Bilge Ömer Hayyam:"Benim hakikatimi,kötü insanlar sürüsü kötülük adına kullanamasın diye yedi mühür ve kırk kilit altına gizledim"demiş.Küçük burjuvanın eline kudretli bir silahın geçmemesi için gizli bir yazı bilimi üretilmiştir.
Seni Yoran Her Şeyi Bırak adlı kitap aslında gerçekten bizi yoran her şeyi bırakmamızı istiyor; hayatımızdaki gereksiz endişeleri, sürekli başkalarının beklentilerine göre hareket etme zorunluluğunu ve kendimizi sürekli suçlu hissetmemizi fark etmemizi sağlıyor. Kitap, bunların bizi ne kadar yorduğunu ve enerjimizi tükettiğini gösteriyor, aynı zamanda bunlardan nasıl uzaklaşabileceğimizi ve kendi sınırlarımızı korumanın ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Okurken insan, hangi ilişkilerin veya alışkanlıkların kendisini gerçekten yorduğunu fark ediyor ve hayatındaki yükleri hafifletmenin yollarını görebiliyor. Kitap, sadece bırakmayı değil, aynı zamanda kendine değer vermeyi, duygularına sahip çıkmayı ve iç huzuru bulmayı da öğretiyor; böylece okuyan kişi daha hafif, daha özgür ve daha sakin hissediyor.
Tarihçi Herodianus, Marcus Aurelius'un, kendisine başvuran herkesi kabul ettiğini ve muhafızlarına da kendisine yaklaşanları uzaklaştırmayı yasakladığını belirtiyor. Historia Augusta, onun bütün bu tavırlarını şu şekilde özetliyor:
"Halka karşı tam olarak sanki özgür bir devlet gibi davranıyordu."
İnsanı ağır yaralayan her ne varsa, yaşanıp bittiği andaki acısıyla kalabilseydi, tahammül gücümüz ayakta durmamıza yetebilirdi. Öyle kalmadığını öğreneli çok zaman oldu. O keskin acı, o yaralayıcı savruluş hafızamızın korunaklı odalarında ilk andaki kadar taze, ilk andaki kadar sarsıcı, ilk andaki kadar kederli var olmaya devam ediyor.
Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz sarıl bana dedikten sonra sarılmanın ne anlamı kalır?
Benim kendime karşı duyduğum suçluluk, benim başkalarına karşı duyduğum suçluluk, benim durup dinlenmeksizin, mütemadiyen duyduğum suçluluk… Ve ruh yaşım, kemik yaşımın önüne geçti böylece.
Arkadaşım deyip, inanıp sırrını açma sakın. Ne kadar güvenilir arkadaş olsa da yakın. Sırrın sende sabredip durmadıysa eğer Arkadaşında sabreder mi, bunu iyi düşün.
Agatha Christie'nin bu kitabında da sonuna kadar kimin katil olabileceğiyle ilgili fikrimi değiştirip durdum. Bazen en alakasız kişilerden bile şüphe ettim. Sanırım olması beklenen de buydu. Yazarın sevdiği şeylerden biri mükemmel bir mantığa oturttuğu kurgularının sonunda ters köşe yapmak muhtemelen. Bir adaya davet alarak farklı amaçlarla gelmiş on insan görüyoruz. Hepsi de bambaşka karakterdeler ancak tek ortak noktaları hepsinin de katil olması. Yani bu kez bir katil avcısıyla karşı karşıyayız kitapta. Polisiye, gerilim ve gizem severler için bu yazarın kitapları biçilmiş kaftan bence.
Geceleri sabahlara kadar okumayayım da ne yapayım Ben el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarla başbaşa kalmak saatini dört gözle beklerim.
Turgenyev’in Babalar ve Oğullarını okurken kendimi iki çağ arasında sıkışmış karakterlerin iç çatışmalarına tanıklık ederken buldum. Bazarov’un radikal tavrı ilk başta bana itici gelse de, ilerledikçe onun da kırılgan bir yan taşıdığını fark ettim. Gelenek ile yenilik arasındaki gerilimin yalnızca karakterlere değil, benim kendi düşünüşüme de temas ettiğini hissettim. Roman, sakin bir Rus taşrası atmosferi içinde görünse de, aslında düşünsel bir meydan okuma sunuyor. Bitirdiğimde, değişimin kaçınılmazlığı ve kuşaklar arasındaki görünmez uçurum üzerinde yeniden düşündüm; Turgenyev’in hâlâ güncel kalan bu çatışmayı ne kadar incelikle işlediğine bir kez daha hayran kaldım. Keyifli okumalar.
İç özgürlüğü olmayan bir insanın dışsal özgürlüğünden bahsedilebilir mi? Sezai Karakoç’un ifadeleri ile söylersek,” içindeki putları devremeyen kimse dıştaki putların esiri olmaktan kurtulamaz”
Kur’ân-ı kerîm, hiçbir dile, hattâ arabcaya da terceme edilemez. Herhangi bir şi’rin, kendi diline bile, tâm tercemesine imkân yokdur. Ancak meâli ve îzâhı olur. Kur’ân-ı kerîmin ma’nâsını anlamak için tercemesini okumamalıdır. Bir âyetin ma’nâsını anlamak demek, Allahü teâlânın, bu âyetde, ne demek istediğini anlamak demekdir. Bu âyetin herhangi bir tercemesini okuyan kimse, murâd-ı ilâhîyi öğrenemez. Terceme edenin, bilgi derecesine göre yapdığı meâlini öğrenir. Bir câhilin, bir dinsizin yapdığı tercemeyi okuyan da, Allahü teâlânın dediğini değil, terceme edenin, anladım sanarak, kendi kafasından anlatmak istediğini öğrenir.