karakterler üzerinden sosyal temler, sosyolojik, psikolojik durum ile olay örgüsü işlenmektedir. Bu bağlamda anlatımdaki tözler ve devam eden süreçler şeklinde yol alınmaktadır. Bir cihetle de birbirinden bağımsız öyküler de yer almaktadır. Bu anlatım bölümlerinde maziye dair özlem kadar, eski üşümelerle ve ölümlerle de karşılaşmaktayız elbette. Yazar bazı öykülerinde anılarına ve kendi çocukluğuna doğru bir yolculuğa da çıkmaktadır. Öyküler de hem şairin sesinden hem başkahramanın sesinden hem de dış anlatıcı sesinden faydalanılmaktadır. Yani öykülerde, üç çeşit anlatıcının sesi duyulmaktadır.

“Sessiz Taşıyıcılar” olarak demirci ustası, çaycı, terzi, deri işleme ustalığı (debbağlık) gibi kimi meslek sahipleri üzerinden anlatım şekillenmektedir. Bunlarla birlikte taziye geleneğimiz ve bir ağaç kökü ile bahçıvanın hikâyesinin ele alındığı ilginç öykülerle de karşılaşmaktayız. Öykülerde geçen kahraman isimlerine de bir göz atacak olursak. “Rehberi Hanım, Nizam Usta, Ayşe, Ebru (yazarın kendisi olsa gerek.), Selcan, Şıhlı, Patron Hamit, Ural Bey, Mehmet Ali, Ziyanettin, Cimriye, Nadide, Aslan Bey, Tomris Hanım, Selim, Nergis, Hasan, Oğuz, Aral, Kiracı Rukiyyle, eşi Erol Bey, Binali, Abdülkerim Bey.” gibi isimleri ilk aklıma gelenler olarak sıralayabilirim.

Bir okur olarak bütün okumalarımda hem yeni şeyler öğrenme yetimi aktiflerim hem de bilgilerimi pekiştirmeye çalışırım. Bu bağlamda kitap da altını kurşun kalemle işaretlediğim yerlere bir bakacak olursak; “Dart” (Renkli halkalardan oluşan özel bir hedefe küçük okların atıldığı, 501 puandan geriye düşülerek sıfıra ulaşılmaya çalışılan popüler bir hedef atış ve spor dalı.), “Zahter” (Hatay, Gaziantep ve Kilis çevresinde yetişen bir baharat ve çay bitkisi.), “pötikare” (Kareli kumaş), “Ametist moru (mor renkli kuvars cinsi bir kayaç türü.), “Aynısefa (diğer adı Portakal Nergisi, park bahçelerde bolca dikimi yapılan, papatyagillerden sarı, turuncu renkli bir çiçek.), “Havuduyla yutmak” (Deveyi havuduyla yutmak, bir deyim)

Yazar aynı zamanda bazı güzel sözlerle de öykülerini destekler ve daha da anlamlandırır. “Başı göl, ayağı sel” (s. 27), “Uyuyanın üstüne kar yağarmış” (s. 70), “Boğaz dokuz boğum; sekizini yut, birini konuş” (s. 79) Yazarın yazım dilini görmemiz açısından öykülerde yer alan başka bazı güzel bölümler de şu şekildedir. “Kendini yetiştiren büyük ustadan miras kalan sabır” (s. 27), “İnsanın annesi öldüğünde onunda birlikte ev de ölürmüş.” (s. 37), “Bazen kelimeler yaralar, sadece sessiz bir dokunuş, sıcacık bir sarılış en ağır yaraları sarar” (s. 37) Gibi.

Bütün anlatımlar; yol türküleri ve çoraklaşmamış yaşamlar içermektedir. Elbette ki öykülerin temel unsuru insandır. Zamanın yek ahenk akışı içerisinde kaçırdığımız, farkına varamadığımız o kadar çok ayrıntı vardır ki bunları tutabildiğimiz kadar farkındalığımız artacaktır. Son tahlilde, “Sessiz Taşıyıcılar”da ziyadesiyle yapay değil doğalı, merkezi değil taşrayı ve eliti değil konu olarak hayatın içinden olanı okumaktayız. Öyle ya insan yüreğine dokunmayan, vicdana hitap etmeyen, insani değerlerin dışındaki her şey pösteki saymak olacaktır. Anlatımlarda öznellikten daha çok hikâye, öykü türünde olması gereken nesnellik ve gözlemler daha belirgindir. Kimi ayrıntılara dikkatli bakmanın ve görmenin öncelendiğini görmekteyiz. Sonuçta insanı büyük şeyle büyük yapmakta belki ama küçük şeyler ve ayrıntılar daha mutlu kılmaktadır. Filizi, filizlenmeyi içinde diri tutmak önemlidir. Öyle ya tomurcuk derdinde olmayan bir ağaç olsa olsa bir odun olacaktır sonunda. İyi okumalar dilerim. Buyurunuz.

