Onların talihsiz olan insanlarla kurduğu ilişki yalnızca yalan üzerine bina edilmiştir, zira kaderle kurulan asıl rabıta onu kendi üzerinde de kabul etmekle başlar. Bedbahtlığa bu gözle bakmayan herkesin, talihsiz insanlara yaklaşımı da ya bir yalan ya da hezeyan üzeredir. Bedbaht birinin yüzünde bu hakikati gördükleri an, bu insanlar kaçarlar.
Biz ona sağır kalmışsak bile, bu hal bize bir dilenci gibi defalarca gelip durur. Ve bir gün, yine bir dilenci gibi gelmeyi bırakır. Eğer hissedebildiysek, Tanrı bizim içimize küçük bir tohum bırakmış ve gitmiştir.
Denizin kendi iradesi olup, bir gemiyi batmaktan kurtarsa idi, onu kuşatan dışsallığa boyun eğmemiş olacaktı. Onun boyunduruğu altında olduğu, koşulsuz itaati güzelliğinin ta kendisidir.
Sessizliği layıkıyla dinlemeyi öğrendiğimizde de asıl dinlediğimiz O'dur. Aşkta sebat eden, bedbahtlığın ve mutsuzluğun en dibindeyken bile bu işaretleri görür. Bu andan sonra da gördüklerinden asla şüphe duymaz.
Psikolojide 'Zaman Körlüğü' diye bir kavram var; keyif aldığımız bir zaman diliminin çok hızlı aktığı algısı... Meselâ çok sevdiğimiz bir arkadaşımızla sohbet ettiğimizde zamanın nasıl geçtiğini anlamayız, sevdiğimiz bir filmi ya da diziyi izlediğimizde, sevdiğimiz bir kitabı açtığımızda kapatıncaya kadar geçen zamanı hissetmeyiz...
Beynin algısındaki dikkat ölçüsünün iki türlü olduğu söylenmektedir; otomatik dikkat ve yönlendirilmiş dikkat...
Otomatik dikkat, beyinde 'varsayılan mod' adı verilen bir ağa yanıt verir. Orası bizim, pofuduk olduğumuz, huzurlu köşemizdir. Aynı zamanda bu, ilginç bulduğumuz bir şeyi yaparken de kullandığımız dikkattir. Meselâ sanatkârın paletini eline aldığı an, sıkı bir taraftarın tribüne oturduğu an, Bir şefin yemek yapmaya başladığı an, çocukların bilgisayar başına oturduğu an😅 İyi vakit geçirdiğimiz için zamanın uçup gitmesine izin verir, akışına bırakırız...
Yönlendirilmiş dikkat, sorumluluğunu aldığımız ama yapmaktan hoşlanmadığımız, zorunluluk içinde olduğumuz şeylerle meşgul olurken kullandığımız dikkattir. Sıkıcı bir derse çalışmak, dışarda kuşlar cıvıldaşırken, sınava hazırlanmak, sıkıcı toplantılara katılmak ve görüşmeler yapmak mecburiyetinde olmak gibi... Bu dikkati neredeyse sırtımızda taşırız :) Zihnimizin dağılmasını önlemek, uzun,dik bir yokuşu tırmanmak gibidir...
Otomatik dikkat, iyidir hoştur ama zaman proğramlamasında ciddi sorunlar ortaya çıkarabilir. İşlerimizin aksamasına yol açabilir, zihinsel ve fizyolojik dengemizi tehlikelere açık hale getirir...
Sonuç itibariyle dikkatimizi kullanırken, dikkatli olmakta fayda var :)