Bryan Stevenson’ın Merhamet adlı kitabı, Amerikanın adalet sistemindeki derin haksızlıkları gözler önüne seren dokunaklı bir anlatı. Stevenson,yanlış suçlanan Walter McMillian davası üzerinden, ırkçılık ve adaletsizlikle dolu sistemi sorguluyor. Kitap, sadece hukuk mücadelesi değil, insan onuru, umut ve merhametle verilen bir savaşın hikayesi.
Stevenson’ın samimi ve akıcı dili, okuru doğrudan olayların içine çekiyor. Kitap, sistemdeki eksiklikleri gösterirken, umutsuzluğa kapılmamak gerektiğini de vurguluyor. Merhametin, gerçek adalet için ne kadar önemli olduğunu düşündürüyor.
Eğer adalet, insan hakları ya da sosyal eşitlik konularına ilginiz varsa, Merhamet kesinlikle okunmalı. Hem etkileyici hem de düşündürücü.
«Aristo»ya göre, Devletler belirli şartlar altında doğar. Milletlerin özelliklerini, iklim ve coğrafya şartları ile halkın yaşayış tarzı etkiler. Bu bakımdan dünyanın her yerinde milletIerin yönetim şekli, Eflatun'un dediği gibi aynı olamaz. Tersine, her milletin yönetim şekli, ahlak, mutluluk anlayışı ve görüşüne, hatta tabii kuvvetlerine dayanan ve bunlara uygun bir şekilde ilerleme imkanlarını sağlıyacak bir yolda olmalıdır. Aristo'ya göre Devlet, ahlaki nizamlar bütünüdür ve bu ahlaki nizamlarla da vatandaşların mutluluk ve fazileti sağlanmalıdır. Bunun gerçekleşebilmesi için teşekkül etmiş bir toplumun da mevcut olması lazımdır. İnsanoğlu da buna mütemayyildir.
Nietzsche'ye göre hakikat, insanların birarada yaşama imkanını kolaylaştırmaya hizmet eden toplumsal bir yapıdır. Birarada yaşama varoluşsal bir temel sağlar: "Hakikat dürtüsü, gerçek dünya ile yalanlar dünyasının ne kadar karşıt olduğuna ve uzlaşımsal-hakikat koşulsuzca bağlayıcı değilse, tüm insan varoluşunun nasıl da belirsiz hale geldiğine dair keskin bir gözlemle başlar: Eğer insani bir toplum ... var olacaksa, katı bir uzlaşımın zorunluluğu hakkında ahlaki bir kanaattir bu. Savaş hali sona erecekse, işe hakikatin tespit edilmesiyle, şeylerin geçerli ve bağlayıcı bir imlemiyle [Bezeichnung] başlamak gerekir. Yalancı, gerçek olmayanı gerçekmiş gibi göstermek için kelimelerden istifade eder, yani sağlam temeli kötüye kullanır." Hakikat, farklı geçerlilik taleplerinin bir bellum omnium contra omnes'e [herkesin herkese karşı savaşına] , toplumun topyekun bölünmesine yol açmasını engeller.
"Ömrümüz boyunca ölüm bize el eder, çağırır bizi. Her birimiz ansızın, sebepsiz düşüncelere dalmıyor muyuz, bu hayaller bizi öylesine sarıyor ki zamanı, mekanı fark etmez olmuyor muyuz? İnsan bilmez bile ne düşündüğünü; ama sonra kendini ve dış dünyayı hatırlamak, düşünmek için toparlanmak zorundadır. Bu da bir sesidir ölümün."
"Yetenekli, verimli, özgür yaradılışlar, daha otuz yaşlarında "zarar görene dek okumuşla", kibrit gibi olmuşlar artık; kıvılcım, _"düşünce" verebilmeleri için sürtülmeleri gerek."
Martin eden’ e "Mart" diyebilecek kadar içli dışlı oldum ve Mart'ın nazarında yeteneğin çok abartıldığı ve kişinin yetisinin yapabileceği birşeye yatkınlığını belirleyici olması dışında başka bir katkısı yoktur insanın hayatına, bireyi asıl geliştiren ve hayatına yön vermesini sağlayan en önemli mefhumun talep etmek, mücadele etmek, çalışmak ve fikirlerini geliştirmek için okumak Martin eden'in de dediği gibi "pusulasız" olmamak, fikirlerle dertlenmek gerek...