İlkay Coşkun
30.07.2026
Sessiz Taşıyıcılar
Ebru Asya - MYTHOS KİTAP - 06.05.2026
45
Ebru Asya
#Aşk - @ebruasya
Alıntı
4g
Ateş; insanı yakar, aşk da öyle
Aşk, heyecanlandırır, alev de öyle...
120'in 57. sayfasında
5 puan - 120 syf. - 17.03.2025
Havamız Olsun
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 17.03.2025
745
Ebru Asya
@ebruasya
Alıntı
4g
bir kıvılcım bir çılgın bir ateşbaz
Ateş hem hizmetli hem de efendi kimliğinde bir çılgındır....
120'in 57. sayfasında
5 puan - 120 syf. - 17.03.2025
Havamız Olsun
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 17.03.2025
729
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
4g
Biz
Biz
Ellerimizde gül
Gözlerimizde sızı taşırız
Ah bir bilseniz
Vicdanlarda ne çok yontulup
Ne çok kere ağlarız...
106'ın 85. sayfasında
5 puan - 106 syf. - 19.10.2020
+Uç
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 19.10.2020
736
Ebru Asya
@ebruasya
Alıntı
4g
Vatanım
Fakiri doyur
Mazlumu kayır
Gelene buyur
Dersin vatanım...
106'ın 77. sayfasında
5 puan - 106 syf. - 19.10.2020
+Uç
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 19.10.2020
711
Ebru Asya
#Yaşam - @ebruasya
Alıntı
4g
Ön söz, vasatın yıkılışı
su, rahmettir.
120'in 7. sayfasında
5 puan - 120 syf. - 17.03.2025
Havamız Olsun
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 17.03.2025
742
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okuyacak.
@ebruasya
4g
Puan vermedi - 236 syf. - 10.06.2022
Tekrarın Tiryakisi Zaman
İlkay Coşkun Sinan Ayhan - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 10.06.2022
575
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okuyacak.
@ebruasya
4g
Puan vermedi - 374 syf. - 01.12.2023
Kitap Gözü
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 01.12.2023
570
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okuyacak.
@ebruasya
4g
Puan vermedi - 158 syf. - 20.06.2023
Cenne
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 20.06.2023
569
Ebru Asya
#Yaşam - @ebruasya
Alıntı
4g
Uçmak semada, bulut olma sevdası
Bu bulutlar, her çocuğun düşünde uzanıp da üzerinde uyuduğu uçan pamukçuklardır.
120'in 80. sayfasında
5 puan - 120 syf. - 17.03.2025
Havamız Olsun
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 17.03.2025
1.526
Ebru Asya
#Yaşam - @ebruasya
Alıntı
4g
Huzurun adı, insanı doğuran ağaç
Nasıl ki saman elde etmek için illaki buğday ekmek gerekiyorsa havamızı da temizlemek için ormanlarımızı korumak ve çoğaltmamız gerekiyor
120'in 108. sayfasında
5 puan - 120 syf. - 17.03.2025
Havamız Olsun
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 17.03.2025
727
Ebru Asya
#Yaşam - @ebruasya
Alıntı
4g
Kuş sesleri cıvıl cıvıl
Günün ilk çamaşırları balkonlarda asılı
Baharın ilk güneşi doğar pencereden
Sevdalar ağız tadında, baharda sevgili
Yatağında uyuklayıp şekerlenen sen
Yola koyulursun,
Ekmeğe ve aşa yeniden
5 puan - 120 syf. - 17.03.2025
Havamız Olsun
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 17.03.2025
723
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
4g
5 puan - 120 syf. - 17.03.2025
Havamız Olsun
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 17.03.2025
537
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
4g
Kusursuzluğa giden yol
Kusurları örtmekten geçer
106'ın 37. sayfasında
5 puan - 106 syf. - 19.10.2020
+Uç
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 19.10.2020
713
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
4g
Ölüm
Kepenkleri kapanan mutlulukların
Üzerine oturur esmer yalnızlık
Ve siner mezar taşlarına
Usul usul...
106'ın 84. sayfasında
5 puan - 106 syf. - 19.10.2020
+Uç
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 19.10.2020
563
Ebru Asya
#Edebiyat - @ebruasya
Alıntı
4g
Şiir
Şair; acıları, hüznü ve şikayetleri
Gün yüzüne çıkardığı kadar
Azat edip göğe de salar
106'ın 92. sayfasında
5 puan - 106 syf. - 19.10.2020
+Uç
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 19.10.2020
544
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
4g
5 puan - 106 syf. - 19.10.2020
+Uç
İlkay Coşkun - KİTAPYURDU DOĞRUDAN YAYINCILIK (KDY) - 19.10.2020
389
Ebru Asya gönderiyi yeniden yayınladı.
Ebru Asya
@ebruasya
1a
ha
halil

@halil · 1a

Ebru Asya “Sessiz Taşıyıcılar” Kitabı hakkında

Sessiz Taşıyıcılar: İlk izlenimim; ele alınca ince, okudukça kalın, kelimelerine ve başlığına bakınca cıva gibi ağır bir eser olduğu... Kısaca “ince” desem aldanırım; “hafif” desem kandırırım. İyisi mi ben değil, kitap anlatsın kendisini; isminden çekilen çile yolunun rehberliğini...
“Sessiz Taşıyıcılar” ismi bana; taşımak fiilinin gürültüsüz, gösterişsiz halini; dostlarını ve hayatı omuzlayan gizli kahramanları çağrıştırdı. Daha sayfalarını hiç çevirmeden kitabın kapağına baktığımızda karşımıza üç siluet çıkıyor: Dışta görünen, içte gizlenen ve en içte ise sırlanan bir insan manası... İşte kitabın adıyla birleşince bu taşıyıcıların bir kısmı görünebilir, bir kısmı kendini saklamak isteyebilir. Ama öyle taşıyanlar var ki ne görünür ne bilinirler. Onlar hakikati denize atanlardır; balığın bilip bilmemesini önemsemez, "Halik bilsin yeter" veya vicdanının sesiyle tamam derler.
Biyografiden sonra içindekilerden önce, koca sayfada tek bir cümle:
“Görülmese de varlığından ve değerinden eksilmeyen o dirençli köklere…”
Zira yazar bu cümleyi açmaya kalksa koca sayfaya sığmayacaktı. Kökler ki direnmekte; var olma mücadelesi ki gizlenmeyi seçmekte… Her ne yaşanmışsa, değerini düşürmeden vefayı ve ithafı böbürlenmeden dillendirmekte…
Bir zincirin şıkırtısında, abartılı “itina” biriktirdiği ağırlığın hayata nasıl yüklendiğini müşahede ederken; yareninin yılmadan demirci ustasına vefasını… Ardından gelen hikâyede: Bir düğümün (tecrübeyle edilen nasihatin) ne kadar önemli olduğunu ve mağrurluğun yıllar sonraki perişanlığını… Betimlemelerin ve açılan katmanların arasında bir cümlenin dahi kaç anlam taşıdığını, "Eşikteki" bir kişinin “ikilikli” karakterinde okuduk.
Ezilen bir canın, en yakını tarafından uğratıldığı ağır travmayı ve dramatik sonunu görürken; bir kökün yaşama ve yaşatma savaşını iliklerimize kadar hissettik. En nihayetinde Nadide’nin sırrında kadına eza, Zehter’in hatırında verilen haklı cezayı gördük. En sonunda da Portakal Nergis’inde fedakarlığın kefareti ömür sonrası bir mektupla ödenmekte…
Sosyal tema, mizah ve anı gibi yazım türlerinde de kaleminin mahirliğine şahit olduk.
Kitapta gördüğüm en önemli unsurlardan biri; hikâyeler birbirinden bağımsız olsa da bir hikâyenin kendinden sonra gelenin manifestosu gibi ona bağlanmasıydı. Oldukça ilginç olan bu kısmı daha fazla açmak kitabın mahremine dokunmak olur ki affola... Zira her okur kendince görsün ki edebe aykırı davranmayalım.

