Söze bir girizgâh niteliğinde o meşhur alıntısyla başlıyorum. Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıllı çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık bir mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı... Dünya edebiyatının en büyük başyapıtlarından biri olan İki Şehrin Hikâyesi; Fransız İhtilali döneminde Londra ve Paris arasında geçen intikamın, sevginin ve yeniden doğuşun işlendiği bir romandır. Eserde; on sekiz yıl haksız yere hapiste yatan bir doktorun ve onun merhamet dolu, iyi yürekli kızının; kendi soyundan gelen zulmü reddedip İngiltere'ye yerleşen bir gencin ve soğukkanlılık içinde intikam hırsıyla beslenen bir devrimcinin hikâyesini okuyoruz. Haklı bir dava uğruna adalet peşinde koşmak gerekirken, bu adalet arayışının nasıl intikam ve hırsa dönüşüp toplumu yıkıma götürdüğünün çok çarpıcı bir örneğidir bu eser. Kitabı çok beğendim. Yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Kitaptaki o örgü ören kadından şiddetle nefret ettim; Carton'ın fedakârlığı ise bambaşkaydı. Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap!