“Ruhunuzu besleyecek ve hatta hayatınızı kurtaracak bir hikâye!” -Christine Michaud
“Herkesin sahip olmak istediği şeylere sahibim ama hayatımdan memnun değilim, sence bu nasıl mümkün oluyor?”
“Eskiden ben de öyleydim: İstediğim her şeyi satın alma gücüm vardı, hayatım duygusal anlamda tatmin ediciydi ve sağlıklıydım. Ama bütün bunlara rağmen bir şeylerin yolunda gitmediğini hissediyordum. Ne olduğunu tam olarak bilemesem de kendimi bu dünyaya ait hissetmiyordum. Bu genel kasvet hâli beni rahatsız ediyordu. Özümü bulamıyordum.”
“Tıpkı benim gibi! Ben de aynı şeyleri hissediyorum. Mutluluklarım kısa sürüyor, bir şey yolunda gitmediğinde veya biriyle ters düştüğümde hemen mutsuz oluyorum, sürekli gergin hissediyorum… Ben de senin gibi değişmeyi çok isterdim. Ama nasıl?
Maëlle her şeyi kontrol altında tutmaya çalışan, yoğun tempoda koşturmaktan kendi mutluluğunu önceliği yapmayı unutmuş, Parisli mutsuz bir kadındır. En yakın arkadaşı Romane ile buluştuğunda öğrendiği gerçek sonucunda bir seçim yapmak zorunda kalır ve ondan istenen uzun, zorlu bir yolculuğa çıkar. Böylece mutluluğa giden hikâyesi de başlamış olur. Tam da Tolstoy’un dediği gibi, “Tüm muhteşem hikâyeler iki şekilde başlar: Ya biri bir yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”
Büyük bir hayal kırıklığı yaşadığımızda hikâyenin sonuna gelip gelmediğimizi bilmiyoruz. Oysa bu elbette büyük bir maceranın da başlangıcı olabilir. -Pema Chödrön
Mutsuz olmak için harcadığın tek bir an sana geri gelmeyecek.
Kitabın başkarakteri Maëlle; Paris'te yaşayan, başarılı ama sürekli bir koşuşturmaca içinde olan, kendini hayatın hızlı akışına kaptırmış mutsuz bir kadındır. Bir gün en yakın arkadaşı Romane ile buluştuğunda onun kanser olduğunu öğrenir. Romane, iyileşebilmesi için Nepal'de bulunan çok eski bir tedavi yöntemine ihtiyacı olduğunu söyler ve Maëlle'den bu bilgiyi kendisi için getirmesini rica eder. Maëlle, o yoğun iş hayatının ve koşuşturmacanın içinde olmasına rağmen bu zorlu yolculuğa çıkmayı kabul eder. Fakat bu yolculuğun, arkadaşına şifa aramaktan ziyade kendi içsel yolculuğuna dönüşeceğinden ve asıl kendisinin şifalanacağından haberi bile yoktur.
Kitap, alışılagelmiş roman tarzının dışına çıkarak adeta bir kişisel gelişim rehberine dönüşüyor. Doğu felsefesi ve farkındalık öğretileri, kurgusal bir hikayenin içine son derece ustaca yerleştirilmiş.
Kitapta bize verilen en güçlü mesaj; öfkemizin ve hayal kırıklıklarımızın temelinde aslında egomuzun yattığıdır. Maddi olarak her şeye sahip olsak da manevi olarak ne kadar bomboş hissettiğimiz gerçeği, sayfalarda çok çarpıcı bir şekilde yüzümüze vuruluyor. Herkesin kendinden bir parça bulacağı, sarsıcı bir uyanış hikayesi.
Yazarın notu: 📝 Düşündüm ki eğer her birimiz, diğerini elini uzatırsa bu dünyayı bir gün huzur dolu bir ahenk içinde yaşadığımız daha güzel bir yer haline getirebiliriz.
"Bugünden itibaren hayata güveniyorum, hayatın bana sunduğu fırsatları yakalıyorum. Bugünden itibaren hatalarımı kabul ediyorum. Hataların, değişimin bir parçası olduğunu biliyorum. Bugünden itibaren düşündüklerimi hayatıma çekiyorum; pozitif düşünürsem hayatıma pozitif şeyleri çekiyorum, negatif düşünürsem hayatıma negatif şeyleri çekiyorum. Bugünden itibaren önümde iki kapı olduğunun bilincindeyim. Bugünden itibaren gerçekte olduğum kişiyim..."
Aynı şekilde, geçmişteki olumsuz deneyimlerle beslenen negatif inançlara hapsolmak da herkesin kendi elinde. Korku peşimizi bırakmıyor ve bizi hareket edemez hâle getiriyor. Bu durumda korktuğumuz şeyi hayatımıza çekiyoruz. Düşüncen neyse gerçeğin de o oluyor. Ben buna çekim yasası diyorum. Sen ne isen hayatına da onu çekiyorsun.” ✨
Hayatta her insan acı ve hayal kırıklığı yaşar ama dikkat edecek olursan hayata karşı pozitif bir tutum içinde olan kişilerin şanslı olduklarını görürsün.