Dikkatimi en çok çeken bana göre kitabın amiral gemisi: “Kök ve Eli Benzin Bidonlu İnsan Kişisi” neden insan kişisi? Kök ve o insanla bağ neydi? Belki de kök üretmek isteyen; çevresine, çocuklara, topluma hep vermek vermek isteyen bir kadını; bencilliği ve egosuyla buna engel olmak için elinde benzin bidonlu “insan kişisi” erkeği temsil ediyordu… Bana Bergen’i hatırlattı. Ahmak bir benliğin bir hayatı yok edişi ne kadar acı! Okudukça bu hikâyeden ayrıca bu anlamın çıkması ne derece doğru tabi ki yazarımız bilir.
Bir kerede okunup kapanacak kitap değil nazarımda; bu kitap. Okudukça yeni anlamlar üretecek, yepyeni ufuklar açacak bir eser.
Edebiyat dünyasındaki yerine ilk kitabı ile yeni bir adım atan Ebru Asya hocamı şimdiden tebrik ediyor, başarılar dilerken; darısı başımıza diyorum…

Selam ve saygıyla

Sessiz Taşıyıcılar
Ebru Asya - MYTHOS KİTAP - 06.05.2026
799
Ebru Asya gönderiyi yeniden yayınladı.
Ebru Asya
@ebruasya
1a
ha
halil

@halil · 1a

Zincir(İlk hikâye, İlk paragraf incelemesi.)

"Yaz kış ocağı hiç sönmezdi. Her gün üflediği körük, tavanda yılların ısını biriktirmişti. Talaş ve kömür çuvalları her zaman aynı köşede durur, eksildikçe üstüne yenisini eklerdi."

İlk cümlede ara mevsimleri de içine katarak “yaz kış” ve ardından “her gün” yılmadan aynı rutinin; güneş etrafında dönen bir gezegen edası gibi sürekliliğini vurgular. Bunu yaparken kullandığı kelimelerin birden çok verdiği katmanlar dört cümlelik paragrafı sayfalarca genişletir.

Ocak: Sadece ısınma aracı değildir. Yanan ocak ki yaşanılan mekânın canlı olduğuna: “üflenilen körük” varoluşun hayatı nefese vurgu olduğunu anlatır. Eksilme ve ekleme tezat üzerinden hayatın doğumla eklemlenirken, ölümle eksildiğine çağrışım yapar.

Hikâyenin başlığı “Zincir” sembolizm olarak baktığımızda: Bağlanmanın ve tutsak olmanın, esaretin sıkı halkalarıdır. Çoğu insan buna gönüllü olur farkında olmadan. Yıllar bu izi tavanda is olarak bırakırken ocağı tüttüren demirci tavanda biriken o tutsaklığı fark edemez.

"İnsan kendi içindeki kaosu düzenlemeye çalıştıkça, dışarıda ki dünyayı darmadağın eder." Frederich Nietsche’ nin bu sözünü hikâyenin başında bir manifesto olarak tutması; hikâye okundukça insanın yaparken neleri bozduğuna, tarumar ettiğine daha net tanık oluyoruz…

Güçlü kaleminize sağlık Ebru hocam.

Saygılarımla…
812
Ebru Asya
@ebruasya
İnceleme
1a
Gam Yükü Şiir Kitabı Genel Değerlendirme
Ebru Asya

Ali Ekber Ataş’ın Pikaresk Yayınları’ndan çıkan Gam Yükü adlı şiir kitabı, bireysel duyarlılıkla toplumsal hafızayı iç içe geçirerek hem kişisel vefa borcunu öder hem de bu toprakların ortak acılarını anlatır. Eser, 159 sayfadan oluşur ve farklı başlıklar altında bölümlenmiştir. Geniş bir coğrafyada adaletsizliğe inat, umudu diri tutmayı hedefleyen kitapta Ankara, Filistin Bizim Duygusal Yaramız, Babek’in Türküsü, Gam Yükü gibi bölüm başlıkları bu edebi yolculuğun duraklarını belirler.

Ataş, kitabın girişine halk şairliği geleneğinin izini sürdüğü babası, İdris Ataş’a ve onun bir benzeri olarak gördüğü ağabeyi, Talet Ataş’a “aklım ve kalbimle,” diyerek derin bir ithafla başlar. Bu kişisel köklerden beslenen eser “Gam Yükü Çekenlere” başlıklı manifesto niteliğindeki yazıyla gezi direnişinden cumartesi annelerinin adalet arayışına, Madımak katliamının dinmeyen sızısından devrimci inancın dirayetine kadar yakın tarihimizin en ağır bellek mekanlarına dokunarak toplumsal bir boyuta evrilir.
Kitabın genelinde dikkat çeken en belirgin özellik, şiirlerin önemli bir kısmının kişi, olay ya da topluluklara ithaf edilmesidir. Ancak bu ithaflar, yüzeysel bir adanmışlık biçimi olmaktan uzaktır. Aksine, şair bu isimler aracılığıyla bir hafıza, vefa ve direniş haritası kurar. Edebiyat dünyasından Pablo Neruda, Nazım Hikmet, Attila József gibi isimlere yönelen şiirler, Ataş’ın kendini toplumcu şiir geleneği içinde konumlandırdığını gösterirken; Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Cevat Çapan gibi yerli edebiyatın önemli figürlerine yapılan göndermeler, bu geleneğin yerel köklerle de beslendiğini ortaya koyar. Bunun yanı sıra kitapta, toplumsal olaylar ve travmalar da güçlü bir şekilde yer bulur. Ali İsmail Korkmaz, Berkin Elvan, Abdullah Cömert, Ethem Sarısülük ve Uğur Kurt gibi isimlerin anılması, şiirin bir yas tutma ve tanıklık etme alanına dönüştüğünü gösterir. Benzer şekilde Tahir Elçi’ye yapılan ithaf, adalet ve vicdan kavramlarının şiirin merkezinde yer aldığını ortaya koyar.

Şairin duyarlılığı yalnızca yerel sınırlarla da kısıtlı değildir. Filistin halkına ayrılan bölüm ve Filistinli şair Dareen Tatour’a ithafen yazılan şiir, Ataş’ın şiirini evrensel bir vicdan dili hâline getirdiğini gösterir. Böylece Gam Yükü, bireysel ve toplumsal olanın ötesine geçerek küresel bir duyarlılık alanına açılır. Kitabın “Babekin Türküsü” gibi bölümlerinde ise şairin daha kişisel bir damar üzerinden ilerlediği görülür. Burada dostluklar, edebiyat çevresi ve birebir ilişkiler ön plana çıkar. Ancak bu şiirlerde bile bireysel olan, çok sesli bir geçmişe bağlanır. Şair, kendi hayatındaki insanları anarken, aslında bir dönemin ve kuşakdaşların portresini de kayda geçirir.

Ali Ekber Ataş’ın şiir evreni; yapaylıktan uzak, doğrudan ve içten bir söyleyiş üzerine kuruludur. Kendisini bir “kelam ustası” olarak tanımlaması, sözün gücüne olan inancını ve geleneğin yüklediği sorumluluğu yansıtır. Kalem, kelimeleri seçerken sözlük anlamlarının ötesine geçerek bin yıllık kültürel birikimi kağıda döken mistik, epik, lirik ve ironik bir tona sahiptir. Ancak bu yalınlık yüzeysel bir sığlık taşımaz; aksine somut imgeler ile soyut kavramlar arasında kurulan köprülerle derin bir çağrışım alanı yaratır.

