İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir.
Ellerimizle kirlettiğimiz benliğimizi kendimizden korumak için kaçarız aynaya bakmaktan, sanki o biz değiliz de içimizdeki şeytanmış gibi. Adım adım peşimizdedir oysaki... İyilik nerede biter, kötülük nerede başlar? Yaptıklarımızın mesuliyetini her zaman alabilir miyiz? Yoksa Sabahattin Ali’nin de belirttiği gibi, bütün sorumluluğu içimizdeki şeytana mı yükleriz? Sabahattin Ali, eserinde âdeta iyilikle kötülüğün sınırlarını çizmektedir.
Sabahattin Ali’nin ikinci romanı İçimizdeki Şeytan, Ulus gazetesinde tefrika edildikten sonra, 1940 yılında ilk olarak Remzi Kitabevi tarafından basılır.
Türkiye’de gördüğü ilgi nedeniyle 2007’de Der Dämon in Uns adıyla Almancaya, 2008’de Le Diable Qui Est Nous adıyla Fransızcaya çevrilen İçimizdeki Şeytan, daha sonra Arnavutça, Bulgarca ve Felemenkçeye de çevrilmiştir.
İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin insanın iç çatışmalarını, kararsızlığını ve toplum baskısını da eleştirir.
Romanın merkezinde Ömer ve Macide vardır. Ömer; kararsız, sorumluluk almakta zorlanan ve çevresinden kolay etkilenen bir karakterdir. Macide ise daha sakin, duygusal ve saf bir yapıya sahiptir. İkilerinin ilişkisi boyunca Ömer’in içindeki korkular, bahaneler ve zayıflıklar ortaya çıkar.
Kitaptaki “şeytan” gerçek bir varlık değildir aslında yazar burada insanların kendi hatalarını dış etkenlere yüklemesini anlatır. Yani kişi bazen tembelliğini, korkusunu ya da yanlış kararlarını “elimde değil” diyerek açıklamaya çalışır. Roman, aslında insanın en büyük mücadelesinin kendi iç dünyasıyla olduğunu belirtiyor.
Ömer: Romanın en karmaşık karakteridir. Zeki olmasına rağmen güçlü bir iradesi yoktur. Sürekli bahaneler üretir ve kendi hatalarıyla yüzleşmekten kaçar. Macide: Duygusal ve iyi niyetlidir. Roman boyunca en çok yıpranan karakterlerden biridir.
Halbuki ne şeytana azizim, ne şeytanı ? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak alışkanlığı var...
Halbuki ne şeytana azizim, ne şeytanı ? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... içimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizde şeytan yok... İçimizde acizlik var... Tembellik var... iradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: Hakikatleri görmekten kaçmak alışkanlığı var...
Siz onları uzaktan bir şey zannettiniz fakat yavaş yavaş ne mal olduklarını gördünüz hiç hayret etmeyin hatta onların küstah ve haddini aşan hallerini bile mazur görün
Zeki olmak, kuvvetli kafa ve bilgi sahibi olmak neye yarıyor ? Bizi istediğimiz saadete götüremedikten sonra... Zekamız olmasa daha iyiydi. Otlar, hayvanlar, bulutlar ve kayalar gibi yaşamak bana daha Saadet verici, daha yorgunluksuz, daha manalı geliyor...