Dünyada her yaştan milyonlarca okura ulaşan bu çağdaş klasik yapıt Kerem Topuz’un Fransızca aslından yaptığı özenli çeviriyle raflarda yerini alıyor.
Hem büyüklere hem de okul çağı çocuklarına seslenen bu yapıt, başka bir gezegenden dünyaya gelen ve çölde kaybolan uçak pilotunun karşısına çıkan Küçük Prens ve onun yıldızlararası gezileriyle ilgilidir. Bu geziler, aslında *insanlık durumu*nun da dikkat çekici sembolik öyküsüdür
Diyelim ki onlara edindiği yeni bir arkadaştan bahsedeceksiniz; size asıl gerekli olan şeyleri sormazlar. Ses tonu nasıl?, En fazla hangi oyunları sever?, Kelebek koleksiyonu yapıyor mu? Gibi soruları size asla sormazlar. Daha çok yok kaç yaşında?, Yok kaç kardeşi var? Yok kaç kilo? Yok babası kaç lira kazanıyor? Gibi soruları sorarlar. Bu sorularla edindiğiniz yeni arkadaşı iyi tanıyabileceklerini inanırlar.
O zamanlar bu gökbilimci, uluslararası bir kongrede, yeni keşfettiği gezegene dair bir konferans vermiş, fakat giydiği kıyafet sebebiyle kimse ona inanmamış. Büyükler böyledir işte…
Normalde bu kitabı daha önce defalarca okumuştum ama her yaşta bana bambaşka duygular hissettirdi. İlk kez elime aldığımda henüz 10 yaşındaydım ve o zamanlar çok daha saf duygularla okumuştum. İkinci kez 13 yaşımda okudum; bu sefer 10 yaşıma göre daha derin şeyler hissettim ve farklı yerlerinden etkilendim. Şu an, 15 yaşımdayken tekrar okuyorum ve yine bana çok şey öğretti, öğretmeye de devam edeceğine eminim.
Büyük konuşmak gibi olmasın ama ne kadar kitap yazılırsa yazılsın, “Küçük Prens”in yerini tutabileceğini sanmıyorum. Benim için çok değerli bir kitap.
Buraya da bir söz bırakıyorum: 30 yaşımda tekrar okuyacağım ve yine bir inceleme yazacağım.
İnsanların seni sevmesini sağlamak mı, senden korkmalarını sağlamak mı daha iyidir? Her ikisi birden olabilirse mükemmeldir; ama biri seçilmek zorundaysa, korkulmak daha güvenlidir.