Gün doğumuyla birlikte, gençliğin ateşiyle yanıp tutuşan bir aşk, zamanın dokunuşuyla yavaşça değişir. İlk kıvılcımların coşkusuyla patlayan duygular, gün geçtikçe yerini sakin, derin ve kalıcı bir sevgiye bırakır.
"Kemal Sayar, Mehmet Dinç ve Sadettin Ökten'in söyleşilerinden oluşan bu kitap, tam bir şifa kaynağı. Yazarlar merhamet ve doğa ekseninde insanın iç dünyasına ayna tutarken, modern hayatın getirdiği mekanikleşmeye karşı bizleri uyarıyor. Hüznü, insanı olgunlaştıran bir yol arkadaşı olarak betimleyen bu eseri çok beğendim. Ruha dokunan bir okuma arayan herkese tavsiyemdir."
Hiç kimse başka bir insanı yetiştiremez, sadece hedefini bulmasına yardım edebilir. Onu yetiştirecek en önemli kişi yine kendisidir. Çünkü sadece kişinin kendisi yirmi dört saat kendiyle beraberdir. Neye muktedir olduğunu en iyi kendisi bilir.
"Bu gezegen gerçekten de insanoğlunun şimdiye kadar sadece ateşli bir fantezi ve bir efsane olarak bildiklerini, insan gözünün gerçekten gördüğü ete kemiğe bürünmüş yaratıklara dönüştürebilir miydi?"
Birileri yok etti nerede şimdi o sihir? Bakımsız günlerdi. Ben çok hercai yaşadım kim bu dediler. Bütün bunlara ne gerek vardı aslında? Doğru sözcüğü bulup bulmadığımıza kim aldırıyor?
"Sarı Yüz", R. F. Kuang’ın yayıncılık dünyasını, ırkçılığı, kültürel sahiplenmeyi (ve edebiyattaki güç oyunlarını sert bir dille eleştiren, kara mizahla örülü bir romanı. Roman, özellikle son yıllarda edebiyat dünyasında sıkça tartışılan iki büyük meseleyi merkezine alıyor: ✔ Kim hikâye anlatma hakkına sahiptir? ✔ Beyaz yazarların azınlıkların kültürünü kullanması etik midir?
1) Konu ve Temel Çatışma Hikâye, yeteneği sınırlı, ünlü olamayan beyaz bir yazar olan June Hayward’ın gözünden anlatılır. En yakın “arkadaş”ı daha doğrusu içten içe kıskandığı Asyalı yıldız yazar Athena Liu bir kazada ölür.
June, Athena’nın yayınlanmamış el yazmasını çalıp kendi eseriymiş gibi yayımlar. Ama sorun şu: Bu roman Çin tarihi, kültürü, savaş acıları ile ilgili bir eserdir… ve June bu kültürün hiçbir parçası değildir. Bu noktada Kuang romanı bir gerilim–psikolojik çözülme atmosferine çevirir. 2) Temalar • Kültürel Sahiplenme Romanın ana tartışması: Bir yazar başka bir halkın acılarını, tarihini, kültürünü “malzeme” olarak kullanabilir mi? Kuang buna tek yönlü bir cevap vermez; soruyu okurun zihninde kaynatır. • Yayıncılık Dünyasının Kirli Yanları Kuang sektörü içerden bildiği için çok gerçekçi anlatıyor: pazarlama manipülasyonları, azınlık yazarların “süs” olarak kullanılması, sosyal medya linç kültürü, görüntü üzerinden samimiyet satılması… Her şey hem komik hem acı. • Kimlik Krizi ve Kıskançlık June’un iç monologları çok çarpıcı. Kendi yeteneksizliğini örtmek için: kendini kandırıyor,manipüle ediyor, kurban rolü oynuyor. Roman aslında bir benlik çürümesi hikâyesi. 3) Üslup Dil: hızlı, ironik, mizahi, yer yer rahatsız edici derecede dürüst. Aynı zamanda “kara komedi + sosyal medya gerilimi” gibi akıcı bir tempoya sahip. 4) Neden Etkileyici? Kuang, hem beyaz yazarları hem sistemsel ırkçılığı hem de sosyal medya aktivizmini acımasızca eleştiriyor.Hikâye yalnızca kültürel çatışma değil, aynı zamanda bir etik ve ego trajedisi.June karakteri kusurlu, iğrenç ama inanılmaz gerçek. Kendi zaaflarımızı düşündürüyor: “Kıskansam ne yapardım? Bir fırsat gelse etik davranabilir miydim?” 5) Sonuç “Yellowface / Sarı Yüz”, günümüz çağının en keskin edebiyat eleştirilerinden biri. Irk, kimlik, sanat ve ahlak arasında sıkışan modern dünyanın karikatürünü çıkarıyor. Hem eğlenceli hem rahatsız edici hem düşündürücü. R. F. Kuang’ın zekâsını, öfkesini ve cüretini çok net gösteren bir roman.
Hemen unutmadan söyleyeyim. Alfabede, “Baba bana bal al” cümlesini okurken sordum: Elli altı öğrenci içinde, yalnız bir tanesi bal görmüş. Gerisi bilmiyor.
.Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn- cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan.