Gözü bağlı Hintliler gibi meseleyi sadece bir boyutuyla ele alırsanız, meselenin tümünü, özünü kavrayamazsınız. Bütünü görmek gerekiyor. Mesele, Cumhuriyet'in kurucu ideolojisine sahip çıkma meselesidir. Mesele, ulusal bütünlüğü, bağımsızlığı koruma, komşularla savaşmama meselesidir. Mesele, Ortadoğu'da taşeron olmayı reddetme meselesidir. Mesele sadece bunlardan ibarettir. Mesele bu kadar açık ve net ortadadır.
Deniz kurdunu aralıksız okuyarak bitirdim. Doğum günümde böyle bir kitap okuduğum için şanslı hissediyorum. Şimdi bu kitaba sıra gelmeden ölseydim yazık olurdu, diye düşünüyorum. London'ın Yanan Günışığı kadar, hatta daha etkileyici bir eserdi.
Konusu itibarıyla bana biraz Iskender Pala'nın Efsane kitabını hatırlattı. Şehirli bir beyefendi gemi kazasından sonra ayıbalığı avcıları tarafından kurtarılır. Bu avcıların kendisine kazazede gibi davranıp usulünce karaya götüreceklerini düşünür. Hatta zenginliğini kullanarak para bile teklif eder. Ancak her okurun ilgisini çekecek kaptan Wolf Larsen, bu kibar beyefendiyi alıkoymak ister. Onun kolay hayatına biraz renk getirmek istediğini düşünüyordum başta.
Böylece kahvesini bile kendi pişirmeyen bir insanın, zorlayıcı deniz şartlarında miçoluk kariyerinde neler yaşadığını okuyoruz.
Elbette kitap bu kadar sığ değil. Böylesi de ilginç olurdu ama işin ilginç yanı, gemi kaptanı Larsen'in edebiyata olan ilgisi. Bu ilgi de kaptanın vahşi doğasına rağmen bizim yazarla aralarında bir ilişki ortaya çıkarıyor. Diyalogları okurları da içine çekiyor. Hayat ve yaşam üzerine, ruhun değeri üzerine tartışıyorlar. Okuyucu da bu soruları düşünmekten kendini alıkoyamıyor. Kitap sizi her anlamda için çekiyor. Böyle hissetmemin sebebi denize karşı duyduğum ilgi de olabilir.
Özetle dostlar, sizi harikulade bir kurgu bekliyor. Kendi felsefesi olan bir kitap. Jack London'ı sevenlerin özellikle es geçmemesi gerektiğine inanıyorum.
Betül Fırat, “Müphem Zincirler”de görünmeyeni görünür kılarken duyguların en ince tonlarını ustalıkla resmediyor. Karakterlerin iç çatışmaları, okurda hemen hemen her duyguyu deneyimletiyor; şaşırma, tebessüm, coşku... Hepsi en doğal hâliyle bir arada. “Ekranlar araya girse de, içten gelen bir bakış her mesafeyi aşabilir” sözü, kitabın temasına güçlü bir ahenk katıyor.
Metindeki ritim ve dilin sıcaklığı, kitabı tek nefeste bitirme isteği uyandırıyor. Her sayfa, pozitif bir enerjiyle dolup taşarken, karakterlerin umut dolu adımları bizde de yeni başlangıçlar için ilham fışkırtıyor. Müphem zincirlerin kırıldığı anda okur, kendi özgürlük alanını keşfetmeye hazır hâle geliyor.
"Cok Gencsin,"dedi"Benden on on beş yas Gencsin.Benim gibi bir adamın nesini begenmis olabilirsin ki? "Yüzünde farkettigim bir sey cekti beni.Sansimi deneyeyim dedim. Baglilik duymayanlari saptamakta üstüme yoktur. Seni görür görmez onlara karsi oldugunu anladım."
Ergenin ruhsal yapısı henüz yetersizdir. Ergenin ailesi ve çevresi tarafından yeterince desteklenmemesi ve terk edilmesi dış başıboşluğu oluştururken, toplumsallaşmanın koşulu olan engellenmeyi kaldırabilecek güçte bir dürtü kontrolüne sahip olmaması da iç başıboşluğu oluşturur.