Gam Yükü’nde yorgunluk, özlem, kayıp gibi bireysel temalar ile toplumsal adalet, başkaldırı ve manevi uyanış gibi ortak meseleler iç içe geçer. Şair, bu duyguları doğrudan dikte etmek yerine nesneler, mekânlar ve duyular aracılığıyla sezdirir. Kimi zaman öne çıkan anlatısal üslup, anlatımı daha akışkan bir hâle getirir. Sahaflar, sokaklar, sahiller ve şehirler; yalnızca birer arka plan olmaktan çıkıp duygunun taşıyıcısı olan imgesel alanlara dönüşerek yapıta hatıra ve iç yolculuk hissi kazandırır.

Öte yandan “Ne de olsa taraf/sızı yargımız” gibi şiirlerde bu lirik söyleyiş yerini daha sert, doğrudan ve eleştirel bir üsluba bırakır. “Tutanak” gibi resmî bir kavram etrafında şekillenen bu yapı; metni bürokratik terminoloji ile ahlaki hesaplaşma arasındaki bir gerilime taşır. Ataş, bilerek sadeleştirdiği bu dille, sorgulama ve yüzleşme alanları yaratarak anlamın çok daha çarpıcı bir biçimde ortaya çıkmasını sağlar.

Ali Ekber Ataş şiirleri genel olarak incelendiğinde toplumcu gerçekçi (sosyalist) damarın modern ve entelektüel bir sentezi olarak karşımıza çıkar. Şairin tarihe, felsefeye ve ideolojiye çok boyutlu bir perspektifle yaklaştığını söyleyebiliriz. Yerel değerler ile evrensel ideolojileri iç içe geçiren şair, mitolojiden başlayıp yakın tarihe uzanan bir hat çizer. Mitoloji, siyasi tarih ve felsefeyi bilmeden metnin katmanlarına nüfuz etmek güçtür. Bu durum şiirleri didaktik (öğretici) olmaktan çıkarıp epistemik (bilgi) temelli bir estetiğe taşır.

Okurdan ciddi bir kültürel sermaye bekleyen şiirlerden birinde Çanakkale'nin sosyalizmin dünyaya bir armağanı olarak nitelenmesi, yerli bir anti-emperyalist duruşu Marksist bir dille yeniden okuma çabasıdır. Şair, Lenin'in 1917'sini Mustafa Kemal'in Samsun'a çıkışıyla yol kardeşliği üzerinden eşleştirerek özgün bir politik romantizm inşa eder. Bu anlamda şiirlerin sadece duyguyla yazılmadığı; şairin, yoğun bir kuramsal birikimle hareket ettiği görülür. Metinlerde doğrudan isimleri geçen Herakleitos, Hegel, Engels ve Marx, felsefi bir zemin oluşturur. Elea Okulundan beri süregelen değişim tartışmalarına atıf yaparak, değişimin ve dönüşümün kaçınılmazlığını (diyalektik) vurgular. Polemikçi ve eleştirel bir dil kullanan şairin Hiroşima, Nagazaki ve Vietnam atıfları, küresel sermayeye ve emperyalizme karşı sert bir sorgulama içerir. Einstein'ın bilimsel başarısının bir silaha dönüşmesini bilinçli bir felaket olarak kodlaması, teknolojinin ideolojik kullanımına yönelik bir taşlamadır.

Ali Ekber Ataş; güçlü kalemi, zengin edebi referansları ve kararlı tonuyla modern Türk şiirinde kendine özgü, derin bir hat inşa eder. Şairin biçimsel olarak modern ve serbest nazımla şekillenen şiir evreni, ruhsal açıdan Tekke-Tasavvuf edebiyatının ve özellikle de Alevi-Bektaşi geleneğinin güçlü damarlarından beslenir. Bu doğrultuda Ataş, şiirlerinde bireysel bir oluş ve tekâmül yolculuğunu işlerken, kendi varlığını evrensel ve kutsal sembollerle iç içe geçirerek bir tür manevi uyanış portresi çizer.

Bazı şiirlerin merkezine yerleşen sır kapısı, müşkül ve hakikat gibi kavramlar, sıradan gerçekliğin ötesindeki çıplak hakikate ulaşma çabasını gösterirken, arka planda gizli bir bilginin (gnosis) varlığına da işaret eder. Bu tasavvufi söylemler şiirlerde hem kavramsal hem de mekânsal bir düzlemde kendini gösterir.

Örneğin gülbenk, ikrâr ve cem gibi kavramlar metni doğrudan doğruya inanç ritüellerine eklemlerken; 33 yara, pişmeye gelmek ve kıyamet gibi imgeler geçilmesi gereken zorlu mertebeleri simgeler. Buradaki tespih tanesi sayısı ya da kemâlat yaşı ile En-el Hak diyen Hallâc-ı Mansur referansları, metnin yüksek bir metinlerarasılık içerdiğini kanıtlar. Bu noktada şairin ontolojik duruşu da netleşir: “Yeniden yaratıldım bile isteye” diyen ses, edilgen bir kadercilikten ziyade iradi bir dönüşümü, yani tasavvuftaki “ölmeden önce ölme” felsefesini savunmaktadır.

Şairin bu manevi yolculukta adımladığı coğrafya da rastgele seçilmiş değildir. Dicle Irmağı, Halep şehri, Nurhak ve Kartal gibi yer isimleri Anadolu'nun inanç haritası ile şairin kendi yaşam döngüsündeki ruhsal durakları birleştirir. Fenomenolojik açıdan bakıldığında bu mekânlar coğrafi birer konum olmanın ötesinde, içsel durumların birer yansımasıdır; nitekim Dicle akışkanlığı ve bereketi, Halep ise tarihi ve acıyı temsil eder.
Metinlerin omurgasını oluşturan edebi sanatlar da anlamı derinleştirme çabasının en önemli estetik araçlarıdır. Ataş’ın şiirlerinde anlamı genişleten ve metne entelektüel bir otorite kazandıran en baskın unsur telmih (hatırlatma) sanatıdır. Şair, okurun ortak hafızasında yer eden tarihi, mitolojik, felsefi ve dini figürlere göndermeler yaparak şiirini çok katmanlı bir zemine oturtur. Bir yandan Aşil, Agamemnon ve Promete gibi mitolojik kahramanlarla; Çanakkale, Bolşevik Devrimi, Vietnam ve 6. Filo gibi tarihsel kırılma noktalarıyla; Herakleitos, Hegel ve Marx gibi felsefi figürlerle şiirine evrensel ve ideolojik bir derinlik kazandırır. Diğer yandan ise “Mansur’a gidenlerin külü bendedir,” diyerek Hallâc-ı Mansur’a ya da Dicle, Halep, Nurhak gibi coğrafyalar üzerinden Anadolu’nun manevi önderlerine telmihte bulunur. Böylece şair, kendi düşünsel ve ruhsal mirasını bu büyük isimlerin tarihsel derinliğine yaslar.

