Hayat bulmacası yenmişti Fahri’yi. Yanlış cevap vermişti. Bir sonraki baskıyı bekleyip düzeltme şansı verir mi adama? Zaten ertesi günün gazeteleri de işin gerçeğini sekiz sütuna manşet yapacak değildi. Dünyada insan suretiyle gezen onca canavar varken herkesin başına gelirdi bu işler. Bulmaca karesinden bile küçük bir haber geçti gazetenin orta sayfalarında...
Safdiller, sinsiler, enayi avcıları, temizlik hastaları ve daha çeşit çeşit karakter, hayatın karşılarına çıkardığı sürprizlerle başa çıkma mücadelesi veriyor. Bir adım sonrasını hesaplarken tökezliyor, gırtlağına kadar öfkeye batınca çareyi kimi zaman deliliğe teslim olmakta buluyor.
Neşe Cengiz, Gün Doğmadan Neler Batar’da hepimize soruyor: “Dünyada insan suretiyle gezen onca canavar varken bunca talihsizliğin içinde sahi en son ne zaman gülmüştük?”
“Bak, şuradaki aynı ben,” dedirten satırlardan payımıza düşenle mizah dolu bir yolculuğa çıkıyoruz.
Instagram'a atmalık bir fotoğraf çektirsinler. Sizin gibi ezik değiliz, bakın ne güzel tadını çıkarıyoruz yaşamanın. "Çık, katıl!" diye dayattıkları hayatın ta kendisi.
Neşe Cengiz’in Gün Doğmadan Neler Batar kitabı, ilk sayfasından itibaren insana sessizce bir şey fısıldıyor: “Burada seni değiştirecek bir şey var.” O yüzden okurken hem karakterlerin duygularına yaklaşıyorsun hem de bir sonraki sayfada nelerin gizli olduğunu merak etmeye başlıyorsun.
Kitabın en dikkat çekici yanı, her olayı gereksiz bir hızla anlatmak yerine, sanki seni zarifçe içine çekmesi. Kahramanların yaşadığı zorlukların ardında hep bir “ya sonra?” sorusu kalıyor. Bu da kitabı elinden bırakmayı zorlaştırıyor. Çünkü her bölüm, bir öncekinden biraz daha derine iniyor.
Yazarın dili çok sade ama aynı zamanda gizemli bir hava taşıyor. Bazı cümlelerde insan fark etmeden durup düşünmek istiyor. “Bu yaşadıkları bana neyi hatırlatıyor?” diye soruyorsun kendine. Kitap, genç bir okur için hem duygusal hem de keşfetmeye açık bir yolculuğa dönüşüyor.
En merak uyandıran kısmı ise bence finali. Her şey bitti sanırken, kitabın sana anlattığı şeyin aslında daha yeni başladığını fark ediyorsun. O umut hissi… tam da insanın ihtiyacı olan türden.
"Gün Doğmadan Neler Batmaz" 13 öyküden oluşan 104 sayfalık mizah yüklü bir kitap. Kapak tasarımı özenle seçilmiş. Kalabalığın içinde yalnızlığı simgeleyen bir çalışma diye düşündüm önce. Karanlığı kendi ışığıyla aydınlatan insanları anımsattı sonra. Yaşattığı her iki hissi de sevdim. Çünkü sayfalar ilerledikçe, öykülerle bir bütünlük sağladığını gördüm görselin. "Dur Şurayı da Sileyim" başlıklı öykünün ilk sırada yer alması, ustaca verilmiş bir karar olmalı. Hem yazarın kalemi hakkında ipucu veriyor okura hem de diğer öyküleri okumak için güçlü bir merak uyandırıyor. Karaketlerin çoğu erkek ağızdan anlatılmış. Bu bende yazarın, kalemini özgürce kullanmak istediği düşüncesini doğurdu. Her ne kadar sayfalar arasında kahkaha atarken bulsam da kendimi, her güldüren hikâyenin hüzünlü bir geçmişi olduğuna inanıyorum. Saffet'in zaman içerisinde Nusret'e dönüşüm hikâyesi, çayımı yudumlarken gözlerimin duvarda örümcek ağı aramasına neden oldu. Peki, eşinin zamazingolu ayağıyla Raşit'i parmağının ucunda oynatmasına ne demeli... Sanço ve diğer bütün karakterler mahallemizde, akrabalarımızda hatta evimize kadar yakın ve tanıdık hissettirdi. Sevgili Neşe hanımın ne kadar iyi bir gözlemci olduğu karakterlere yüklediği özelliklerden anlaşılabiliyor. Hissettirmeden mesaj veriyor çoğu zaman ve ters köşe yapıp okuru şaşırtmayı başarıyor. Kaleminin özgünlüğü, samimi ve keyifli anlatım tarzıyla Türk Edebiyatına sağladığı katkı için kendimi bir okur olarak şanslı görüyorum. Sanırım ne yazsa okur, ne anlatsa dinlerim ❤