Peyami Safa`nın şaheserlerinden Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Türk edebiyatında “insan ruhunun derinliklerinde ve labirentlerinde dolaşan ilk roman” olması ve hasta bir insanı ve onun psikolojisini ele alması bakımından önemli bir yere sahiptir. Birçok araştırmacı ve yazar tarafından Türk edebiyatında bir ilk kabul edilen Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Tanpınar dediği gibi, “acının ve ıstırabın yegâne kitabı” olarak hem kemiyet hem de keyfiyet bakımından başka hiçbir eser olmasa da Türk romanının var olduğuna delil gösterilebilecek kudrette bir eserdir. Romanın genç kahramanı, ayağındaki rahatsızlıktan kurtulabilmek için sayısız doktora görünür ve en nihayetinde havadar bir ortamda, stresten uzak bir istirahat dönemi geçirmesi gerektiğine ikna edilir. Ancak, gerek akrabaları olan bir Paşa`nın Erenköyü`ndeki köşkünde misafir kaldığı dönemde, gerekse kendi evi ve hastaneye gidiş gelişlerinde şuurunu adeta bir facia atmosferinde yoğurur. Peyami Safa`nın çocukluk ve gençlik dönemlerinden fazlasıyla izler taşıyan roman, hem umudu ve umutsuzluğu, hem de sevinci ve felaketi aynı sayfalara sığdırabilmiş olması bakımından insanın eşsiz bir tarifini sunuyor.
Peyami Safa’nın daha önce yarıda bırakmak zorunda kaldığım bir kitabı vardı. Çünkü gerçekten diline alışmak zordu; oldukça ağır bir dil kullanıyordu. Zaten kendisinin dilinin ağır olduğunu bildiğim için kitaplarını pek tercih etmezdim. Ama Dokuzuncu Hariciye Koğuşu beni gerçekten çok etkiledi. Okurken sürekli “acaba bir sonraki sayfada ne olacak?” diye merak ettim. Üstelik dili hiç de düşündüğüm gibi ağır değildi. hatta bazen keşke bu kadar az sayfa olmasaydı da hikayenin devamı olsaydı dediğim zamanlar çok oldu.
Kitapta, ayağı yedi yıldır alçıda olan ve durumu oldukça kötü olan bir hastanın gözünden hayata bakıyoruz. Aslında o, “belki ayağım iyileşir” umuduyla hayata tutunmaya çalışıyor. Gittiği her doktor bacağının kesilmesi gerektiğini söylese de o bunu kabullenmiyor. Her gün pansuman yaptırmak zorunda kalışıyla birlikte, onun yaşamını ve iç dünyasını adeta kendi gözlerinden görüyoruz.