Toplamda on farklı davadan oluşuyor serinin bu kitabı. En çok Frances Carfax'ın Gözden Kaybolması olayının anlatıldığı beşinci bölüm hoşuma gitti. Zengin bir ailede doğmuş ancak tüm malı mülkün erkeklere bırakıldığı bir zamanda yaşama şanssızlığına maruz kalmış genç bir kadına, yalnızca birkaç parça mücevher miras kalıyor. Elinde bulunan az parayla sürekli otellerde konaklıyor. Tabii ki yalnız kadınların parasını çalan bir çiftin gözünden kaçmıyor bu durum. Bir gün Sherlock bu olayı duyduğunda arkadaşı Watson'ı Ingiltere dışına gönderiyor. Buradaki işin eğlenceli kısmı ise aslında arkadaşı Watson'ın neler yapabileceğini merak etmesi ve bu sebeple bahaneler uydururak onu bu davaya yalnız göndermesi. Arkadaşı iz peşinde gezerken Sherlock, en doğru zamanda onu kurtarıyor ve olaya müdahil oluyor. Birlikte kadının nerede olduğunu bulmaya çalışmaları oldukça ilgi çekici ve sürükleyiciydi.
İçinde keyif barındırmayan hayalleri ben de sevmiyorum. Hayaller mi, yoksa keyif alabilmek mi Birini seçmek zorunda olsam ben de keyfi seçerdim. Ancak hayal kelimesini duyduğumda bile kalbimi hala pırpır ediyor. Bir hayale sahip olmadan yaşanan yaşam... Gözyaşları olmadan yaşanan yaşam kadar ruhsuz olurdu. Gerçi Hermann Hesse'nin yazdığı Demian adlı kitapta şöyle diyor: sonsuza dek süren hiçbir hayal yoktur. Herhangi bir hayalin yerini yeni bir hayal alır. O yüzden hiçbir hayale saplantı yapılmamalıdır.
Cujo, kusursuz hazırlanmış bir yemek gibi. Her türlü unsuru yerli yerinde. Karakteler mükemmel ve gerçeğe yakın. Her biriyle ayrı ayrı bağ kurup kendimden küçük parçalar bulabildim. Kurgu, tekrar okumak isteyeceğim kadar gerilim yüklü ve akılda kalıcıydı.
Tehlike duygusunu okura geçirmede King'in üstüne yok bence.
Terör büyük bir zücaciye dükkanını dağıtmaya niyetli bir sineğe benzer. Sinek güçsüzdür, tek başına bir fincanı bile hareket ettiremez. Bu yüzden kendine bir boğa bulur, kulağına girer ve vızıldamaya başlar. Boğa korku ve öfkeyle çıldırıp dükkanı altüst eder. Geçtiğimiz on yılda Ortadoğu'nun başına gelen de bundan ibaret..
Bazen bir kahveye girerim. Hiç bir zaman kahvelere yakışmamışımdır. Orduevine giren bir sivil gibi yabancı hissederim kendimi. Çayımı içer zor kaçarım. Zaten nereden kaçmam ki?
Lev Tolstoy'un aynı adlı ölümsüz eserinden uyarlanan Korstantin Levin yakında Kanal D'de
Hikayeyi herkes biliyor. Ben sadece kendi tespitlerimi aktaracağım: 1.(Numara koymak işe ayrı bir ciddiyet katıyor) Kadının aldatması bugün için sıradan bir konu olabilir hatta o gün için de. Ama olaya kadın ve cinsellik dışında bakması yönüyle (bkz Decamaron) belki de ilk eser. (Belki de değil. Edebiyat tarihçileri yazsın). Ancak Üstad bir taraftan da bak yaramazlık yapmayın başınıza neler neler gelir diye ahlaki bir ders vermeyi de ihmal etmemiş.(Bkz insan ne için yaşar.) 2. Anna subay Vronski ile karşılaşıyor, sonra ondan kaçmaya başlıyor, acaba âşık mı oldu derken bir bakmışız sevgililer. Peki arada ne oldu, bilmiyoruz. Levin'in tarlasındaki ekinlerin salınışını bile ayrıntısı ile tasvir eden Tolstoy ustanın burayı böylece geçiştirmesinin bilinçli bir tercih olduğunu düşünüyorum. Tolstoy ahlaka değer veren bir yazar. (Ahlakçı diye ahlakı küçümseyenlere karşı hiç de vicdancı olamayacağım, Allah belalarını versin mendeburlar) Bu nedenle de, böyle şeyleri açık açık yazıp anlatıp aldatmaya meyli olanların iştahını kabartmak istememiş olmalı. Ben okurken hiç canım çekmedi mesela. 3. Kitabın adı Anna Karanina değil de, Korstantin Levin olsaydı kitabı nasıl değerlendirirdik acaba? Bence Levin ismi hiç sırıtmazdı. Zira Anna romana sonradan dahil olup, Anna'nın öyküsü bittikten sonra Levin'in hikayesi devam ediyor. Öyle olsa Levin'in Allah'ı arayış öyküsünü konuşur olurduk, Anna'nın aşkı yerine. Tabi çıkardı illa " Ayyy Anna'yla Vronski çok yakışıyooo" diyenler çıkacaktı da boş verin onları.
