İnsan alınyazısıyla nerede karşılaşcağını bilemezdi. Benimki, dik bir yamacın kıyısında ter ve çay kokularının birbirine karıştı o sıcak yaz günü sabahında yazılmıştı.
İnsan gurbette iken zamanı saatle değil, sırtında taşıdığı hatıraların ağırlığıyla ölçermiş. En ağır yük ise yarım kalan oyunlar ve söylenemeyen vedalarmış.
İnsanların artık anlamaya zamanları yok. Mağazalarda istedikleri her şeyi parasını vererek satın alıyorlar. Ama dostlukların satıldığı bir mağaza olmadığı için ne yazıkki insanların dostları yok!
Eğer kişi, olayları başlangıçtadaki sebeplerle değil de sonrasındaki heyecanla değerlendirirse sevginin gücü yanlış anlaşılır, bundan önce yaşanan hayal kırıklıkları, kalbin o kara boşluğunda büyük yalnızlık alanları oluşturur.
Çocuklar her zaman hastalıklarından gurur duyarlar, övgüyle bahsederler çünkü bilirler ki hastalık onları sevdiklerinin gözünde iki kat daha önemli hale getirir.
Belli ki hiçbir insan bile bile kendi çıkarlarına ters düşecek şekilde davranamazmış. Öyledir diyelim, ihtiyaçtan dolayı mı iyilik yapmaya başlar?Yaa, çocuk… Saf ve masum evladım! Bunca yıllar içinde insanın bir tek kendi çıkarına bakarak davrandigi görüldü mü? İnsanın bilerek kendi menfaatinin farkına vardığı halde, bu çıkarları arka plana atarak; başka yollara gittiği durumları yansıtan gerçekleri ne yapalım?
Diyelim ki onlara edindiği yeni bir arkadaştan bahsedeceksiniz; size asıl gerekli olan şeyleri sormazlar. Ses tonu nasıl?, En fazla hangi oyunları sever?, Kelebek koleksiyonu yapıyor mu? Gibi soruları size asla sormazlar. Daha çok yok kaç yaşında?, Yok kaç kardeşi var? Yok kaç kilo? Yok babası kaç lira kazanıyor? Gibi soruları sorarlar. Bu sorularla edindiğiniz yeni arkadaşı iyi tanıyabileceklerini inanırlar.
O zamanlar bu gökbilimci, uluslararası bir kongrede, yeni keşfettiği gezegene dair bir konferans vermiş, fakat giydiği kıyafet sebebiyle kimse ona inanmamış. Büyükler böyledir işte…
Bülbüller sadece bizi keyiflendirme için öterler. İnsanların bahçelerini didiklemez, Mısır ambarlarına yuva yapmazlar. Kalplerini bize açıp şarkı söylemekten başka bir şey yapmazlar. İşte, bu yüzden bir bülbülü öldürmek günahtır.
Hz.Ömer(r.a) Kur’an’dan bir ayet dinlediği zaman yere baygın düşerdi.Bir eline bir saman kırıntısı alarak şöyle dedi; Keşke bende bir saman kırıntısı olsaydım,adı anılmaya değer bir şey olmasaydım.Keşke anam beni doğurmuş olmasaydı.
Ey iman edenler! Allah’tan korkunuz ve ona itaat ediniz ve herkes yarını için(kıyamet gününe ne amel işlediğine) baksın(yani sadaka verin ve Allahın emrine uygun ameller işleyin ki, kıyamet günü sevabını bulasınız) Allah’tan korkunuz, çünkü o,(iyilik olsun, kötülük olsun) yaptığınız her hareketten haberdardır.
Vücudun selameti az yemekte, ruhun selameti az günah işlemekte ve dinin selameti de varlıkların en hayırlısına(peygamberimize)salat-ü selam getirmektedir.
Peygamberimiz (S.À.V) buyuruyor ki; Yüce Allah (c.c), kanatlarının biri doğuya, öbürü batıya uzanan ve ayakları yedinci kat yere inen bir kuş yarattı. Kuşun üzerinde bütün varlıkların sayısı kadar tüy vardı.
Mutluluk sadece duygularımızı şaşırtmanın bir yolu değil aynı zamanda olmak istediğimiz ve olmaya ihtiyaç duyduğumuz kişiye dönüştüğümüzü bilmenin iç huzurudur. Kusursuzluk mutluluğunun peşine düştüğümüzde aldığımız budur: başarı değil kimlik. Hayatımızdaki diğer her şeye taşıdığımız bir benlik hissi. Bütün yelpazenin canlanmasına yol açan rengarenk bir pigment.