Kitap, 1935 yılında Mussolini İtalyası'nın Etiyopya'yı işgal etmesiyle başlıyor. Hikâyenin merkezinde; bir zamanlar hizmetçi olan, aşağılanan sıradan bir köylüyken, halkın "Gölge Kral" diye adlandırdığı ordunun direniş sembolüne dönüşen bir kadın var: Hirut. Üstelik Hirut bu zorlu süreçte yalnız da değildir; Aster ve diğer Etiyopyalı kadınlar da onunla omuz omuzadır.
Bu eser, tarihin asıl arka planda bırakılan, haksızlığa uğramış kadınlarının sessiz çığlığı ve savaşın gerçek yüzüdür. Kitapta beni en çok etkileyen kısım ise, ordunun erkek komutanı olarak bilinen karakterin, elindeki erkek egemen gücü kullanarak Hirut'a yönelik gerçekleştirdiği rahatsız edici eylemler oldu. Tüm bu yaşananların ardından Hirut'un o uyanışı ve dönüşümü gerçekten çok etkileyiciydi.
Açıkçası kitabın puntolarının küçük olması sebebiyle okurken bir hayli zorlandım. Üstelik savaş temalı kitaplar beni normalde de bayağı sıkar. Ancak tarihi, kadın direnişini ve bu tarz güçlü karakter dönüşümlerini okumayı sevenlere tavsiye ederim.