Kur’an kıssaları soyut ve yüksek hakikatlerin ete kemiğe bürünmesi, elle tutulur, gözle görülür hale gelmesidir. Özelde Yusuf kıssası genelde de Kur’ân kıssalarının tamamı bize tarihin akışının Allah’ın irade ve ilminden bağımsız ve başına buyruk bir gidişatının olmadığını gösterir. Özellikle kıssalar kronolojik olarak tersten okunduğunda tarihin yalnızca insanın eseri değil aynı zamanda Allah’ın mimarisi olduğu açıkça hissedilir. İnsan düşünerek ve kendini vererek Yusuf kıssasını okuduğunda, kıssa ile kendi ruhu arasında bir med-cezir yaşar. Bu kıssa, Allah’ın bir kulunu imkânsızlığın en dibinden imkânın zirvesine nasıl ulaştırabileceğine şahit kılar muhatabını. Hz. Yusuf’u kuyudan Kral’ın sarayına taşıyan olaylar zinciri, onun gördüğü rüyanın müjdesine giden yola döşenmiş taşlar mesabesindedir adeta. Yasin Pişgin, Yusuf suresi tefsiri olarak hazırlanan Mısır’a Sultanı Kuyudan Gelir’de Yusuf kıssasını kendi hayatımıza taşımamızın yollarını aşikar ediyor bize. Çünkü Hz. Yusuf’un kuyudan çıkışı, aynı zamanda bizim de kendi kuy(t)umuzdan ve milyonlar içindeki yalnızlığımızdan kurtulmamızın hikmet yüklü yoludur. Can gözüyle bakan, can kulağıyla dinleyenler için elbette…
Peygamber efendimiz "Ey kalpleri, gözleri gönülleri evirip çeviren Allah'ım! Benim gönlümü senin dinin ve itaatin üzere zabt u rabt et.” diye dua ederdi.
Ne zaman motivasyonunuzun düştüğünü hissederseniz mazlum ve mağdur İslam coğrafyasına bakın.Orada hikâyeler dinleyin,yüreğiniz parelensin,ciğeriniz yansın ki o sizi uyutmasın,kıymık gibi onların acısı içinizde zonklasın.Bu kadar ateş çemberi bir coğrafyanın ortasında hülyalara dalmanın anlamı yoktur,gayreti kuşanmanın vaktidir.Çabalamamız lazım gayret etmemiz lazım.Allah Resulü'nün bizim omuzlarımıza bıraktığı her sorumluluğu,her vebali en derinden hissetmemiz lazım."