Kaybetme durumuyla karşı karşıya kalınca, birlikte çalıştığımız kişiler tek önemli olanın sevgi olduğunun farkına vardılar. Sevgi aslında sahip olabileceğimiz, yanımızda tutabileceğimiz ve beraberimizde götürebileceğimiz tek şeydir.
Son satış verilerine baktığımda beni en çok gülümseten şey şu oldu: Kitaplarımın yolu en sık Ankara’ya düşmüş. Aynı şehirde farklı zamanlarda, farklı ruh hâllerinde okunan satırlar… Belki bir masa lambasının altında, belki bir otobüs yolculuğunda, belki de sessiz bir gecede. Bir yazar için bu rakamlar sadece istatistik değil; okunmuş olmak, bir yerde birine değmiş olmak demek. Ankara’daki (ve diğer şehirlerdeki) tüm okurlara gönülden teşekkür ederim. Yolumuz kelimelerde kesişmeye devam etsin 🌿
Aslında his ve heveslerimizin, arzularımızın hürriyeti, bu teslimiyettedir. Ancak, çok az kişi bunun farkına varabilmekte ve tam bir teslimiyet içindeki sonsuz hürriyeti ve ebedi mutluluğu yaşamaktadır.
“Zamanın kaybolmuşu yoktur. Yaşanan her şey, müspet, menfi, bizi inşa eder. Yalnız bizi değil, bizden sonraki kuşakları da… Yaşadıklarımızı anında belki en iyi şekilde inşa edemeyiz. Ama, onları değerlendirdiğimiz vakit; gelecek daha emin olur. Hayat ‘gemi’ mi bilmiyorum; ‘gemicilik’ olduğu gerçektir. Yaşandıkça ve akılda tutuldukça daha iyi seyrüsefer ederiz. Herkes kendi talihinin mimarıdır. Yaşadıkları, an be an insanı oluşturur ve arkasında bıraktıkları, farkına varmadan önüne geçer. Kader, gaipten yazılmaz. İnsan, kaderini kendi yazar.”
Fakat gözleri beni görmüyordu. Bunu anlayabiliyordum. Onun rüyasına dahil değildim. Ben ve o kız, gözle görülmeyen bir sınırla ayrılmış iki farklı dünyadaydık.
Jack London'ın kendi hayatından alıntılar yaparak alkolün etkisinin nasıl yavaş yavaş sirayet ettiğini gösteren bir kitap. Beş yaşında içkiyle tanışmasından itibaren hayatının sonuna kadar alkolün hep elinin altında olduğundan şikayet ettiği ve nedenlerini de yine kendi hayatıyla açıkladığı bir eser ortaya koymuş.
"Her şey herkes için benzerdir. Dürüst, ahlâksız, iyi, kötü, temiz, kirli, kendini feda eden, etmeyen, faziletli, günahkâr, biri küfür eden, diğeri küfürden korkan aynıdır. Bu sebeptendir ki, gökyüzünün altında yapılan her işin altında bir kötülük vardır. İnsanoğlunun kalbi kötülük doludur, yaşarken de içlerinde bir delilik vardır, sonra da ölür giderler. Yaşayan bir köpek olmak, ölü bir aslan olmaktan iyi olduğundan yaşayanların içinde hâlâ bir umut vardır."
Tarih kitapları çoğu zaman ya çok kuru ya da çok yüzeysel olur. Ama Halil İnalcık bu dengeyi ustalıkla kuran ender isimlerden biri. Kısa Osmanlı Tarihi tam da adının vadettiği gibi, kısa ama derin, öz ama doyurucu bir anlatım sunuyor.
Kitap, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan çöküşüne kadar geçen yaklaşık altı yüzyıllık süreci, 128 sayfalık bir metne sığdırıyor. Bu kadar kısa bir metinle bu kadar yoğun bilgi aktarımı mümkün mü derseniz, Halil İnalcık mümkün olduğunu gösteriyor.
Kuruluş dönemindeki uç beylikleri, gaza anlayışı ve Bizans sınırındaki hareketliliği anlatırken, satır aralarından tarihsel çözümleme akıyor. Yükselme döneminde devlet yapısının nasıl sistemleştiğini, Kanuni’nin adalet anlayışını, Lale Devri’nin sadece bir zevk düşkünlüğü dönemi olmadığını da öğreniyorsunuz.
Kitabın en etkileyici yanlarından biri, Osmanlı’nın sadece bir savaş makinesi değil, aynı zamanda bir medeniyet taşıyıcısı olduğunu göstermesi. İnalcık, ekonomiden hukuka, toplumsal yapıya kadar birçok unsuru yalın bir dille aktarıyor.
Bir imparatorluğun yükselişini ve çözülüşünü okurken, sadece geçmişi değil bugünü de düşünüyorsunuz. Zira bu kitap, Osmanlı’nın tarihini anlatırken aslında bir milletin uzun yürüyüşüne de ışık tutuyor.
Kitabı elime ilk aldığımda “tarih ne kadar farklı anlatılabilir ki?” diye düşünüyordum. Ama birkaç sayfa sonra kendimi uç beyliğinin tozlu yollarında, saray koridorlarında, cephe hattında buldum. Bazı yerlerde durup düşündüm, “bu topraklar neler görmüş, neler atlatmış” diye. Halil İnalcık, sadece tarih anlatmıyor o tarihi sana yaşatıyor. En çok da Osmanlı’nın sadece bir savaş devleti değil, bir adalet ve düzen arayışı olduğunu öğrenmek etkiledi beni. Tarihle arası mesafeli olanlara bile iyi gelecek bir kitap.