Bu tarihsel ve felsefi arka plan, şiirde güçlü bir tenasüp (uygunluk) ağıyla örülür. Şair, kavramları rastgele seçmek yerine anlamsal birer bağlam grubu oluşturur. Değişimin diyalektik kelimeleri felsefi bir bütünlük yaratırken; sema, gülbenk, cem, ikrâr ve sır gibi kavramlar tasavvufi ve inanç temelli bir dünya görüşünün çerçevesini çizer. Bu kavramsal uyum, istiare (eğretileme) ve sembolizm ile birleşerek şiirdeki imge yoğunluğunu artırır. Örneğin, insanlığın aydınlanma mücadelesini simgeleyen Promete ateşi veya yerleşik inanç kalıplarının yıkılışını anlatan duvarları yıkmak ifadeleri; tasavvufi düzlemdeki sır kapısının aralanması ve dervişçe çekilen çileyi özetleyen otuz üç yara imgeleriyle aynı potada erir. Şair, soyut dünyasını somutlaştırmak için teşbih (benzetme) sanatından da yoğun biçimde yararlanır. Sosyalizmi bir yol kardeşliği olarak nitelendirmesi, yetmişler dünyasının travmalarını bir napalm günlüğüne benzetmesi ya da sevgiliye ait kelamın etkisini hem nübüvvet hükmüne hem de zehre benzetmesi, bu somutlaştırma eğiliminin en nitelikli örnekleridir.

Ataş’ın üslubundaki bir diğer karakteristik özellik ise durağan olanı eyleme geçiren teşhis (kişileştirme) ve intak sanatlarıdır. Kalemin kötürümleşmesi veya meydanların kendini temize çekmesi gibi ifadelerle cansız nesnelere insani vasıflar yüklenir ve toplumsal vicdan somut bir gerçekliğe dönüştürülür. Benzer bir biçimde, Halep şehrinde dökülür kendini ırmağın seyrine dizesinde olduğu gibi şehir ismi üzerinden o coğrafyanın insanını ve ruhunu kastederek mecaz-ı mürsel (ad aktarması) yapar; mekânları salt birer coğrafi dekor olmaktan çıkarıp duygunun doğrudan taşıyıcısı haline getirir. Kalem dilindeki devinimler karşıtlıkların yarattığı gerilimden beslenir. Emeğin barış gücü ile sermaye arasındaki çatışma ya da secdeye duranlar ile taşlayacaklar beni ifadelerindeki kutsiyet ve şiddet karşıtlığı, şiirde güçlü bir tezat estetiği ve toplumsal bir ironi kurar. Şair, bu gerilimi ve iddiasını pekiştirmek için zaman zaman okuyucuya, kendi nefsine ya da özneye doğrudan seslenerek (nida) şiire epik bir hava katar; zaman zaman da kim yalanlayabilir bunu kim dizesinde olduğu gibi cevabını çok iyi bildiği soruları sorarak (tecahül-i arif) okuru kendi hakikat safına çeker.

Tüm bu tematik derinlik, son derece özgün bir dil işçiliğiyle taçlandırılırken, Özdemir İnce’den ödünç alınan “Gördüğünü kitaba yaz” düsturu, akademik yazında “tanıklık edebiyatı” (literature of witness) olarak karşılık bulur. Maraş Katliamı (19-26 Aralık) 47. yıl dönümünde 19-26 Aralık dizesiyle doğrudan tarihsel bir referans verilirken, “Sivas’ta ayıklanın, Madımak’ta elenin” ifadeleriyle, acıların sürekliliği ve birbirine eklemlenişi vurgulanır. Gördüğünü yazıya dökmek, zamana ve unutturma politikalarına karşı bir direniş; her şeyi asıl rengiyle ve lekesizce geleceğe devretme gayretinden ileri gelir.
İşte tam bu noktada, kitabın varlık ve yazılış sebebi Molla Kasım figürüyle nihai anlamına kavuşur. Şairin susturulmaya, sansürlenmeye ve yok edilmeye çalışılan toplumsal acıları ve gerçekleri inatla kayda geçirmesi, asırlardır süregelen o malum ideolojik duvarla hesaplaşma amacı taşır.

Gam Yükü’nün özünde; susturulmaya çalışılan her hakikatin er ya da geç bir “Molla Kasım” tarafından sorgulanacağı inancıyla, okura yönelik güçlü bir çağrı bulunur:
Hatırla, unutma, hisset!
Puan vermedi - 159 syf. - 14.11.2024
Gam Yükü
Ali Ekber Ataş - Pikaresk Yayınevi - 14.11.2024
2 1.249
Ebru Asya
#Edebiyat - @ebruasya
Alıntı
2a
Çıkmaz sokakların yalanayak aşkları
Sokratese söyleme Sivas'ta külümsendiğimi
İdareli kullan zira
İdare kandiliyim bugün
Zihnimin kilitli odalarında bir eylül
Gün soludum gözlerinde
Karanlığıma ışık...
159'un 53. sayfasında
Puan vermedi - 159 syf. - 14.11.2024
Gam Yükü
Ali Ekber Ataş - Pikaresk Yayınevi - 14.11.2024
2.354
Ebru Asya
#Edebiyat - @ebruasya
İleti
2a
Sessiz Taşıyıcılar
Ben Ebru…
Sessiz Taşıyıcılar kitabının yazarı.
Basamaksız merdivenlerin
Düşe kalka tırmananı

Karanlık yolların Rehberi
Elinde meşalesi
Işıtırken çevresini
Sönen ocakların şahidi

Kusursuz Nizam'ın mükemmeliyken
Kendi zincirini kendi üreten
Bir zihnin esiri 

Gençtim.
Kibri bir sürme gibi gözlerime çektim
Hiç geçmeyecek sandığım
Ama geçerken
Pişmanlığa evrilen geç’liktim.

Hayatı
Arkasını bağlamayı unuttuğum
dikiş ipliğine benzetirdim
Bense sadece tek çekimliktim

En çok çocukluğumda gül’müşüm
Kahkahalarım evlere şenlik
Sonradan öğrendim ki
Her mutluluğun bir bedeli varmış
İşte bu da tam ibretlik

Bir kazandım fokur fokur kaynayan
En güzel türkülerin sesini kesmişim
Belki inanmayacaksınız ama
Bir ileri bir geri sardırılan
Nostaljik bir kasetmişim 

Tırnağının karası oldum işçilerin
Esnafın çayından süzülen teri
Aslan pençesinde buruşmuş bir gazete
Eşitlik hayalinin dirençli Nadidesi
Bir babanın gözlerinde
Büyüttüğü külfeti
Yerlerde diz boyu sevgisizliktim

Ama en çok da bir köktüm
Yeraltından filizlenip
Gün görmeye çalışan
Yaşlı bir kadının
Hiç bitmeyen umudu
Bir adamın yüreğinde
Birkaç nergis tohumu...





