Bizler emeğimizde ve gündelik hayatımız içinde yaşanan şeylerin bize sunduğu sembolik anlatıyı bir mektubu okur gibi okumalıyız. Bu semboller keyfi şekilde karşımıza çıkmaz, onlar şeylerin doğasına çok evvelden ve Tanrı tarafından yazılmıştır.
Kuzey ve Güney Arasındaki Gelişim Farkının Nedenleri
Mükemmel bir kitap. Özellikle Hernan Cortes'in Meksika tarafına gidip burdaki yerlileri sistemli bir şekilde katledilişini anlatması ben de çok derin etkiler bıraktı. Bize her anlamda medeniyetin ahkamını kesen Amerikanın kanlı geçmişini, insanlığa sığmayan davranışlarını çok iyi bir şekilde göreceksiniz. Avrupa'dan Yeni kıtaya taşınan hastalıklar yani mikropların yerlileri nasıl kırdığını anlatıyor. Aynı şekilde Tüfeği ve atı bilmeyen yerlilerin topluca imhası insanın kanını donduruyor. Hamile kadınların karnını yaran yankeelerin yaptıklarının hiçbir lisan da tarifi yoktur. Neden diğer yerler geri kaldı da genel de kuzeyliler yükselişe geçti bunları birçok unsura dayandırarak anlatıyor. Gerçekten tavsiye edilecek ender güzel kitaplardan. Eğer iyi bir şekilde okursanız günümüzün gelişmemiş ülkelerini daha iyi anlayabilirsiniz.
İş insanı temizliyor, güzelleştiriyor, kendisi yapıyor, etrafıyla arasında bir yığın münasebet kuruyordu. Fakat iş aynı zamanda insanı zaptediyordu. Ne kadar abes ve manasız olursa olsun bir işin mesuliyetini alan ve benimseyen adam, ister istemez onun dairesinden çıkmıyor, onun mahpusu oluyordu. İnsan kaderinin ve tarihin büyük sırrı burada idi.
"Rüzgarın şiddetini inat, usul usul seveceğim seni. Dalga dalga sunacağım yüreğimdekileri Ve tek tek öpeceğim düşlerimizi... Çok, çok özleyerek, Hep, hep bekleyerek, Vakitli vakitsiz, seveceğim seni!" Ortaya Karışık
Doğumumuz ve çocukluğumuz ilkbahardır. Yirmili, otuzlu, kırklı yaşlarımızın o görkemli hayat dolu, ilginç yılları ise yaz. Havanın biraz serinlediği ama dondurucu bir soğuğa dönüşmediği, yoğun tadı insanın damağında kalan sonbaharda kendimizi tanır, kendimize sığınırız. Kış geldiğinde ise (acımasızca) yaşlanır ve ölürüz.
Vildan Poyraz Coşkun’un “Bir Yüzü Esmer” şiir kitabı, Haziran 2022 tarihi itibariyle KDY (Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık)’tan çıktı. Keyifle okuduğumu söylemeliyim kitabı. Gözlerim ve kalbim bir seyir halindeydi okurken…
Şiir okurken şiir keyfiyeti üzerine düşünmek incelikli mesele… Şiir ne demek… Pindaros’a göre sanki bir orkide inceliği var şiirde. Ahmet Oktay, bir denemesinde Delueze/Guattari’nin ifadelerini hatırlatır, “dilin içindeki yabancı dildir şiir” diye; uzaklıkları ve yakınlıklarıyla şiir bir etkinin ülkesi, dilediğin gibi dolaş orada…
Vildan Poyraz Coşkun’un mısraları ile dolaşırken iklimden iklime duru bir hal içinde kırılmaz bir etki hissettim nedense. İnsan’ı kalbinden ve derinden yakalayan, içli ve özenle işlenmiş şiirler… Her bir şiirde, mısrada, kelimede özenli bir çalışmanın akislerini buluyorsunuz. Billurlaşan, adeta mücevherleşen bir kıvam… Fransızlar bu işlenmiş hali, “kristalize olma” ifadesiyle karşılar; bu şiirlerde de bu hal var işte. Girift bir iç örgüsü olan, kuvvetli duygulara sahip şiirler… Kristalize bir zevk… Şiir zevki…
Şairin dizelerinde hep bir acı lokma, belki serzeniş… İnsanı ayaklandıran bir hüzün… Ve her şeye rağmen incelikli bir umut…
“toparlanıyoruz hadi kalkın aksetmeyecek artık hiçbir şey bu yırtık perdeden esmer değil artık gördüklerin kelebek mutluluğu bu içtiğimiz” (Sayfa 11, Kelebek Mutluluğu)
Her şeye aşina bir yabancılık… “beni rüzgâr mı yoksa bir rüya mı attı buralara” (Sayfa 18, Aşk Mavi Bu Şehirde)
İmkânsızı imkânlı kılan; bir parça olarak kalmayan, insan ile bütünleşen mısralar… “yırtık uçurtmalara takarım sesimi” (Sayfa 20, Bozkırın Ötesinden)
Bir o kadar mahzun bir hal ve o kadar da serpilip gelişen bir tat… “anı solurken gece güzel bir mey oluyor bir ışık serpiliyor kendimi aradığım suların üzerine” (Sayfa 21, Ateşin Böcekleri)
Derken zorlukların ayırdığı vatanda, şair sarhoşluğunu yakalamak, “bir satıra sığınmak” ve ötesi… “bundandır şair olup kaleme sımsıkı sarılışım çam kokusunda sarhoş oluşum” (Sayfa 36, Sarıya İnat)