İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.
Ellerimizle kirlettiğimiz benliğimizi kendimizden korumak için kaçarız aynaya bakmaktan, sanki o biz değiliz de içimizdeki şeytanmış gibi. Adım adım peşimizdedir oysaki... İyilik nerede biter, kötülük nerede başlar? Yaptıklarımızın mesuliyetini her zaman alabilir miyiz? Yoksa Sabahattin Ali’nin de belirttiği gibi, bütün sorumluluğu içimizdeki şeytana mı yükleriz? Sabahattin Ali, eserinde âdeta iyilikle kötülüğün sınırlarını çizmektedir.
Sabahattin Ali’nin ikinci romanı İçimizdeki Şeytan, Ulus gazetesinde tefrika edildikten sonra, 1940 yılında ilk olarak Remzi Kitabevi tarafından basılır.
Türkiye’de gördüğü ilgi nedeniyle 2007’de Der Dämon in Uns adıyla Almancaya, 2008’de Le Diable Qui Est Nous adıyla Fransızcaya çevrilen İçimizdeki Şeytan, daha sonra Arnavutça, Bulgarca ve Felemenkçeye de çevrilmiştir.
Siz onları uzaktan bir şey zannettiniz fakat yavaş yavaş ne mal olduklarını gördünüz hiç hayret etmeyin hatta onların küstah ve haddini aşan hallerini bile mazur görün
Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor ? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekamız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve kayalar gibi yaşamak bana daha Saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor...
Asıl iyilik tanımadıklarımıza yaptığımız iyiliktir, halbuki biz bütün husniyetimizi dostlarımıza saklayıp bunların dışında kalanları bir çırpıda ve kısa bir hükümle fena addediyoruz. !