Kararı okuyunca ne göreyim? Bunca suçun yanında "komünist düzenin getirilmesinde bayrağın soldan sağa sallanacağını belirtmektedir" gerekçesiyle de mahkum olmaz mıyım? Kararı okurken, yüksek sesle türkü söylemeye başladım: "Soldan sağa, sağdan sola, salla bayrağı düşman üstüne." Ve "Bayraklı sınıf tahakkümünü" kurmaya, orada da devam ettim, yani cezaevi hücresinde.. Tahakküm kurulacaksa, bayraklısından olsun, hem soldan sağa, hem sağdan sola...
Diyorum ki kendime, birazdan eriyecek buzullar. Bütün nehirler taşacak, volkanik dağlar patlayacak, cümle akrep kendini sokacak, turnalar kanatlarını yolacak. Dünya duracak birazdan. Bir çocuk ölünce çünkü, dünya durmalı.
Yazarın ilk kez karşılaştığım bir anlatım tekniği var. Bu tarihe iz bırakan hikayeleri sürekli farklı şahıs zamirleri kullanarak bizimle buluşturması ilk başlarda soğuk duş etkisi yaratmadı diyemem. Ancak bu teknik, okuyucunun hikayeden asla kopmasına izin vermeyen türden. Yani bir yönüyle yazar için son derece arzu edilesi bir durum elbette. Hangi yazar okuyucusunun kitabın içinde kaybolmasını ya da odağının kaymasını ister. Dolayısıyla zekice buldum. Hikaye için ise ne söylesek yetersiz ve anlamsız kalır. Tarihte sesi duyulmamış, dört duvar arasında çaresizliği acıyı ve değersizliği derinden hissetmiş masum insanların ve hatta tüm canlıların ruhuna selam olsun.
"İşler ne zaman sarpa sarsa birçok insan, zayıf insanlar bir şeyler yapmaları gerektiğini düşünürler ve bir sürü karmaşık düşünceye dalarak zayıf düşenler olanca sofulukları ve kibirlilikleriyle hep bir çeşit oturoturduğunyerde dinine yönelirler ve zulme ve takdir-i ilahiye boyun eğerler."
Hayatıma Almak İstediğim İnsanı Nasıl Tanıyabilirim?
Maskelerle gezenler vardır unutmayın. O yüzden sözlerin çoğu zaman birer maske olabileceğini aklınızdan çıkarmayın, bir insanı tanımak için söz ve davranışların tutarlı olup olmadığına bakın.
"insanız sonuçta. Psikoloji diye bir şey var. Dayanamadı delirdi besbelli"
"Psikoloji ne lan!" dedi Reco Dayı, "psikoloji diye bir şey yoktur. Erkekler kadın kısmı kadar karmaşık değillerdir. Erkek dediğin ya açtır ya uykusu gelmiştir ya da kadına gideceği tutmuştur, hepsi bu."
Öfke dansı - Aile ve sosyal ilişkilerimizde olumsuzluklar karşısında, öfkemizi ne şekilde kullanacağımızı ve öfkemizi yapıcı, bir hale getirmek için rehber olabilcek bir kitaptır. Toplum tarafından genelde kabul , edilmeyen öfke nedir? Peki öfkelenmelimiyim ? içime mi atmalıyım ? gibi sorulara ışık olacak. Aslında öfke tıpkı diğer duygular gibi yaşanmayı hak eden bir duygudur. Öfkeli anlarımızda hep suçlayıcı, yorumlayıcı, ahlak dersi vermeyi, emretmek gibi eylemlerde bulunuruz. Bu durumda karşı tarafı değiştirme gibi bir çaba sarf ederiz. Bu asla işe yaramayan bir yöntemdir. Aksine enerjimizi gereksiz bir şey için harcamış oluruz. Öfkemizi doğru bir şekilde yönetmek için benliğimizi kazanmamız lazım. Beni öfkelendiren şey ne? Ne düşünüyorum? ne hissediyorum? Değiştirmek istediğim şey tam olarak ne? gibi soruları sormalıyız kendimize. Benliğimizi kazanmamın tek yolu bu. Ciddi anlamda öfke sorunlarının altında yatan tek şey , benliksizleşmektir. Kitap da yaşanmış öfkeyi doğru yerlerde kullanmayı gösteren öykülerle de örneklendiriyor. Öfkeyi bir döngü dansı olarak görüyor yazar. Bu danstan nasıl çıkarız sorusuna yanıt.Tavsiye ederim
"Sevgi kültürü içinde evliliğin temeli bir tarafın erkek ve diğerinin kadın olması değildir. Evliliğin tarafları 'erkek insan' ve 'kadın insan', ailede insan insana temeller üzerine kurulu bir aile olacaktır."