1. Eşinizin, partnerinizin size karşı tavırları değiştiyse dikkat! 2. Bir anda imajına taktıysa, giyimine daha özen göstermeye başladıysa, dolabını yenilediyse ve içinde kıpır kıpır bir şeyler seziyorsanız kendisini beğendirmek istediği başka biri olabilir. 3. Normalden daha öfkeliyse, sudan sebeplerden araya mesafe sokmaya çalışıyorsa yine alarm zilleri çalıyor. Kenarda tuttuğu birisiyle daha rahat görüşebilmek için bahaneler yaratıyor olabilir. 4. Eskiye göre sizinle daha az vakit geçirmeye ve dışarıda arkadaşlarıyla programlar yapmaya başladıysa yine dikkat diyorum. Hatta yeni insanlardan bahsediyorsa, bir yandan da sizden uzaklaştıysa, rutin cinselliğiniz azalmaya başladıysa ilgisi başka bir yere kayıyor demektir. 5. Telefonunu masada ters çeviriyorsa, ekranı görmenizi engelliyorsa, sürekli sessizde tutuyorsa, sosyal medya mesajlarını gizliyorsa yine önemli bir işaret elde ettiniz diyebilirim. Elbette hepimizin özel hayatı var. Ama başka kişilerle yazışmak aldatmaktır.
Hayat, birbirinden ayırdıklarını, kısa bir müddet için tekrar yaklaştırır gibi olsa bile, uzun zaman yanyana bırakmıyordu. Geçen günleri bir daha geri getirmek mümkün değildi ve sadece hatıralar, iki insanı birbirine bağlayacak kadar kuvvetli değildi.
ama yine de yaralıyor beni, yüzümün gölgesinde kırılan bu dal sesi; ürkütüyor bir şiirin içinden, göçebe kuş sürülerini ve ben böğrümde bir avlu serinliği, sessizce dinliyorum akıp giden geceyi. Bir Acıya Kiracı
Rotamızı biz kendimiz çizemeyecek miyiz, gitmek istediğimiz yerlere değil de götürüldüğümüz yerlere mi gideceğiz, içimizdeki tohumların yasası bizim isteklerimize göre değil de hayatın isteklerine göre mi belirlenecek?
Okurken adeta kendimi hikâyenin içinde bulduğum, zaman ve mekânın içine çeken anlatımla mükemmel bir kitap. Kitap, Romanoviç Raskolnikov adındaki bir gencin işlediği çifte cinayet üzerine yaşadıklarını konu alıyor. Raskolnikov, bir yandan hukuk öğrenimi görürken diğer yandan yoksullukla boğuşan bir genç.
Peki ağaçtan daha fazla meyve, inekten daha çok süt; buluttan yağmur, böceklerden ekinlerinizden uzak durmalarını nasıl isteyeceksiniz? Tanrılar işte burada devreye girerdi; yağmur yağdırmaya, bereketi artırmaya ve onları korumaya söz verirlerdi, tabii insanlar karşılığını verdiği müddetçe. Tarım sözleşmesinin temelinde bu yatıyordu. Tanrılar tarlaların bereketini artırır ve korurlarken, insanlar da ürettiklerini tanrılarla paylaşırdı. Ekosistemin tamamı pahasına sadece iki tarafın çıkarlarını gözeten bir sözleşme...
📚İnsan deli olmasa bile biraz hassas bir kalbe sahip olabilir, pekâla, öyleleri vardır ki ufak tefek şeyler onları yaşatır da sert bir söz onları öldürür. Ben öyleyim işte.