Sessiz Taşıyıcılar Ebru Asya Yol Akademi
2.094
Ebru Asya
#Edebiyat - @ebruasya
İnceleme
3a
Kadim Sezginin Modern Dili: Diriliş İzleğinde Şehrinaz
Yazar: Ebru Asya


Şehrinaz, yazar ve şair Hayrettin Taylan’ın imzasını taşıyan üçüncü şiir kitabıdır. İlk baskısı 2019 yılında Çınaraltı Yayınları tarafından yayımlanan eser, 23 şiirden oluşur. 57 sayfalık hacmiyle ilk bakışta mütevazı bir görünüm sunsa da şiirlerin anlam yükü sayfa sayısıyla ters orantılı biçimde artar.

Eserdeki çalışmalar dil üzerinde kurulan titiz bir denetimle serbest şiir formunda kaleme alınmıştır. Mısraların çoğunlukla uzun tutulması, şiirsel ritmi sabit bir ölçüye bağlamaktan çok, anlamın yayılma ve derinleşme biçimine göre kurulmasını sağlar. Kıtaların harf ve sayı sistemleriyle ayrılması metnin içsel bölünmesini görünür kılarak, düşünsel duraklar oluşturur.

Kitaba adını veren Şehrinaz, şiirlerin genelinde somut bir figür ya da tekil bir muhatap olmaktan öte; şairin aşk, metafizik yöneliş ve tarihsel bilinç hâllerini kendisinde toplayan çok katmanlı bir sembol olarak belirir. Şairin kendi tanımıyla “Bütün büyük aşkların telmihler eşkâli” ve “Mistik duygulanışların gönül ummanı” olan Şehrinaz, metinler boyunca bazen bir inancın dili, bazen vuslatın adı, bazen de bir hatırlayışın odağı olarak dolaşıma girer. Şiirlerin sonlarında sıkça yinelenen hitap biçimi, Şehrinaz’ı hem özne hem de anlamı toparlayan bir bilinç merkezi hâline getirir; böylece şiirler, tekil bir muhataba değil, çoğul anlamlara açılan bir sesleniş etrafında bütünlenir.
Kitap genel itibarıyla tasavvufî-modern şiir çizgisinde konumlanan, mistik ve metafizik bir poetik hattın sürekliliğini ortaya koyar. Şair, eser boyunca klasik tasavvuf düşüncesini öğretici bir söyleme yaslanmadan, çağdaş bir bilinçle yeniden kurar; şiirler yer yer irfanî bir hitap, yer yer içe yönelmiş bir iç monolog olarak şekillenir. Metinlerde; bekâbillâh, itikâf, vuslat, mahşer gibi tasavvufî kavramlar ile maide ve Tâhâ gibi Kur’ânî referanslar, bütüncül bir anlam evreni içinde sembolik ve çağrışımsal bir işlev üstlenir. Modern şiirin imge merkezli yapısıyla klasik şiirin metafizik derinliğini buluşturan Hayrettin Taylan, anlamdan çok hâle yaslanan, benliğin çözülüşü ve bekleyiş fikri etrafında örülen özgün bir şiir dili kurar.
Şehrinaz’ın yoğun poetik hattı, kitabın açılış metni olan “Yedinci Masal” ile en başından itibaren belirginleşir. Modern Türk şiirinin önemli isimlerinden Sezai Karakoç’a ithaf edilen şiir, şairin düşünsel ve sanatsal olarak yaslandığı geleneği işaret eden bir pusula niteliği taşır. “Ölümsüzlüğün muştu kelamında açılıyor k’alemin melâli” dizesiyle başlayan şiir, okuru diriliş ve metafizik arayış ekseninde örülmüş imgesel bir yapının içine çeker. Bu yönüyle Şehrinaz, salt bireysel lirizmin ötesine geçerek ortak bir hatırlama ve sorgulama alanına da açılır.
Şiirde kurulan metafizik zemin, Sezai Karakoç’un “İslâm’ın Dirilişi” ülküsüyle akrabalık kurarken, Hayrettin Taylan’ın kendine özgü ayraçlı ve kesintili dil müdahaleleriyle bu miras çağdaş bir yapıbozuma uğratılır. Böylece şair, geleneğin içinde durduğunu fakat onu olduğu gibi tekrar etmek yerine içinden yeni bir ses devşirdiğini ilan eder. Moderniteye yönelik eleştiri ise özellikle “Uykusu ç’alıntılı sosyolojik yatak” imgesinde belirginleşir. Bu kullanım, modern bireyin en mahrem alanının dahi toplumsal normlar tarafından kuşatıldığını ve özgünlüğünün çalındığını hüzünlü bir dille imler.

Kitabın ilerleyen bölümlerinde insan, tarih ve inanç katmanları içinde kendine varmaya çağrılır. Antropolog Hû Perisi şiiri bu çağrının bütüncül bir örneğini sunarken, Mutantan Düşler Kervanı’nda hasret ve yurtsuzluk temaları kutsallık atfedilen bir sevgi anlayışı üzerinden irfanî bir sezgiyle derinleştirilir. Vefanın Şimendiferi, erdemi durağan bir kavram olmaktan çıkararak geri dönüşsüz bir ahlaki yolculuğa dönüştürür. Kitap boyunca aşk, romantik bir sığınak olmaktan uzaklaşır; insanı dönüştüren ontolojik bir imtihan olarak belirir. Tahammülfersâ şiiri bu yaklaşımın en belirgin örneklerinden biridir; tahammül burada pasif bir katlanma olarak değil de taşıma ve dayanma bilinci olarak kavranır. Şiirlerin bütününe yayılan melankoli ise edilgen bir kederden ziyade, geçmişe ve yitirilmiş değerlere yönelen uyanık bir bilincin sonucu olarak hissedilir.

Kitapta anlamın kurulmasında belirleyici olan temel unsurlardan biri de telmih sanatıdır. Şair gerek tarihsel gerekse dini göndermeleri doğrudan anlatım yoluna gitmeden ima ve çağrışım düzeyinde metne yerleştirir. Bu anlamda “Telmihlerin Doğuş Gecesi” adlı şiir, kitabın tematik zirvesini temsil eder. 15 Temmuz İstiklal Destanı, salt politik bir hadise olarak anlatılmaz, geçmişe uzanan bir mana destanı olarak ele alınır. Şair, İbrahim ve Hira gibi dinî; Fatih, Alparslan, Halisdemir gibi tarihsel telmihlerle toplumsal hafızayı kalemin imkânlarıyla yeniden biçimlendirir. Bu telmihler “Biz ilk kez dirilmedik,” düşüncesi etrafında olayın Türk-İslâm tarihinin kopmaz bir halkası olarak konumlandırılmasını sağlar.

