bazen zaman durur... içimdeki sosyolojik temleri canlandırır, çağ açan gülüşün bazen zaman durur... içimdeki sistematik düşten yolcu olurdu, ağlak ben bazen zaman durur... içimdeki hirâ'nın gözleri açılır, mucizelere susarım bazen zaman durur... içimdeki hendeklerde kalmış zaferlerim kavuşur, sevinirim bazen zaman durur... içimdeki ben'de seni görür, görmek, görülmek, aşka örülmek...
“Bana bu sanatı öğretene anam ya da babammış gibi saygı göstereceğim. Servetimi onunla paylaşacak, gerektiğinde bütün ihtiyaçlarını karşılayacağım. Çocuklarını kendi kardeşlerim gibi görecek, isterlerse bu sanatı onlara karşılık beklemeden öğreteceğim. Tıp Yasası’na göre genel ilkelerini açıklayarak, dersler vererek ve her türlü öğretim yöntemini kullanarak bu sanatı, kendi oğullarıma olduğu kadar öğretmenimin oğullarına ve yeminli öğrencilere de anlatacağım.
Uygulayacağım yöntemler, yeteneklerime ve muhakeme gücüme göre hastalarımın yararı doğrultusunda olacak, onlara zarar vermekten kaçınacağım. Benden istense bile kimseye öldürücü bir ilaç vermeyecek, bu konuda tavsiyede bulunmayacağım ve özellikle de hiçbir kadına çocuk düşürmesinde yardımcı olmayacağım. Kimin evine gidersem gideyim yalnızca hastanın iyiliğini düşünecek, kötülük ve ahlaksızlıktan sakınacağım; en önemlisi, kadın ya da erkek, köle ya da özgür insan, hiç kimseyi baştan çıkarmaya çalışmayacağım. Hastaya bakarken ya da onun yanından ayrıldıktan sonra, özel yaşamla ilgili, dışarıda yüksek sesle söylenmemesi gereken ne görürsem göreyim ve ne duyarsam duyayım, bu konuda tümüyle sessiz kalacak, gördüklerimi ve duyduklarımı kutsal bir sır sayacağım.”
Sahiden Mustafa için Teknik Üniversite'de neler neler yapılacaktı. Ama sanıyorum daha bir dershaneye bile "Mustafa İnan" adını vermediler. Oysa ilk günlerde, törenlerde ne kadar ağlamışlardı, ne tekliflerde bulunmuşlardı. "Ah insanlarımız," dedi. Ah insanlarımız... Ah küçük hesaplarımız. Ah dün akşam ne yediğini unutanlarımız.
İstanbul'dan ayrılmak istemiyoruz fakat senede kaç defa kütüphaneye gideriz? Üç beş cadde ile bir o kadar kahveden başka ne biliriz? Fikir hayatı, fikir hayatı diyoruz... En kabadayımız bile gevezelikten başka ne konuşuyor?
"Hayat iki seçenek çıkarır insanın önüne: Ya yazgısını sırtlanacak, evet deyip yaşamını ona göre düzenleyecek, yazgısına kucak açacak, üstünlük ve sakıncaları kabullenecek, mutluluk ve mutsuzluklarına içtenlikle, pazarlığa kaçmadan, yüce kalplilik ve alçak gönüllülükle alıp bağrına basacaktır. Öbür seçenek yazgısını aramaktır. Ne var ki aramakla yalnızca güç, hayal, zaman, yerinde ve olumlu körlük, içgüdü kaybedilmez, kendi değerini elden çıkarır insan. Yoksullaşır giderek. Ele geçen şey, elde var olandan her zaman için daha kötüdür. Hem inanç gereklidir aramak için, inanç için de belki yaşamanın gerektiğinden daha fazla güç".
cem yayınevinden okumayı tercih ettiğim kitabın sayfa sayısı: 424 alıntıladığım metin sayfa 417
gökyüzünün doruğunda beyaz, kayıtsız bir güneş parlıyordu. kendimi bu güneşte, bir melek kadar ince ve uçucu bir hale gelene dek bir bıçak gibi bilemek istedim.
nefret ettiğim bir şey varsa o da insanların kendinizi berbat hissettiğinizi bildikleri halde neşeyle hatırınızı sorup "iyiyim" demenizi beklemeleridir.
Nereden bilecektim gelirken bana getirdiğin hediyenin yalnızlık olduğunu? Oysa ben henüz kucak açmıştım yelkenler fora diyerek senli bir aşk'a doğru...
Zor tutuyorum kendimi, yüreğimde koptu kopacak derin bir ah fırtınası... Yaşadığım onca acılara rağmen çekmedim hiçbir engele eyvallah. Hayatta en çok korktuğum muhtaçlık denen duyguyla tanışana kadar. Bundan sonra haramdır bana uykular, öldürür beni bu ayrılıklar.
mahremiyetsiz, samimiyetsiz, gösterişli bir taklitten ibaret bir hayat... her görüştüğünle müthiş bir rekabet, bir mücadele, bir düşmanlık... hiçbir el sıkmazsın ki mümkün olsa seni bir çukura itmeyeceğine emin olasın; hiçbir ses işitmezsin ki senin arkandan en hain, en haksız bir alayda, bir kötülemede bulunmayacağına emin olasın
ben insanlara yaşamak için ümit, kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanırım. İnsanları yuğunmuş mutfak paçavrasına çeviren ve yeise düşüren yazılardan hoşlanmam. Tam bir ferah içinde yaşamıyorken bir de karanlık ve kötü şeylerden bahsederse bize.. Onları okursak... Bu insanları bir havana koyup ezmeye benzer. Halbuki insanların içinde bir umut olmalı, yaşama umudu...