Almenya'ya İletiler Almenya; bugün herhangi bir gün. Senin olmadığın günlere bir anlam ya da derinlik yükleme niyetinde değilim. Çanlardan ve minarelerden yükselen seslere senin sesini karıştıracağım, sonra muhtemel radyoların sesini kısacağım ve gerçekten duymak için kulak vermeye çalışacağım. Kalabalıkları, sanki bir fırlatma çemberinin içindeymişim gibi, kendimden uzağa savuracağım. Nefesini ekmeğime, tenini gömleğime süreceğim.
Günün yorgunluğunu geceleri kirli bir kıyafet gibi üzerimden atacağım. Sabahları ise daha güne başlamadan, işin ağırlığını sırtlanmış gibi hissedeceğim.Yaşamak için çok sebep var, ama ölmek için hiçbir sebep yok. Kalbimde küçük bir ibadet parçacığı gibi seni özlemeyi taşıyorum; ellerimde ve zihnimde, durmadan
İnsanların kötülemelerinden ve ayblamalarından korkmağa karşı ilâc olarak şöyle düşünmelidir: Kötülemeleri doğru ise, ayblarımı bana bildirmiş oluyorlar. Bunları yapmamağa karâr verdim demeli, böyle kötülemelerden ferahlık duymalıdır. Onlara teşekkür etmelidir. Hasen-i Basrîye “rahime-hullahü teâlâ”, birisinin kendisini gîbet etdiğini haber verdiler. Ona bir tabak helva gönderip, (Sevâblarını bana hediyye etdiğini işitdim. Karşılık olarak bu tatlıyı gönderiyorum) dedi. İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfeye “rahimehullahü teâlâ”, birisinin kendisini gîbet etdiğini söylediler. Ona bir kese altın gönderip, (Bize verdiği sevâbları artdırırsa, biz de karşılığını artdırırız) dedi. Yapılan kötüleme yalan ise, iftirâ ise, zararı söyliyene olur. Onun sevâbları bana verilir. Benim günâhlarım, ona yüklenir demelidir. İftirâ etmek, nemmâmlık yapmak, gîbet etmekden dahâ fenâdırlar. Nemîme, müslimânlar arasında söz taşımakdır. [(Mektûbât-ı Ma’sûmiyye) ikinci cild, 123. cü mektûbuna bakınız!]
"Savaşlarla, acımasızlıkla ve anlamsız trajedilerle dolu, kırık dökük bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyaya ayak basan her insan, payına düşen mutsuzluğu ve uykusuz geceleri alıyor."
Seni sevmenin büyüklüğü başımı döndürüyor. Kalbim çatlayacak handiyse. Önünde diz çöker, önce parmaklarını, avuçlarını, sonra sonra, hüngür hüngür, yüzünü, saçlarını öperim. Senin
“... sanki çevremdeki her şeyin içinden aslında uzun zamandır saklı kalmış bir şeye bakıyormuşum gibi geliyordu, fakat hep orada bulunmuş olması gereken, gölgeli bir geri plana benzeyen bir şeye; sanki o andaki bütün o mutlu yaşamım çiçek nakışlı ince bir tül gibi ağır ağır ayaklarımın dibine doğru iniyordu, ardındaysa dimdik sahici olan, gerçek olan yükseliyordu.”
Nina ve Roman iki karkaterin aklında da aşk en son sıradaydı. Nina babası için bu evlilik oyununu kabul etmişti. Roman'ın ise tek derdi itibarını korumaktı. Nina asi ruhlu kızımız anlaşmayı yaptı ama tek derdi anlaşmanın hemen tamamlanmasıydı. Çünkü mafya lideri olan Roman her haliyle korkutucuydu. Gören herkes köşe bucak kaçıyordu ama kim bilebilirdi bu ufak kıza yenileceğini. Peki bunlar içinde yaşadığı aşkın farkına varabilecek mi? Roman'ın kirli dünyasına Nina ne tepki verecek? Kokularıyla savaşacak mı, kaçacak mı?
📚📚📚 #kusursuzcakusurlu serisinin ilk kitabını heyecanla ve merakla okudum. Konunun bütünlüğü ve uzatılmasdan bitmesi çok hoşuma gitti. Karakterlerin netliği ve sorunların hızla çözüme kavuşması harikaydı. Bazı yerlerde tabi ki klişeler vardı ama bizi de bağlayan o klişeler oldu. Uyarmadan geçmek istemiyorum +18 sahneleri mevcut, her anlamda. Özellikle mafyanın içinde olduğu bir kitap okuyorsanız kanlı sahnelere hazır olmalısınız. Nina'nın verdiği tepkiler bence normaldi. Çünkü yapılanları kabul etmek çok zordu. Umarım aşk kazanacak... (kitapta her şey belli ama spoi vermek istemedim)
Çöpleri koklayan aç bir köpeğe benziyordum. Etrafta dolaşan, süprüntüleri koklayan, uzaktan çöpler artıklar getirdiklerini görünce korkup kaçan, saklanan, sonra geri dönüp yeni döküntüler arasından beğendiklerini seçen bir köpek gibiydim. Fakat o pencere kapatılmıştı ve o, benim için bir demet taze çiçekti âdeta, çöplüğe atılmıştı.
Bir seferinde neredeyse bütün bir ay boyunca sanki bulutların üstünde gezmişti, sırf o meydanın ortasında hiç tanımadığı biri ona bir çiçek verdi diye.
Gidenleri öp benim için, çünkü benim Ceylan bakışlı bir kırlangıçtan Bile mahcup ruhum var. Buruk bir ömrü yaşasa da bedenim Mutluyum, çünkü hâlâ kılıçtan Utanan bir boynum var.
Ben, beni ele geçirsem, --âbıhayat içersem demiyorum -- kapılar bir daha açılsa ben bu haneye bir daha girsem yaşardım yine böyle kanrevan içinde yine böyle aşk ile sersem, ben, beni bir daha ele geçirsem...
“Bazen en yakındaki en uzak olur, en uzaktaki de en yakın gibidir. İnsanın en bilmediği kendisine en yakın olandır, en bildiğini sandığı da en uzaklardakidir.”