Hayrettin Taylan’ın şiirlerinde okuma sürecini yönlendiren ve vurgu üreten bilinçli poetik tercih olarak tekrar eden sözcük ve dizeler belirgindir. Bu tekrarlar, şiirin metafizik taşıyıcı kolonları gibi işlev görür; her sözcük, saf bir bilinç hâlinin yeniden çağrılmasıdır. Tekrar yoluyla anlam askıya alınırken şiirin iç musikisi derinleşir. “Bazen Zaman Durur” adlı şiir, bu yaklaşımın en belirgin örneğini oluşturur. Altı buçuk sayfa boyunca her bölümün aynı dizeyle başlaması, şiiri döngüsel bir okuma alanına taşır. Aynı poetik tutumun, kitabın genelinde daha kısa ve parçalı tekrarlarla sürdürüldüğü görülür.

Şairin üslubunda arkaik ve modern unsurların birlikte kullanımı sıklıkla görülür. Helal, çınar, yad gibi kadim sözcüklerle ajanda, sosyolojik, seçili ses gibi modern terimler arasında kurulan bu köprü, şiirin zamansal sınırlarını genişletir. Ayrıca anlamdan çok ses üzerinden deneyimlenen aliterasyon ve fonetik tekrarlar metni bir estetik nesne hâline getirir.

Kelimelerin kesme işareti aracılığıyla bölünerek kullanılması, Taylan’ın şiirinde dilbilimsel ve poetik açıdan zengin bir inceleme alanı açar. Kelimenin alışılagelmiş fonetik ve morfolojik bütünlüğünü bozan bu tutum, Derrida’nın yapıbozum kavramı çerçevesinde okunabilir. Türk şiirinde özellikle İkinci Yeni geleneğinde görülen bu yaklaşım, anlamı sabitlemek yerine çağrışım alanlarını genişletir. Apostrof kullanımı aynı zamanda etimolojik bir arkeoloji işlevi görür; okur, kelimenin ortasında duraksamaya davet edilir ve tekil bir göstergenin içine gizlenmiş çokseslilik görünür hâle gelir. Kavuştağın k’avı örneğinde olduğu gibi, kavuşma eyleminin içindeki yanıcı tözün vurgulanması, dilin hem görsel hem de anlamsal imkânlarını genişletir.

Bu kesintili yapı, okurun kelimeyi tek seferde tüketmesini engeller; “olmuşluk” ile “oluş” arasındaki gerilimli süreci düşünmeye davet eder. Taylan’ın şiirleri bu yönüyle hızlı tüketilen metinlerden ayrışarak, yavaş okumayı talep eden bir tefekkür alanına dönüşür. Bu ses işçiliğindeki özenli yapı aynı zamanda imgeleri canlandırabilme gücüyle sinematografik bir etki de üretir. Dizeler, hikâyeleştirilmeyen bir akış içinde ilerleyerek okurun zihninde sahnesel bir algı oluşturur.

Hayrettin Taylan, imge merkezli çağdaş şiirin olanaklarını irfanî ve metafizik bir duyarlılıkla, yer yer mistik deneyimin sezgisel boyutlarıyla buluşturarak okuru metnin edilgen bir alımlayıcısı olmaktan çıkarır; anlamın inşasına dâhil eder. Şiirlerde yer alan dinî ve tasavvufî semboller, öğretici bir dile yaslanmadan aşk, varoluş ve insan olma hâllerini derinleştiren poetik eşikler olarak işlev görür. Bu yönüyle Şehrinaz, estetik bir arayışın ötesinde, dil sorumluluğu ve metafizik hassasiyet etrafında şekillenen tutarlı bir poetik duruş sergiler; modern Türk şiiri içerisinde kalıcılık potansiyeli taşıyan özgün bir yer edinir.
5 puan - 64 syf. - 2019
Şehrinaz
Hayrettin Taylan - Çınaraltı Yayınları - 2019
2.539
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
4a
Zamanın ehli ol,
Dakikaları avuçlarında tart,
Vaktin kapısını açık tut,
Anın sesini duymayı öğren,
Ama özünden hiç dönme.
0 puan - 64 syf. - 2026
Her Satırda Biraz Sen
Ela Nur Tunga - Almina Kitap - 2026
2.362
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
4a
0 puan - 64 syf. - 2026
Her Satırda Biraz Sen
Ela Nur Tunga - Almina Kitap - 2026
2.431
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
4a
Puan vermedi - 159 syf. - 14.11.2024
Gam Yükü
Ali Ekber Ataş - Pikaresk Yayınevi - 14.11.2024
1.545
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okuyacak.
@ebruasya
5a
Puan vermedi - 68 syf. - 2019
Iska
Muammer Kökçü - Ritim Sanat Yayınları - 2019
2.223
Ebru Asya
#Edebiyat - @ebruasya
Alıntı
7a
Madame Bovary
Emma Bovary denen kız hiç yaşamadı: Madame Bovary kitabı ise sonsuza dek yaşayacak.
Kitaplar kızlardan çok daha uzun ömürlüdür
514'ün 5. sayfasında
Puan vermedi - 514 syf. - 2023
Edebiyat Dersleri
Vladimir Nabokov - İletişim Yayınevi - 2023
2.695
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
7a
Puan vermedi - 514 syf. - 2023
Edebiyat Dersleri
Vladimir Nabokov - İletişim Yayınevi - 2023
1.946
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
7a
ikimize birden gücüm kalmadı...
108'in 18. sayfasında
Puan vermedi - 108 syf. - 2018
Kibrit Çöpleri
Murathan Mungan - Metis Yayınları - 2018
2.581
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
7a
Biliyorduk. Soluğumuz tükenip gözlerimiz birbirine değdiğinde korktuğumuz şeye yakalanacaktık: Konuşamadıklarımıza...
108'in 14. sayfasında
Puan vermedi - 108 syf. - 2018
Kibrit Çöpleri
Murathan Mungan - Metis Yayınları - 2018
2.558
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
7a
Puan vermedi - 108 syf. - 2018
Kibrit Çöpleri
Murathan Mungan - Metis Yayınları - 2018
1.905
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
7a
bazen zaman durur
bazen zaman durur... içimdeki sosyolojik temleri canlandırır, çağ açan gülüşün
bazen zaman durur... içimdeki sistematik düşten yolcu olurdu, ağlak ben
bazen zaman durur... içimdeki hirâ'nın gözleri açılır, mucizelere susarım
bazen zaman durur... içimdeki hendeklerde kalmış zaferlerim kavuşur, sevinirim
bazen zaman durur... içimdeki ben'de seni görür, görmek, görülmek, aşka örülmek...
64'ün 21. sayfasında
5 puan - 64 syf. - 2019
Şehrinaz
Hayrettin Taylan - Çınaraltı Yayınları - 2019
3.091
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
7a
anlam koşusu
dilin düğmelerini açtım, diyemediklerimin son harfindeyiz...
64'ün 55. sayfasında
5 puan - 64 syf. - 2019
Şehrinaz
Hayrettin Taylan - Çınaraltı Yayınları - 2019
3.067
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
7a
sevgi
yeniden sevmeye özetlenmiş, yeniden doğmak gibisin...
64'ün 56. sayfasında
5 puan - 64 syf. - 2019
Şehrinaz
Hayrettin Taylan - Çınaraltı Yayınları - 2019
2.985
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
7a
5 puan - 64 syf. - 2019
Şehrinaz
Hayrettin Taylan - Çınaraltı Yayınları - 2019
1.974
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
7a
En fazla yer kapladığım anda ortada yoktum...
102'in 63. sayfasında
5 puan - 102 syf. - 2024
Düşüş
Albert Camus - Can Yayınları - 2024
2.693
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
7a
Gerekirse ölür insan, boyun eğmektense zincirini kırar...
102'in 56. sayfasında
5 puan - 102 syf. - 2024
Düşüş
Albert Camus - Can Yayınları - 2024
2.600
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
7a
5 puan - 102 syf. - 2024
Düşüş
Albert Camus - Can Yayınları - 2024
1.955
Ebru Asya
@ebruasya
Alıntı
7a
hippokrates'in öğrencilerine ettirdiği hekimlik yemini


