“İşte gemilerle birlikte geri dönüş umutlarınızı da yaktım! Rüyamda... Rüyamda Allah Rasülünü gördüm! Korkmadan devam etmemizi emrediyordu! Ona itimattan daha büyük onur olur mu? Bu ülke bize verildi, anlayın bunu ve belki de çok daha öteleri.Bu yolun sonu Cennet-i Aladır.Saflarınızı sıkı tutun ve ben den ayrılmayın!”
Kafkasya’da İslamiyet’in ilk adımları, Hulefa-yı Raşidin devrinde başlamış, Emeviler ve Abbasiler devrinde devam etmiştir.Bölgeye gönderilen idareciler, halka müsahamakar davranmaları ve onları İslam’a ısındırmaları hususunda daima ikaz edilmişlerdir.
Tiflis, Kafkasya’da İslamiyet’in hızla yayılmasında önemli bir mahal olmuş, daha sonra burada İslam Emirliği kurulmuştur.İslamiyet her bölgeye kurulandır.
Hz.Ömer’in (r.a) İran coğrafyasını fethetmesinden sonra Müslümanların Kafkasya’ya ilerlemelerinin önü açılmıştı.Halife Hz.Osman (r.a), Rumlarla savaş devam ederken Hz.Muaviye’ye (r.a) mektup yazarak, Habib b.Mesleme’nin Ermeniye’ye gönderilmesini emretmişti.
Müslümanların bölge halkına verdiği ayrıcalıkların anlaşılması açısından mühimdir.
İslamiyet’in Kafkasya’da kalıcı olmasını sağladı.
TİFLİS (GÜRCİSTAN)
Tarih boyunca sıcak su kaynaklarıyla (kaplıca) meşhur olan Tiflis şehrinin adı, Gürcü dilinde “sıcak su” manasına gelen “tbili” kelimesinden türetilmiş Tbilisi’den gelir.
Ve cenâb-ı şerîfim ile kimesne ta'âm yimek kānûnum değildir. Meğer ki ehl [ü] ıyâlden ola. Ecdâd-ı izâmım vüzerâsiyle yerler imiş. Ben ref' etmişimdir.
99 Soruda Osmanlı kitabı, Osmanlı tarihine genel bir çerçeve sunmayı amaçlayan bir eser niteliğinde. Kitap, soru-cevap formatı sayesinde konuları bölerek ele alıyor ve bu yapı okuma sürecini kolaylaştırıyor. Anlatım dili sade olduğu için farklı seviyedeki okuyuculara hitap edebilir. İçerikte hem siyasi hem de sosyal konulara değinilmesi, dönemi çok yönlü görmemize yardımcı oluyor.
Bununla birlikte, konuların kısa tutulması bazı başlıklarda derinlik eksikliği hissi oluşturabilmekte. Kitap daha çok genel bir bakış sunduğu için akademik düzeyde ayrıntı arayan okuyucular için sınırlı kalabilir. Buna karşılık, temel bilgiler edinmek isteyenler için yeterli bir giriş niteliği taşıyor. Bölümlerin bağımsız okunabilmesi, kitabı parça parça değerlendirmeyi mümkün kılıyor.
Genel olarak bakıldığında, eser Osmanlı tarihi hakkında temel düzeyde bilgi edinmek isteyenler için bir içerik sunuyor. Ne çok yüzeysel ne de çok detaylı bir anlatım tercih edilmiş. Okuyucunun beklentisine göre faydalı ya da yetersiz bulunabilecek bir yapıya sahip. . Kitapla ve bilgiyle kalınız.
Betiğin konusu, adından da anlaşılacağı üzere Ortaçağda entelektüeller ve üniversitelerin oluşmaya başlamasıdır. Betikte Ortaçağ dönemindeki entelektüellerin yaşamı, bilim uğrunda katlandıkları cefalar ve üniversitelerin kuruluş sürecindeki zorluklar ayrıntılı olarak incelenmiş olup adeta okuru Ortaçağ havasına sokup entelektüel mücadeleye davet etmektedir.
Betikte birbirinden farklı konularda Ortaçağın bakış açısı ve bu bakış açısının zamanla değişim süreci başarılı bir biçimde irdelenmiştir.
Betiğin bence en dikkat çekici yeri, çevirmenler bölümünde geçen Cluny Tarikatı'nın meşhur başrahibi Pierre'nin Müslümanları askeri alanda değil de entelektüel alanda yenmek fikrini ortaya attığı bölümdür. Başrahip Pierre bu fikri doğrultusunda Kur'an-ı Kerim'in çevirisini yapmak için bir kurul oluşturması, Müslümanları yenmek için, "Onların öğretilerini çürütmek için bu öğretiyi tanımak gerekir' düşüncesiyle hareket etmesidir.
Betik, Ortaçağda biz Müslümanlara Hristiyanların bakış açısını göstermesi bakımından ayrıca bir önem arz etmektedir.
"Haçlıların, ele geçirdikleri bazı şehirlerde yağma ve katliamla yetinmeyip insan eti yedikleriyle ilgili kayıtlar, dönem kaynaklarında mevcuttur. Pierre I' Ermite'in haçlı seferleri sırasında İzmit ve civar köyleri yağmalayan haçlıların çocukları kızartıp yedikleri, Anna Komnena'nın eserinde yazılıdır." Cüneyt Kanat Sorularla Haçlı Seferleri Tarihi
" Kül Tigin ile konuşup anlaştık: Babamızın ve amcamızın kazanmış oldukları halkın adı sanı yok olmasın diye Türk halkı için gece uyumadım, gündüz oturmadım; kardeşim Kül Tigin ile, iki şad ile ölesiye yitesiye çalıştım, çabaladım. Öylece çalışıp çabalayıp birleşik halkı ateş ile su gibi birbirlerine düşman etmedim."
