Arabaya binerken başladım okumaya, arabadan inmeden bitirdim; sürekli değişen manzara, sürekli değişen mevsimlerin eşliğinde. Kitap arabanın camından yansıyan dağın diğer tarafını göremeden yanından geçip gitmek gibi yarım kaldı bakışlarım arasında. Bembeyaz karın, toprağı ve taşları esir alıp ağaçların semaya doğru uzanan ince dallarına ulaşamadığı kadar toplumsal konular içeren bir kitap.
Kızları kız gibi erkekleri erkek gibi yetiştirmek üzerine.
"Yaratıldığı gibi yaşama sorumluluğunu alabilen insan, imtihanını kolaylaştırır, kendine zulmetmez " diyor Banu Yaşar kitabında. Biz kadınlar hem evde hem dışarda her şeyi mükemmel yapabiliriz duygusunun gereksiz yükünü taşımak zorunda kaldık. Erkek sorumluluk almaktan kaçtığında, kadın eşinin yaratılışına uygun rolleri kendi üzerine almak zorunda kaldı, güvensizlik yaşadı. Kendi gücünü kazanmak için kadın olmaktan ve kadın gibi davranmaktan uzaklaşması gerektiğini düşündü. Ve bir kısırdöngü başladı..
*Kitap "Kızları kız gibi, erkekleri erkek gibi yetiştirmek" *Yazar Banu Yaşar *Zafer yayınları
Herkesin hayattaki haritası başparmağının izi kadar biriciktir Birbirinin aynı olan iki harita yoktur.Aynı cümleyi aynı şekilde anlayan iki kişi yoktur...bu nedenle,insanlar söz konusuysa onları nasıl olmaları gerektiğine ilişkin kendi kavramınıza sığdırmaya çalışmayın. --MILTON ERICKSON
ESTRAGON. — Ne güzel yer! (Döner, sahnenin önüne değin ilerler. Seyircilere bakar.) Lâtif manzara! (Vladimir’e doğru döner.) Hadi gidelim. VLADİMİR. — Gidemeyiz. ESTRAGON. — Niçin? VLADİMİR. — Godot’yu bekliyoruz. ESTRAGON. — Doğru. (Bir an). Emin misin? Burda mıydı? VLADİMİR. — Ne? ESTRAGON. — Beklememiz gereken yer. VLADİMİR. — Ağacın önü dedi. (Ağaca bakarlar.) Başka bir ağaç görüyor musun? ESTRAGON. — Ne ağacı bu? VLADİMİR. — Söğüte benziyor. ESTRAGON. — Yapraklan nerde? VLADİMİR. — Dökülmüş olmalı. ESTRAGON. — Gözyaşları dinmiş. VLADİMİR. — Belki de mevsimi değil. ESTRAGON. — Daha çok bir fidan değil mi? VLADİMİR. — Bir funda. ESTRAGON. — Bir fidan. VLADİMİR. — Bir... (Kendini tutar). — Dilinin altındaki ne? Yanlış bir yere mi geldik demek istiyorsun? ESTRAGON. — Godot... şimdi burda olması gerek değil miydi? VLADİMİR. — Yüzde yüz geleceğini söylemedi. ESTRAGON. — Ya gelmezse? VLADİMİR. — Yann gene geleceğiz. ESTRAGON. — Sonra öbür gün. VLADİMİR. — Belki. ESTRAGON. — Ve böyle devam ederek...
111 yıl önce bugün, akşam saatlerinde düşman donanmasının gemilerinin bir kısmı boğazın serin sularına gömülürken; bu manzarayı izleyen Çanakkale Müstahkem Mevkii Komutanı Cevat Paşa(Çobanlı) tarihimize altın harflerle yazılan ''Gittiler Geçemediler Geçemeyecekler'' sözünü söylüyordu... HMS Irresistible'ın batışı 18 Mart 1915
"Arkadaş, arkadaşın gölgesidir." Bu tarif pek güzel... Fakat bunun da ötesinde değil midir arkadaşlık? Arkadaş, arkadaşın her şeyidir. Yıldızıdır, gölgesidir, nefesidir. Üzerine sayfalarca yazsak da hep bir şeyler eksik kalır. Birbirimizi değil karanlıkta, hiçbir yerde bırakmayalım; sen olmadan en parlak aydınlıklar bile karanlıktır bana.
Tyrion, babasının altın lekeli yeşil ve sert gözlerine baktı. “Suçlu,” dedi, “çok suçlu. Duymak istediğiniz bu mu?” Lord Tywin bir şey söylemedi. Mace Tyrell başıyla onayladı. Prens Oberyn biraz hayal kırıklığına uğramış gibi görünüyordu. “Kralı zehirlediğini kabul ediyor musun?” “Öyle bir suç değil,” dedi Tyrion. “Joffrey’nin cinayetinde masumum. Ben çok daha şeytani bir kabahatten suçluyum.” Babasına doğru bir adım attı. “Doğdum. Yaşadım. Bir cüce olmaktan suçluyum, itiraf ediyorum. Ve iyi babam beni kaç kez affetmiş olursa olsun şenaatte ısrar ettiğim için suçluyum.” “Bu saçmalık Tyrion,” dedi Lord Tywin. “Şu anki meseleyle ilgili konuş. Cüce olduğun için yargılanmıyorsun.” “İşte orada yanılıyorsun baba. Ben bütün hayatım boyunca cüce olduğum için yargılandım.” “Savunman için söyleyecek bir şeyin yok mu?” “Şundan başka bir şey yok: Ben yapmadım. Ama şimdi keşke yapmış olsaydım diyorum.” Yüzünü salona döndü, solgun yüzler denizine. “Hepinize yetecek kadar zehrim olsun isterdim. Size bakınca, olmamı istediğiniz canavar olmadığım için esef ediyorum ama gerçek bu; ben masumum, lâkin burada adalet bulamayacağım. Bana tanrılara münacat etmekten başka bir seçenek bırakmadınız. Dövüşle yargılama talep ediyorum.”
“ Bir anda, dünyada işaretlerin, ipuçlarının, ikinci ve üçüncü anlamların, gizlerin, sırların yeri olmadığına karar verdi. Bütün işaretler anlamak ve bulmak isteyen kendi aklının ve hayallerinin kuruntularıydı. “