“Bana bu sanatı öğretene anam ya da babammış gibi saygı göstereceğim. Servetimi onunla paylaşacak, gerektiğinde bütün ihtiyaçlarını karşılayacağım. Çocuklarını kendi kardeşlerim gibi görecek, isterlerse bu sanatı onlara karşılık beklemeden öğreteceğim. Tıp Yasası’na göre genel ilkelerini açıklayarak, dersler vererek ve her türlü öğretim yöntemini kullanarak bu sanatı, kendi oğullarıma olduğu kadar öğretmenimin oğullarına ve yeminli öğrencilere de anlatacağım.

Uygulayacağım yöntemler, yeteneklerime ve muhakeme gücüme göre hastalarımın yararı doğrultusunda olacak, onlara zarar vermekten kaçınacağım. Benden istense bile kimseye öldürücü bir ilaç vermeyecek, bu konuda tavsiyede bulunmayacağım ve özellikle de hiçbir kadına çocuk düşürmesinde yardımcı olmayacağım. Kimin evine gidersem gideyim yalnızca hastanın iyiliğini düşünecek, kötülük ve ahlaksızlıktan sakınacağım; en önemlisi, kadın ya da erkek, köle ya da özgür insan, hiç kimseyi baştan çıkarmaya çalışmayacağım. Hastaya bakarken ya da onun yanından ayrıldıktan sonra, özel yaşamla ilgili, dışarıda yüksek sesle söylenmemesi gereken ne görürsem göreyim ve ne duyarsam duyayım, bu konuda tümüyle sessiz kalacak, gördüklerimi ve duyduklarımı kutsal bir sır sayacağım.”
5 puan - 592 syf. - 2024
Sofie’nin Dünyası
Jostein Gaarder - Pan Yayıncılık - 2024
2.872
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
7a
5 puan - 592 syf. - 2024
Sofie’nin Dünyası
Jostein Gaarder - Pan Yayıncılık - 2024
1.980
Ebru Asya
@ebruasya
Kitapla
7a
EJDERHA
Halamın Sihirli Değneği
Yeni Bölüm Yayınlandı.
2.086
Ebru Asya
#bilim adamı - @ebruasya
Alıntı
7a
Sahiden Mustafa için Teknik Üniversite'de neler neler yapılacaktı. Ama sanıyorum daha bir dershaneye bile "Mustafa İnan" adını vermediler. Oysa ilk günlerde, törenlerde ne kadar ağlamışlardı, ne tekliflerde bulunmuşlardı.
"Ah insanlarımız," dedi. Ah insanlarımız...
Ah küçük hesaplarımız. Ah dün akşam ne yediğini unutanlarımız.
283'ün 206. sayfasında
5 puan - 283 syf. - 2023
Bir Bilim Adamının Romanı - Mustafa İnan
Oğuz Atay - İletişim Yayınevi - 2023
2.790
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
7a
5 puan - 283 syf. - 2023
Bir Bilim Adamının Romanı - Mustafa İnan
Oğuz Atay - İletişim Yayınevi - 2023
1.978
Ebru Asya
#Alıntı - @ebruasya
Alıntı
7a
İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş cadde ile bir o kadar kahveden başka ne biliriz? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz... En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşuyor?

Yapı Kredi Yayınları Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan
256'ın 136. sayfasında
Puan vermedi - 256 syf. - 2020
İçimizdeki Şeytan
Sabahattin Ali - Evrensel İletişim Yayınları - 2020
2.830
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
7a
Puan vermedi - 256 syf. - 2020
İçimizdeki Şeytan
Sabahattin Ali - Evrensel İletişim Yayınları - 2020
1.958
Ebru Asya
@ebruasya
Kitapla
7a
2.193
Ebru Asya
@ebruasya
Kitapla
7a
Giriş
Halamın Sihirli Değneği
Yeni Bölüm Yayınlandı.
2.128
Ebru Asya
#Hayat - @ebruasya
Alıntı
7a
"Hayat iki seçenek çıkarır insanın önüne: Ya yazgısını sırtlanacak, evet deyip yaşamını ona göre düzenleyecek, yazgısına kucak açacak, üstünlük ve sakıncaları kabullenecek, mutluluk ve mutsuzluklarına içtenlikle, pazarlığa kaçmadan, yüce kalplilik ve alçak gönüllülükle alıp bağrına basacaktır. Öbür seçenek yazgısını aramaktır. Ne var ki aramakla yalnızca güç, hayal, zaman, yerinde ve olumlu körlük, içgüdü kaybedilmez, kendi değerini elden çıkarır insan. Yoksullaşır giderek. Ele geçen şey, elde var olandan her zaman için daha kötüdür. Hem inanç gereklidir aramak için, inanç için de belki yaşamanın gerektiğinden daha fazla güç".

cem yayınevinden okumayı tercih ettiğim kitabın sayfa sayısı: 424
alıntıladığım metin sayfa 417
320'in 417. sayfasında
Puan vermedi - 320 syf. - 2019
Milena`ya Mektuplar
Franz Kafka - İndigo Kitap - 2019
3.350
Ebru Asya
Ebru Asya , bir kitabı okudu.
@ebruasya
7a
Puan vermedi - 320 syf. - 2019
Milena`ya Mektuplar
Franz Kafka - İndigo Kitap - 2019
2.178