Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. En sevdiğimi kaybedip, üzüntümü sesli dile getiremiyordum. Acımı, sinirimi, öfkemi içime atmaktan artık kendi kendimi yiyordum. Ellerimi ağzıma yumruk yapıp deli gibi ağlıyordum. Camdan içeri vuran o güzel esinti bile beni sakinleştirmeye yetmiyordu.
Sarılıp ağlayabileceğim bir omuza çok ihtiyacım vardı. Ama öyle bir omuz yoktu, var ama yoktu. Ada küçük bir çocuktu evet, ama en nihayetinde bende o annenin kızıydım. İki kızının ne yaptığından, ne hissettiğinden bihaber yaşayan bir babam vardı evet. Annemi yedi ay önce kaybetmiştim, ama babamı sanki doğuştan kaybetmişim gibiydi, hiç tanımamışım gibiydi.
Ben kendimi hayata bırakmayı özledim, onun için geldim size. Birisinin benim için bir fincan kahve yapmasını özledim, birden bastıran bir yağmur gibi öylesine oturup konuşmayı.
Sokrates ölümlüydü - öyleyse : İnsan da ölümsüz olmamalı - Kişi ölümsüzlüğü istememeli - Kişiye ölümsüzlük yaraşmaz - - çünkü, işte - Sokrates öldü; demek ki : - Kişi de ölür ...
Dostum, inan senin şu cehaletini çok seviyorum; diğerlerinin tutuculuğundan daha değerli geliyor bana: En azından sen yanlış yolda değilsin, üstelik henüz bir şey öğrenmemişsen de öğrenmeye açıksın. Yaradılışın, açıksözlülüğün ve dürüstlüğün hoşuma gidiyor.
Tokluk uğruna aç topraklar Süren biz değil miyiz Güzellik uğruna çirkin savaşlar Veren biz değil miyiz Namlular gölgesinde aşklar Ölümler denizinde dostluklar Kuran biz değil miyiz Demek ki ölüm korkutmuyor artık Demek ki gelecek yakın Ha bugün ha yarın Varacak olan biz değil miyiz
Zaman gerçekten geçer mi, yoksa sadece biz mi değişiriz?
Zamanın Gölgesinde: Efes, antik kentin taş sokaklarında başlayan ama insanın kendi vicdanına uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Efes yalnızca bir mekân değil; hafızası olan, geçmişi fısıldayan bir şehir gibi duruyor.
Bazen tarih, okunan bir bilgi değil; hissedilen bir yüzleşmedir.
Halk arasında "gadasını aldığım" sözündeki "gada", Arapça "kaza" sözünden gelir. Anadolu'da da k ve g telaffuzu eğilimi olduğu için kaza sözcüğü olmuş bize "gada". Peki ne demek "gadasını aldığım"? "ona gelecek her kaza bela bana gelsin." anlamında kullanılıyor.
YASAMAK SAKAYA GELMEZ, BÜYÜK BİR CİDDİYETLE YASAYACAKSINnBİR SİNCAP GİBİ MESELA, YANI, YASAMIN DIŞINDA VE ÖTESİNDE HİÇBİR ŞEY BEKLEMEDENnYANI, BÜTÜN İŞİN GÜCÜN YASAMAK OLACAK. nYAŞAMAYI CİDDİYE ALACAKSIN, YANI, O DERECEDE, ÖYLESİNE Kİ, MESELA, KOLLARIN BAĞLI ARKADAN, SIRTIN DUVARDA, YAHUT, KOCAMAN GÖZLÜKLERİN, BEYAZ GÖMLEĞİNLE BİR LABORATUARDAnİNSANLAR İÇİN ÖLEBİLECEKSİN, HEM DE YÜZÜNÜ BİLE GÖRMEDİĞİN İNSANLAR İÇİN, HEM DE HİÇ KİMSE SENİ BUNA ZORLAMAMIŞKEN, HEM DE EN GÜZEL, EN GERÇEK ŞEYİN YASAMAK OLDUĞUNU BİLDİĞİN HALDE. nYANI, ÖYLESİNE CİDDİYE ALACAKSIN Kİ YASAMAYI, YETMİŞİNDE BİLE, MESELA, ZEYTİN DİKECEKSİN, HEM DE ÖYLE ÇOCUKLARA FALAN KALIR DİYE DEĞİL, ÖLMEKTEN KORKTUĞUN HALDE ÖLÜME İNANMADIĞIN İÇİN, YASAMAK, YANİ AĞIR BASTIĞINDAN.
Okumasam da olurmuş dediğim birkaç tane kitap vardır, bu da onlardan biriydi. Romantizm türünü hiç sevmem ancak yorumları okuyunca olaylar romantizmin de ilerisinde diyerek bir şans verdim. Kalemi daha sağlam olsa da bazı noktalar Wattpad kurgularına benziyordu. Örnek verecek olursak Anadolu'dan gelmiş bir ailedeki ana karakter olan genç kadın, zengin insanların arasına girince piano çalıp aslında Anadolu'yu yüceltmeye çalışıyor gibiydi kendince.
Kitapta piyano modernliği sembolize etmiş gibiydi. Kadın da varlıklı adama yaraşır biri olsun diye bari piyano çalıyor olsun, madem fakir bir taşralı, diye düşünülmüş gibi hissettirdi bana.
Erkek karakter hem varlıklı hem de inkılap karşıtı, kadın ise tam zıttı. Sonra da zorlama bir senaryoyla birbirlerine aşık olup her şeyi görmezden geliyorlar.
Her şeyi göz ardı ederseniz ve bu konuda hassas değilseniz normal bir kurgu gibi okuyabilirsiniz. O açıdan bakarsak gerçekten akıcı ve dolu bir aşk kitabı derim.
“Bana kalsa buna gitmek demezdim, gitmek istememek de demezdim. Biz buna kabulleniş diyemezdik, biz bunda direniş de aramamalıydık. Bu belki bir bağdı; koparılamayan, müşterek oluşumuzun içinde.”