Neden hep kadınlara yaşadıkları sorulur da, erkeklere sorulmaz. Gidip erkeklere neden böyle yapıyorsunuz diye sormuyorsunuz. Kadınların yaşadıkları yazılıyor da erkeklerinki yazılmıyor.
“Aynı zulümdür yaşadığımız Yüreklerde aynı acı Çiğne artık sahte kutsallıkları Tan seni doğuracak bu sabah haydi hazırlan Yıldızlarla türkü söyle ay ışığıyla yıkan”.
Senin yaşadıklarını yüzlerce kadın yaşıyor. Dava açsan ne olacak. Senden daha kötülerini yaşayanlar var” diyerek karşı çıkıyorlardı. Çünkü onlara göre ben tam tecavüze uğramamıştım. Çünkü bana copla tecavüz etmişlerdi. Onların mantığına göre tecavüz sayılması için ille de bir erkek penisinin olması gerekiyordu.
Ne zaman yüreğim şişse ki hep şişti yüreğim, ağzımı bir bidonun içine sokup bağırıyorum! Bağırıyorum! Bağırıyorum! Nefesim kesilene kadar bağırıyorum. Yoksa çatlar ölürdüm. Belki de bunun için hâlâ yaşıyorum. — Neden bir bidon? Kimse çığlığımı duymasın diye!
Erkek egemen sistemin, kadını bir seks objesi gibi gördüğünü unutmayalım. Erkeğe “hak” görüldüğümüz içindir taşıdığımız yaralar. Bu tehlikenin bütün kadınlar için geçerli olduğunu unutmayalım.
Neden biz kadınlar bu gibi durumlarda başkasının suçunu ve ayıbını kendimizin suçu ve ayıbı gibi görüyoruz? Hiçbir suçumuz ve ayıbımız olmayan durumlardan kendimize suç ve ayıp duyguları yükleyerek acı çekiyoruz ve susuyoruz? Neden? Neden bunu yapıyoruz? Neden bir türlü o istediğimiz “biz” olamıyoruz? Neden düşüncelerimizi bir yaşam biçimine dönüştüremiyoruz? Hakkımızda ne düşünürler diye ve ya bir şeyleri koruma adına bu kadar zavallı olabiliyoruz? Bir yerlerde bir yanlışlık var. O yanlışlık sadece bizde değil bunu biliyorum. Ama neden sadece bizim üzerimize kalıyor? Ya da biz kendimize mal ediyoruz. Evet, biz kendimize mal ediyoruz.
Bir şeyi yaşamak farklı bir şeydir üzerinde konuşarak fikir yürütmek farklı bir şey. Başınıza gelince bu gibi durumların üzerinde konuşmak kadar kolay olmadığını anlıyorsunuz. İçinizde gizlediğiniz korkular birden hortlayıveriyor.
Kadınların konumu ne olursa olsun içlerindeki o eziklikten kurtulmaları mümkün olmuyor. Kadınsan, tecavüze uğramışsan “muhakkak sende de bir suç vardır” diye düşünülür hep. Hani bilirsiniz “Dişi köpek” örneğini. Utanır susarsınız. Korkar susarsınız. Toplum içindeki konumunuzu ve yerinizi düşünür susarsınız. Ailenizi düşünüp susarsınız. Çaresizliğinizi düşünüp susarsınız. Hep bir susma nedenimiz vardır biz kadınların.
Bütün dünyanın başınıza yıkıldığını gözlerinizle görüyorsunuz ama çöküntü içinizde başlıyor. Bu çok kötü, çok kötü bir duygu... Kalbiniz kınlıyor. Yaralanıyorsunuz. Hiç iyileşmeyecek şekilde yaralanıyorsunuz. Yıkılan sizsiniz aslında. Yıkılan kafanızın içindeki dünyadır. Hayallerinizdir. Sevincinizdir. Geçmişiniz, geleceğinizdir.
Bu kitap, yaşadıklarını bir defa olsun yüksek sesle dile getiren kadınlarımızın, yüreklerine gizledikleri isyanın ve ruhlarını ele geçiren acının sesidir. Bu kitap o yaralı kadınların yaralarını göstermeye çalışacak sizlere. Şu gerçeği asla unutmamamız gerekiyor ki, cinsel taciz ve tecavüz sadece bu eylemi gerçekleştiren kişiyi kirleten ve onu aşağılık bir varlığa dönüştüren bir olgu değildir. Bu eylem aynı zamanda insanlığı kirleten bir olgudur. Bir insanlık suçudur...