“bir yüzü esmer” şiirin hüznünü taşıyan öteki yüzü. Mutluluk kırıntılı şiirlerin yanında, uzunçalar bir sızıyı yüklenen şiirlerin yüzü. Adına Afrika desen de Asya desen de esmerliği yazgı, insanlığın üveylik hâli. “Her şiir bir gün ağıta dönüşecektir.” Borges'in dediği gibi kaçınılmaz sonun öncesi bir esmerlik. Dağınık lakin taze bir heves olup kımıldayan mısralar “Aşka Çağrı”da yerini alır. Hayatı “Bozkırın Ötesinden” renklendirerek, “Sarıya İnat”, “Yaşamak”tır arzusu. Olumsuzlukların yanında “Yol Düşleri”ni kurarak, “Kelebek Mutluluğu” aranır. Esmerliği veren de olsa “Güneşe Taraf” duracaktır. Şiirler, incelikli bir hâl duyumsatır. Duyuş ve vukuf hâli, okur nezdinde gülümseyerek kabul gördüğünde, şiir havuzunda buluşulmuş olur. Birçok şiirde, hayatın içindeki zorlukların insan ruhunda açtığı gediklere dikkat çekilir. Tema ve motif olarak daha çok insani duruş öndedir. Yalnızlığında, mutsuzlukla daha sık bir arada olan günümüz insanına sevgi, aşk ve umut gibi duygu temlerini hatırlatan bu şiirler, akılda yerini alacak ve okura çok iyi gelecektir.
“toparlanıyoruz hadi kalkın aksetmeyecek artık hiçbir şey bu yırtık perdeden esmer değil artık gördüklerin kelebek mutluluğu bu içtiğimiz” (Sayfa 11, Kelebek Mutluluğu)
Vildan Poyraz Coşkun’un “Bir Yüzü Esmer” şiir kitabı, Haziran 2022 tarihi itibariyle KDY (Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık)’tan çıktı. Keyifle okuduğumu söylemeliyim kitabı. Gözlerim ve kalbim bir seyir halindeydi okurken…
Şiir okurken şiir keyfiyeti üzerine düşünmek incelikli mesele… Şiir ne demek… Pindaros’a göre sanki bir orkide inceliği var şiirde. Ahmet Oktay, bir denemesinde Delueze/Guattari’nin ifadelerini hatırlatır, “dilin içindeki yabancı dildir şiir” diye; uzaklıkları ve yakınlıklarıyla şiir bir etkinin ülkesi, dilediğin gibi dolaş orada…
Vildan Poyraz Coşkun’un mısraları ile dolaşırken iklimden iklime duru bir hal içinde kırılmaz bir etki hissettim nedense. İnsan’ı kalbinden ve derinden yakalayan, içli ve özenle işlenmiş şiirler… Her bir şiirde, mısrada, kelimede özenli bir çalışmanın akislerini buluyorsunuz. Billurlaşan, adeta mücevherleşen bir kıvam… Fransızlar bu işlenmiş hali, “kristalize olma” ifadesiyle karşılar; bu şiirlerde de bu hal var işte. Girift bir iç örgüsü olan, kuvvetli duygulara sahip şiirler… Kristalize bir zevk… Şiir zevki…
Şairin dizelerinde hep bir acı lokma, belki serzeniş… İnsanı ayaklandıran bir hüzün… Ve her şeye rağmen incelikli bir umut…
“toparlanıyoruz hadi kalkın aksetmeyecek artık hiçbir şey bu yırtık perdeden esmer değil artık gördüklerin kelebek mutluluğu bu içtiğimiz” (Sayfa 11, Kelebek Mutluluğu)
Her şeye aşina bir yabancılık… “beni rüzgâr mı yoksa bir rüya mı attı buralara” (Sayfa 18, Aşk Mavi Bu Şehirde)
İmkânsızı imkânlı kılan; bir parça olarak kalmayan, insan ile bütünleşen mısralar… “yırtık uçurtmalara takarım sesimi” (Sayfa 20, Bozkırın Ötesinden)
Bir o kadar mahzun bir hal ve o kadar da serpilip gelişen bir tat… “anı solurken gece güzel bir mey oluyor bir ışık serpiliyor kendimi aradığım suların üzerine” (Sayfa 21, Ateşin Böcekleri)
Derken zorlukların ayırdığı vatanda, şair sarhoşluğunu yakalamak, “bir satıra sığınmak” ve ötesi… “bundandır şair olup kaleme sımsıkı sarılışım çam kokusunda sarhoş oluşum” (Sayfa 36, Sarıya İnat)