"Yenisey Kırgızlarının bir bölümü ise, eski topraklarında kalmış ve bugünkü Hakasları oluşturmuşlardır. Çarlık Rusyası döneminde bu insanlara Abakan Tatarları denilirken, 19. yüzyılda kendi aralarından çıkan aydınlar, Çin kaynaklarında geçen Hegusi adından ilham alarak kendi halklarını Hakas olarak adlandırmışlardır." Yenisey’den Seyhun’a Türkler
"Kırgızlar, Türgişler, Karluklar ve Oğuzlar" gibi Türk Tarihinde önemli roller oynayan Türk Toplulukları üzerine Türk, Çin, Tibet ve İslam kaynakları ışığında Tarihçi Yazar Doç.Dr. Hayrettin İhsan Erkoç tarafından kaleme alınan bu eserde bahsi geçen Türk toplulukları hakkında en derli toplu bilgiler bulunmaktadır. Kolay ve anlaşılabilir bir üslupla kaleme alınmasından dolayı herkes tarafından rahatça okunabilir. Keyifli okumalar.
Bundan yaklaşık 500 yıl önce, 1526’da, Mohaç’ta Osmanlı ve Macar orduları arasında iki saat süren ve Osmanlının zaferiyle sonuçlanan meydan muharebesinin ardından, Macar topraklarının çoğu Osmanlı egemenliğine girdi. Bu muharebede ilk kez 300 topu bir arada gören Macarların, bunlar bu gidişle bir dahaki sefere bizi haritadan silecekler korkusu dört bir yanlarını sardı ve çarpışmadan dört ay sonra I. Ferdinand’ı kral seçtiler. Yeni kral başa geçtikten sonra, Osmanlı ile dostluk kurmak için iki defa elçiler gönderdiyse de elçiler ya başarılı olamadı ya da yarı yolda geri çevrildiler. 21 Ağustos 1530’da ise nihayet, bugünkü Lübliyana’dan yola çıkan 40 kişilik bir elçi heyeti, Bosna/Sırbistan/Bulgaristan üzerinden, iki aylık bir yolculuk sonucu 17 Ekim’de İstanbul'a vardı. Bir ay kadar İstanbul’da ağırlanan heyet, Pargalı İbrahim’le üç kez, Kanuni Sultan Süleyman’la da iki kez görüşme fırsatı buldu ve krallarının ricalarını Osmanlı Sultanı’na iletti. Heyetin başında gönderilen şövalye Joseph von Lamberg ile şövalye Niclas Jurischitz’in yanında çevirmen olarak Orenburglu Benedikt Kuripesiç görevlendirildi ve Kuripesiç 5 aylık bu yolculukta yaşadıklarını, gördüklerini günbegün not etti. İşte bu eser de o yolculukta görülen şeylerin kayda alındığı eserdir.
Başka yerlerde, başka incelemelerde bu kitabı pek beğenmeyenlerin, okunmasa da olur diyenlerin olduğunu gördüm fakat ben buna katılamıyorum. Öncelikle kitap çok kısa, bir-iki saatte bitirebilir ve okuyucusunun fazla zamanını almıyor. İkincisiyse, daha önce bilmediğim bazı şeylerin ilk kez bu kitapta karşıma çıkmış olması; mesela heyetin, saraya geldiklerinde içeride gördükleri filler, zürafalar, aslanlar, leoparlar karşısında yaşadıkları şaşkınlığa ben de ortak oldum, çünkü bizim saraylarımızda bu tür hayvanlar olduğunu bilmiyordum(aslan hariç). Ve benzeri şeyler… Günlüğü tutan yazarın, biz Türklerin aleyhinde abartılı biçimde yazdıklarını ben de beğenmedim, zaten çoğu doğru da değil, diyorum ya abartmış. Ama bunlar bile yine de kitabın okunmaması için bir neden değil, bunları çok dert de etmedim, çünkü topraklarını yavaş yavaş kaptırdıkları düşman bir ulusa karşı yurtsever, halkçı bir insanın yazdıkları illaki duygusallığın da etkisiyle biraz abartı olabilir, normaldir. Heyetin geçtiği yerlerin, coğrafi özelliklerinin, harita bilgisi bakımından anlatımlarınınsa biraz sıkıcı olduğunu söyleyebilirim ama kısa kısa bahsedildiği için bu da çok dert değil.
İşin doğrusu, kitabı alırken neyle karşılaşacağımı pek bilmiyordum ama sonunda memnun kaldığımı söyleyebilirim. Kitabı okurken, çok defa, bu kitabı bir gün filme uyarlasalar acaba ortaya nasıl bir şey çıkar diye düşündüm ve bir romanmışçasına, yolda karşılaşılıp da pek ayrıntılı anlatılmayan olayların devamında neler olmuş olabileceğini kafamda kurguladım ve hayalimde filme uyarladım. Sırf bu keyfi bile tattırdığı için ben kitabı beğendim ve ilgililerine öneriyorum.