Dedem, hayvanlarla insanların birbirine hiç mi hiç ihtiyacı olmayan iki ayrı medeniyet olduğuna inanırdı. Bir kuş, ömrü boyunca hiçbir insana rastlamasa da kuşluğundan bir şey eksilmezdi. Bir insan, bir defa bile keçi sütü içmeden, dana eti yemeden yaşayıp gitse acından ölmezdi.
"Ekmek ve et kadar umuda da ihtiyacımız var," diye sözümü kesti. Bakışlarında nadiren rastladığım bir canlılık vardı. "Umuda ihtiyacımız var, yoksa dayanamayız. Bırak umut etmeye devam etsin Feyre. Bırak daha iyi bir yaşam hayal etsin. Daha iyi bir dünya."
Kıtaları ipek bir kumaş gibi keser biçerdik. Kelleler damlardı kılıcımızdan. Bir biz vardık cihanda, bir de küffar... Zafer sabahlarını kovalayan bozgun akşamları. Ihtiyar dev, mazideki ihtişamından utanır oldu. Sonra utanç, unutkanlığa bıraktı yerini, "Ben Avrupalı'yım," demeğe başladı, "Asya bir cüzzamlılar diyarıdır." Avrupalı dostları, acıyarak baktılar ihtiyara ve kulağına: "Hayır delikanlı," diye fısıldadılar, "sen bir az-gelişmişsin." Ve Hristiyan Bat'nın göğsümüze iliştirdiği bu idam yafta-sını, bir "nişân-ı zişân" gibi gururla benimsedi aydınlarımız.
Şule Gürbüz, Türk edebiyatının kendine özgü ve derinlikli kalemlerinden biri. Coşkuyla Ölmek, yazarın dili nasıl ustalıkla bir düşünce akışına çevirdiğini gösteren çarpıcı örneklerden. Kitap, ölümle yaşam arasındaki duygusal, entelektüel ve felsefi gelgitleri coşkulu bir anlatımla ortaya koyuyor
> Kitap, klasik bir olay örgüsüne bağlı kalmaksızın, daha çok bir zihinsel iç monolog ve varoluşsal sorgulama olarak ilerliyor. Ölüm fikri, yaşamın anlamsızlığı ya da anlamı, benlik arayışı, zamanın geçiciliği gibi temalar yazarın kendine özgü diliyle harmanlanıyor. Gürbüz’ün karakterleri çoğu zaman dış dünyadan çok iç dünyada yaşar; bu kitapta da durum farklı değil.
> Coşkuyla Ölmek, okuru hem bir düşünce deryasına hem de bir duygu kasırgasına sürükler. Cümleler uzun, çoğu zaman bilinç akışı tekniğini andırır; ama bu yoğunluk, okuru kitabın içine çeker. Gürbüz'ün anlatımı hem klasik hem deneysel bir tarzı bir arada sunar.
> Gürbüz, bu kitapta ölümü bir son değil, coşkunun bir zirvesi gibi konumlandırıyor. Yaşamak sadece nefes almak değil, bir anlam uğruna yanmak, tükenmek, hatta "ölerek" tamamlanmak olabilir.
> Coşkuyla Ölmek, herkesin kolayca tüketebileceği bir kitap değil; ama edebiyatta derinlik, düşünce ve estetik arayanlar için eşsiz bir deneyim sunuyor. Yavaş yavaş okunması, sindirilmesi gereken bir kitap. Gürbüz’ün diliyle kurduğu dünya, okuru sıradanlıktan uzaklaştırıp kendi iç gerçekliğine götürüyor. -
“Aşağıda, hata işlenilen yeryüzünde, kim umar ki Truvalı Rhipeus(¹) bu kavsin üzerinde, kutsal ışıkların beşincisi olmuştur? Bakışlarıyla dibine kadar gidemese de, dünyanın ne olduğunu anlayamadığı tanrisal gufranı şimdi bir hayli yakından tanıyor.”
¹truvalı rhipeus: aslı aranacak olursa ripeus az tanınmış bir kimsedir. ama tanrısal takdire kim akıl erdirebilir ki? bizim hatırımızdan bile geçirmediğimiz birr kimse tanrı'nın gözünde pekâlâ kulların en makbulü ve cennet'in en gözdelerinden biri olabilir.