Denizci olan ve işçi sınıfından martin eden’in üst sınıftan olan Ruth'a aşık olmasıyla başlayan Kitap başlarda bir aşk romanı gibi birisini gerçekten sevmenin insana neler yaptırabileceğinin, aşkın gücünü anlatacak derken, denizci deyimiyle öyle bir dümeni çeviriyor ki martin'in mücadelesine ve çalışma azmine hayran olmamak mümkün değil. Okurken Jack London'un yarı otobiyografik romanı olduğu düşüncesi ile yol almak güzeldi Kitabı bitirdiğinizde bu konu da yazarın sürprizini göreceksiniz. İncelemeye başka bir konudan devam istiyorum.
Zihnimi kurcalayan Jack London’un da değindiği ve bir Yazar için en önemli gerekliliklerden olan" Üslup" hakkında yazmak istiyorum.
"Üslubum bozulur. Üslup sahibi olabilmek için ne kadar çalıştığım hakkında bir fikrin var mı?s306 Üslup sahibi bir yazar olduğu, üstelik bu üslubun da insanların çok hoşuna gittiği anlaşılmıştı.s434"
Bir Yazarın kitabını yada bir yazısını okurken üslup en değer verdiğim konuların başında gelir. Yazdıkları kelimelerin manasında ki fikri bize sunuş biçimine ve bu dili kullanırken adeta okuruyla konuşuyormuş edasıyla yapması çok değerli bir meziyet Önemli yazarların hepsinin Üsluplarıyla usturuplu bir biçimde bize yazdıklarını sunduğu farkedeceksinizdir. Hepsine aynı konuyu verilse bile kelimelerin manasındaki nüansı belirleyen üslupları olacaktır, bu çok önemli bir imza, Düşüncelerini birisiyle konuşuyormuş edasıyla kağıda dökebiliyorsan olmuşsundur demektir. Ve iyi bir okurun bu kitabı okuduğunda ilk farkedeceği konulardan birisi Jack London'un bu kitabı kağıda dökmeden önce zihninde yazdığı olacaktır. Bu konuda ve yazarların ilham aldıkları konular hakkında Karanlığı Aydınlat kitabının da çok faydası olacağı kanaatindeyim. Bu arada Levent Cinemre'ye bu kadar güzel bir eseri bizlere çok usturuplu bir şekilde sunduğu için Çok teşekkür ediyorum.
Okumayı düşünüyorsanız kesinlikle ertelemeyin. Keyifli okumalar dilerim Herkese... Jack London
O güzel mektupları yazan Barana'nın neden kitap okumayı sevmediğini,kütüphaneciden neden kitap almadığını bir türlü anlayamadım. Galiba kitaplar ona hayal kurduruyordu ve o artık hiçbir hayalinin gerçek olmayacağının bilincindeydi.
Her şeyin Allah'tan olduğunu unutmayın. Sayıca azız diye üzülmek ya da fazlayız diye sevinmek, fakirlik, zenginlik vs. bunlar değildir önemli olan. Asıl önemli olan Allah'a layıkıyla tevekkül edebilmek, O'na itimad edebilmektir. Bu seviyede kalırsanız sırtınız yere gelmez."
Öldüğümde çok sevdiğim şu kitabın sayfalarını artık çeviremez olacağım, bu yüzden de ölmeden önce hepsini okumuş olmaya dair nafile bir umut besliyorum.
Ölü bir kentin meydanında durup kırmızı ayakkabıları bağlıyorum... Bana ait değiller, Anneminler. Ona da annesinden kalmış. Bir aile yadigarı gibi elden ele geçmiş ama yüz kızartıcı mektuplarmışçasına gizlenmişler de. Ait oldukları evler ve sokaklar da gizlenmiş tıpkı bütün kadınlar gibi...
Yazar İsmet Özel, bu kitabında Müslüman bir şahsiyet olmadan önceki ideolojisinin temellerinden, şairliğe attığı ilk adımlardan inceden inceye bahsetmiş. Komünistlikten, sosyalist bir yapının savunuculuğundan soyunup, nasıl mutlak hakimiyetin Allah’a ait olduğunun bilincine vardığını, varoluşsal sancılar çektiği otuzlu yaşlarında elde ettiğini adeta nefisleri kanata kanata anlatmış. Öte yandan, Türkiye’nin içinde bulunduğu dönemleri ayrıntısıyla ele almış ve iyi bir Türkiye için ne yapılması gerektiğini de eklemiş. Okuyucusunun yazarın düşünce dünyasında dolaşan kelimeler yumağında kaybolmasını kaçınılmaz kılan, dimağları açan bir eser…