Servet-i Fünun Edebiyatının en büyük nesir ustası olarak kabul edilen Halid Ziya Uşaklıgil’in 1897 yılında yayımlanan Mai ve Siyah romanı, edebiyat camiasının önde gelen isimlerinden *bir neslin beyannamesi* unvanını almıştır. *Hakikatte Mai ve Siyah, Edebiyat-ı Cedide’nin teklifleri kadar protestolarıyla da devrini veren beyannamedir. Bu kitap için Türkiye’de nesli namına konuşan ilk eserdir denebilir.*
- Ahmet Hamdi Tanpınar
Uşaklıgil, romanın olay örgüsünde yer alan derin aşk ve hüzün çerçevesinde aslında Servet-i Fünun (Edebiyat-ı Cedide) kuşağının dünyaya bakışına, dönemin basın hayatında hak ettiği değeri bulamayan kalemlere dikkat çekmek ister.
Ünlü bir şair olma hayali, lise yıllarında babasının vefatıyla bir kere sarsılır. Ve ondan sonrası için bitmek bilmez zorluklar, acılar ve hayal kırıklıkları Ahmet Cemil’in peşini bırakmaz…
*Ah! Zavallı hırpalanmış, ezilmiş hayat!.. Mai bir gece ile siyah bir gece arasında geçen şu nasipsiz, bahtsız ömür!.. Bir elmas yağmuru altında gelişerek şimdi bir siyah inci yağmurunun altında gömülen o arzu çiçekleri!..*
*…ne vakitten beri zihnimi tırmalayan, artık mutlaka doğurmak ihtiyacıyla beni rahat bırakmayan eserimi yazmak istedim: Mai ve Siyah...*
Belki de okuduktan sonra saatlerce üzerine düşündüğüm ve gerçekten hakkını vererek yazıldığını kabul ettiğim bir kitaptı Mai ve Siyah.
Aslında “mai”, hayallerimizi, umutlarımızı ve gerçekleştirmek istediğimiz şeyleri yansıtıyordu. “Siyah” ise hayatın zorluklarını, umutsuzluklarını ve bazen hiçbir zaman başaramayacağımız duygusunu temsil ediyordu.
Biz de zaten hayatı bu iki uç arasında yaşıyoruz. Mai ve Siyah tam olarak bunu anlatıyordu: Hayat umutlarla başlar, ama çoğu zaman umutsuzluklarla sınanır. Her zaman hayaller kurarız, fakat her hayal gerçeğe dönüşmez.
Ahmet Cemil de bu hayallerin peşinden koşan ama onlara hiçbir zaman tam anlamıyla ulaşamayan bir karakterdi.
Bu kitap, hayal kurup da hayallerine ulaşamayan herkese içtenlikle önerimdir.
İnsanların bazı taşkınlık dönemleri vardır ki, küçük bir hazırlık dakikası ile başlar. Bu dakikada gözler birbirlerini sorguluyor gibi durur, sanki “Ağlayalım mı? “Sorusuyla bakışır. Bu dakika uzun bir zaman daha hatıralarla doludur bu bir dakikada bütün yaralar açılır. Kalbin binlerce noktalarından birer ıstırap iniltisiyle binlerce delik açılır; türlü kırık umutlar, acı umutsuzluklar, yaş hayalleri, bütün hayatını ağlayan armağanları yas çığlıklarıyla gözyaşlarıyla sürüne sürüne buluşurlar.
Bir kadın bir kere uçurumlardan yuvarlanmaya başladı mı artık düşüşüne son verecek nokta yoktur, ne kadar aşağı düşerse düşecek yerler o kadar çoğalır.
Aman yarabbi! Sevmek bu muydu? İnsanı sanki bir mengene içinde sıkıp sıkıp da birisinin ayakları altına ezik, bitik, can çekişerek atmak isteyen bu öldürücü şey, sevmek bu muydu?
Karı koca arasına böyle bir sevgi kopukluğu girince daha iyi bir geçim, mümkün değil, sağlanamaz. Kadın ölünceye kadar boşa çıkan hayatına ağlar yahut gözyaşları çare olmazsa başka bir yerde eğlence aramak ister.