Eden Fox, o akşam gerçekleşecek sergisinden önce, her zaman yaptığı gibi koşuya çıkmıştı. Ancak kısa süre önce taşındığı Hope Falls’taki büyüleyici evine, Spyglass’a döndüğünde hiçbir şey olması gerektiği gibi değildi. Anahtarı kilide girmiyordu. Kapıyı, kendisine ürkütücü derecede benzeyen bir kadın açmıştı. Dahası, kocası bu yabancının kendi karısı olduğunu iddia ediyordu.
Londra’da kendi hâlinde bir yaşam süren Birdy’nin hayatı aldığı teşhisle değişmişti. Bir de üzerine anneannesinden kalan beklenmedik miras eklenince Birdy kendini Hope Falls’ta bulmuştu. Geçmişi anmak amacıyla yaptığı bu ziyaret, insanların ölüm tarihini tahmin edebildiğini ileri süren gizemli bir kliniğin varlığını öğrendiğinde bambaşka bir hâl almıştı.
Duvarlarının ardında yıllardır saklanan sırlarıyla ve geçmişten gelen hesaplaşmalarıyla Spyglass yalnızca bir ev değildi; yalanlar, takıntılar ve gizemle örülü karmaşık bir ağın en önemli halkasıydı. Eden gerçeği kanıtlamaya çalıştıkça kendi anılarından bile şüphe etmeye başlayacak; Birdy ise geçmişte yapılan bazı hataları düzeltmek için harekete geçecekti.
İki kadın da aynı sorunun peşindeydi: Bir insanın hayatı, elinden ne kadar kolay alınabilirdi?
Vay arkadaş, bu nasıl bir kitaptı! Sanırım ilk defa bu kadar popüler olan bir kitabı okudum. Başlangıçta sıradan bir evlilik dramı okuyacağımı düşünürken, okudukça kendimi psikolojik bir gerilimin içinde buldum. Kitabın bölümlerinin farklı karakterlerin gözünden anlatılması sayesinde 'Kim masum, kim suçlu?' diye sorgulamadan edemiyorsunuz. 'Ters köşelerin kraliçesi' dedikleri yazar tam da bu olsa gerek... Diğer kitaplarını da kesinlikle okumayı düşünüyorum!
Hepimiz görünmez yaralardan, kalp kırıklığından, utançtan, pişmanlıktan, hayal kırıklığından oluşan yapı taşlarından oluşuyoruz; bunlar bizi daha uzun, daha güçlü, yıkılması daha zor kılıyor.
Hepimizin görünmez yalanlarla inşa edildiğine inanıyorum; kalp kırıklıkları, utançlar, pişmanlıklar ve hüsranlar üst üste dizilerek bizi daha güçlü ve sağlam hale getirirlerdi.