Seni bir kez gördüm ya, görmesem de olur Sevdiğimi gözlerimde görmesen de olur Sevmediğini anladıktan sonra beni Sevdiğimi gözlerinden öpmesem de olur.
"Ahlaki konulardaki olasılık sınırları, hayal ettiğimiz kadar dar değildir. Onları sıkıştıran, bizim zayıflıklarımız, kusurlarımız ve ön yargılarımızdır. Alçak ruhlar büyük insanlara inanmaz, rezil köleler de özgürlük sözcüğünü duyunca alaycı alaycı gülümser. "
1992'de Saraybosna'da hiç kimse bir savaşın asla bitmediğini bilmiyordu. Sadece, yiyeceğimizin tükendiğini ve bir yerden temin edilmesi gerektiğini biliyorduk.
Benim kendime karşı duyduğum suçluluk, benim başkalarına karşı duyduğum suçluluk, benim durup dinlenmeksizin, mütemadiyen duyduğum suçluluk… Ve ruh yaşım, kemik yaşımın önüne geçti böylece.
Şükür cehalet bitti! Kimse okumuyor, herkes yazıyor. Kimse öğrenmiyor, herkes biliyor. Kimse susmuyor, herkes konuşuyor. Kimse çekilmiyor, herkes ortada. Kimse kederlenmiyor, herkes şenlik. Kimse yere bakmıyor, herkes gökyüzü. Kimse sevmiyor, herkes arzu ediyor. Kimse gözyaşı değil, herkes küfür. Kimse eşik değil, herkes ufukların ötesi. Kimse gölge değil, herkes ışık.
Tevazu bitti. İncelik bitti. Hatıra bitti. Gönül bitti. Şarkı bitti
Halklar kendilerini ecdadlarıyla, dinle, dille, tarihle, kültürel değerlerle, geleneklerle ve kurumlarla tanımlayarak, 'Biz kimiz?' sorusunun cevabını tanımlıyorlar;kendilerini kültürel gruplarla özdeşleştiriyorlar.
Dünya küller içinde kavrulurken Richard, bir uçak kazasının ardından kendini ölümcül sessizlikte bir adanın kıyısında bulur. Yanardağ her an patlayacak gibi titrerken, kalan birkaç kişiyle beraber sınırlı kaynaklara tutunur. Elindeki yarım kalmış cihaz, belki de tüm insanlığı kurtaracak tek anahtar olsa da, arkasında saklı sırlarla yüzleşmeyi gerektirir. Her adım, hem canlarını hem de zamanlarını çalar; okur, sayfaları çevirdikçe kıyametin gölgesinde umudun titrek ışığını arayacak. Yusuf Metin Ahi’nin ustalığından doğan bu kısa, ancak çarpıcı gerilimde; adanın derinliklerinden uzaya uzanan bir yolculuğa davet edileceksiniz. Antik teknolojinin gün yüzüne çıktığı anlarda, karakterlerin sınırları zorlanır ve insan olmanın anlamı yeniden yazılır. Uzaydaki Uygarlık, yalnızca bir kurtuluş öyküsü değil; fedakârlık, etik hesaplaşma ve yıldızlara uzanma arzusuyla dolu bir serüven vaat ediyor. Son sayfaya dek hızını kesmeyecek bu hikâye, sizi maceranın kalbine çekecek bir çağrı niteliğinde: Cesaretiniz var mı?
Ortodoks inanç, her bireyin kendine özgü bir iç sesi ve asla tekrar edilemeyecek deneyimleri olduğuna inanır. Her insan dünyaya farklı açılardan yansıyan özgün bir ışık huzmesidir, her biri evrene renk, derinlik ve anlam kazandırır. Bu nedenle bireylere dünyayı deneyimleyebilmeleri adına olabildiğince özgürlük tanımamız, iç seslerini dinlemelerine ve içlerindeki doğruyu paylaşmalarına izin vermemiz gerekir. Siyasette, ekonomide ya da sanatta bireylerin hür iradesi, devletin çıkarlarının ve dini dogmaların önünde olmalıdır. Bireysel özgürlükler dünyayı daha güzel, daha zengin ve daha anlamlı kılacaktır.
Kader ne tuhaf; kimin hafızasında sonsuza dek güzel kalabilmek için didinip ihtimam gösteriyorsak, en çirkin halimiz onların hatırasında saklı kalıyor.