Evrim teorisi basit ve net bir esasa, en uyumlu olanın hayatta kalması ilkesine dayanır. Oysa görelilik kuramı ve kuantum mekaniği bir şeyin yoktan var olabileceğini, zamanın ve uzayın bükülebileceğini ya da bir kedinin aynı anda hem hayatta hem de ölü olabileceğini savunur. Sağduyumuzla dalga geçmesine rağmen kimse masum ilkokul çocuklarını bu rezil fikirlerden korumaya çalışmıyor. Neden? Görelilik Kuramı el üstünde tutulan inançlarımızın hiçbiriyle çelişmediği için kimseyi kızdırmıyor. Çoğu insan zaman ya da uzayın mutlak ya da göreceli olup olmadığıyla zerre ilgilenmiyor. Zamanı ve uzayı bükebileceğinizi düşünüyorsanız, buyurun tabii. Dilediğiniz gibi bükmeye çalışabilirsiniz, kime ne?
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Mezarından Kalkan Şehir Fen, en kuvvetli silahlarıyla bu asılsız şeylere karşı açtığı muharebeler de kati galebe temin edemiyor. Çünkü hasta insanlar, hakikatten ziyade efsunlara muhtaçtırlar.
Mitolojide Venüs (Yunan- cada Afrodit), aşkın ve güzelliğin tanrıçasıdır. Venüs gezegeni geçmiş zamanlardan beri en parlak gezegen olarak gözlendiğinden kendisine bir "tanrıça" ismi verilmiştir. Diğer taraftan, kızıl gezegen Mars'ın adı ise Roma mitolojisindeki Savaş Tanrısı'ndan gelmektedir. Doğal olarak kadınların Venüs'ten, erkeklerin ise Mars'tan dünyamıza geldiği benzetmesi gezegenlerin ad ve karakterlerine bakınca oldukça uygun duruyor.
Hitopadeşa, ilk bakışta sade ama içine girdikçe düşündüren bir okuma oldu benim için. Kitapla ilgili gördüğüm yorumlarda en çok dikkatimi çeken şey, hikâyelerin kısa olmasına rağmen verdiği derslerin oldukça derin olması. Gerçekten de okurken “bu kadar basit bir hikâyeden nasıl bu kadar anlam çıkar?” diye düşünmeden edemiyor insan.
Dilinin akıcı olması, masası tarzda (bence) anlatılması kitabı rahat okunur kılıyor, ama bazı yerlerde anlatılan derslerin doğrudan verilmesi bazen didaktik hissettirebiliyor. Yine de bu durum kitabın amacına uygun. Hatta kitap öğüt verme üzerine kurulu diyebiliriz. Özellikle hayvan karakterler üzerinden anlatılan hikâyeler hem eğlenceli hem de düşündürücü bir etki bırakıyor.
Yorumlara bakınca birçok kişinin kitabı çocuk kitabı gibi görüp başladığını ama sonrasında aslında her yaşa hitap ettiğini fark ettiğini de gördüm. İlk başta başlarken yorumlardan etkilenmiş şekilde başladım ama ben de benzer şekilde, basit bir okuma beklerken yer yer kendi kendime düşündüğüm anlar yaşadım. Bazı hikâyeler oldukça tanıdık gelse de, verilen mesajlar evrensel olduğu için hâlâ güncelliğini korumaya devam ediyor.
Kitapta en sevdiğim şeylerden biri, dostluk, güven ve akıl üzerine yapılan vurgular oldu. Özellikle insanların ilişkilerinde nasıl davranması gerektiğine dair ince mesajlar oldukça güzel verilmişti.
Genel olarak bakınca, hızlı okunabilecek ama etkisi uzun sürebilecek bir kitap. Çok ağır bir şey okumak istemediğim ama yine de boş da hissettirmesin dediğim anlar için ideal bir tercih diyebilirim. . . Kitapla ve bilgiyle kalınız...
Sevgili Dost, Kim kazandı Atom bombasını Hiroşima’ya atan mı Everest’in tepesine ilk kez varan mı Doksanıncı dakikada maçı alan mı Diriler mi, ölüler mi Çobanlar mı, sürüler mi Efendiler mi, köleler mi Kim kazandı
Sevgili Dost, Herkes kaybetti. Ölüm kazandı. Mezar taşlarına: “Huve’l-Bâki” kazındı.
Aydınlanma felsefesinin başlamasına yol açan John Locke ve aydınlanma felsefesinin zirve noktası olarak kabul edilen David Hume'un karşılaştırılması üzerine yazılmış bir eserdir. Eserde aydınlanma felsefesinin temsilcilerinin din anlayışlarına kapsamlıca yer verilmiş yer yer bu düşüncelere dair başka filozoflarında görüşleri aktarılmıştır. Her ele alınan konunun sonunda filozofların düşünceleri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Eser akademik bir dille ele alınmasına rağmen okuyucuyu boğmayan, okunmasından lezzet alınan bir eserdir. Eser üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde John Locke'nın bilgi kuramı ve din anlayışı üzerine, ikinci bölümünde ise David Hume'un bilgi kuramı ve din anlayışı üzerine ve üçüncü bölümde ise her iki filozofun anlayışlarının karşılaştırılması üzerine çalışma yapılmıştır.
Bir kız çocuğunun dedesinin ekmek kazandığı bakkalında vakit geçirmesiyle başlar kitap. Çocuğun gelen müşterilerle yaşadığı diyaloğu konu alan bu kitapta okudukça akıcılığını hissetmiştim… herkesin okumasını isterim.
“Efes’in taşlarına basarken, Mutlu yalnızca bir antik kenti gezdiğini sanıyordu. Oysa bazı şehirler gezilmez… insanı içine çeker. Ve bazı kapılar vardır ki, bir kez aralandığında artık geri dönüş aynı olmaz. Çünkü zaman, sandığımız gibi düz bir çizgi değildir; bazen bir taşın gölgesinde kıvrılır.”
İyiyi ve kötüyü doğru bir muhakemeyle, yani aklını ölçüt alarak belirleyen, ahlâki doğruluğa önem veren, ölçüsüz hazları reddetmenin gerçek haz olduğunu bilen ve erdemli yaşayan insan gerçekten mutludur.