“Her insan,kendisini artık görmediğimiz zaman yok olur,sonra bir daha göründüğünde ,yeni bir yaratıdır artık,bir öncekinden,belkide öncekilerin hepsinden farklıdır.”
Kitap Adı : Mendil Altında Sayfa Sayısı : 245 Yazar: Memduh Şevket Esendal
''İçindekiler'' bölümünden sonra, kitabın ilk iki sayfası İstanbul doğumlu Memduh Şevket Esendal'ın hayatıyla ilgili temel bilgileri içeren biyografisine ayrılmış. Kendi kendine Fransızca, Farsça ve Rusça öğrenmesiyle dikkatimi çeken yazarımız müfettiş, büyükelçi ve milletvekilliği görevlerinin yanı sıra edebiyat alanında üstün başarılar sergilemiş; Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu'nca da okullara tavsiye edilen anı, mektup, hikaye ve roman tarzında birçok esere imza atmıştır.
Kitabımızda yer alan hikayeleri henüz okumadan önce M. Sunullah Arısoy'un ''Edebiyatçılarımız Konuşuyor'' başlığıyla 1953 yılında Varlık Yayınları Cep Kitapları 73. sayı sayfa 5 ile 15 arasında Memduh Şevket Esendal'la yaptığı röportaj karşılıyor bizi. Bu röportajla birlikte Memduh Şevketi biraz daha yakından tanıyor bütün sorulara titizlikle verdiği yanıtlara, mütevazi kişiliğine, zarif nüktelerle süslediği keskin zekasına bire bir şahit oluyoruz.
''Nasıl yazarsınız?'' Diye sorunca Sunullah Arısoy
''İşte, oturur yazarım. Gecesi gündüzü belli olmaz. Ne zaman olsa yazarım'' diyerek cevap veriyor.
Bir başka soruyla ise bugünkü edebiyat hakkındaki düşüncelerini öğrenmek istiyor.
''Hiç hüküm veremem'' diyerek söze başlıyor ve devam ediyor.
''Söyleyeceklerim tam olarak doğru olmasa da ben insanlara yaşamak için ümit, kuvvet ve neşe veren yazılardan hoşlanırım. İnsanları yuğunmuş mutfak paçavrasına çeviren ve yeise düşüren yazılardan hoşlanmam. Tam bir ferah içinde yaşamıyorken bir de karanlık ve kötü şeylerden bahsederse bize.. Onları okursak... Bu insanları bir havana koyup ezmeye benzer. Halbuki insanların içinde bir umut olmalı, yaşama umudu... Neşe vermeli insanlara okudukları. Ancak dediğim gibi söylediklerim tam olarak doğru olmayabilir. Çünkü insan bazen yeis veren şeyleri de terennüm eder, arzular.
Kitaba adını veren mendil altında öyküsü de dahil olmak üzere toplamda yirmi beş tane hikaye var. Her birinin konusu birbirinden farklı olsa da anlatım tarzı genel olarak günlük konuşma diliyle yazılmış, doğal, akıcı, bolca samimi diyalog içeriyor. Öyle güzel anlatmış ki yazarımız karakterler içimizden biri gibi, ya bir komşu ya bir arkadaş, annemiz, babamız, çocuğumuz, kardeşimiz, hiç yabancılık çekmiyoruz okurken.
Kitabın oldukça faydalı bulduğum ve sevdiğim özelliklerinden biri de anlamını bilmediğimiz sözcükler için son birkaç sayfaya açıklamalar bölümü eklenmiş olması.
Edebiyata karşı ilk alaka sizde nasıl oluştu diye sorulduğunda bütün mütevazılığıyla
''vallahi beyefendi, edebiyata karşı bende hiç alaka uyanmadı'' diye cevap veren, edebiyatın bir iş olduğunu ve kendisinin bu işle hiç meşgul olmadığını, usulünü kaidesini doğru dürüst beceremediğini ama hoşlandığını, edebiyattan çok hoşlandığını belirten Memduh Şevket Esendal'ın bütün eserlerinde kaleminin nasıl da edebi bir hazla, aşkla, heyecanla ve severek yazdığını görüyoruz.
Kitap İçinde Yer Alan Hikayeler
Avni Hurufi Efendi, El malının tasası, İki ziyaret, Rüya nasıl çıktı, Ana baba, Şair tavafı, Haşmet Gülkokan, Keleş, Hasta, Gevenli Hacı, Mendil altında, Feminist, Düğün, Müdürün züğürdü, Karga yavrusu, Kızımız, Gül hanımın annesi, Sinema, Kaçırdık mı, Kuvvetli hükümet, Saide, Dursun Hacı, Celile, İhtiyarlık, Hayat ne tatlı
Başkalarının gözyaşıyla mutlu olmaya çalışanlar başkalarının emeklerini hayallerini çalıp bununla övünenler için kurulmuş bu düzenin içinde bizler onurumuzla ayakta kalacağız umutsuz değiliz ve olmayacağız
Yaşamda yerimi kaybetmiştim ve onu bulamıyordum. Bu fazla şaşılacak bir şey sayılmazdı.Ne de olsa hayat kaldığımız yeri kaybedip sonradan bulacağımız bir kitap değildi.