“Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yas?arsın. Sana verilmis? bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her s?ey bir denge içindedir. Biz... Daha dog?rusu ben, o dengeyi bozdum…”
Aynı gün aynı hastanede doğmalarıyla başladı her şey. Bir hayatın birden fazla kez yaşanabileceğinin ve yarım kalmış her hikâyenin tamamlanmaya muhtaç olduğunun bir kanıtıydı onlar. Peki Mecnun bu sefer Leylasına kavuşabilecek mi? Yoksa yine çölde mi açacak gözlerini? Çünkü o çöl çaresiz âşıkların son durağıdır. Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili.
Yayınlandığı dönemde izleyicisini ekrana kilitleyen Leyla ile Mecnun, bu kez bambaşka bir hikâye ile sevenleriyle yeniden buluşuyor. Mecnun, İsmail Abi, Erdal Bakkal, Baba İskender, Yavuz Hırsız, Yedek Kamil, Gözlüklü Çocuk Kaan ve Aksakallı Dede bu kez bambaşka bir maceranın peşine düşüyor. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak ‘seni seviyorum’ diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi Leyla ile Mecnun Burak Aksak’ın kalemiyle yeni başlangıçlar için geri dönüyor.
“I?nsan en büyük hatayı zaman konusunda yapıyor. Zamanın sahibi sanıyor kendini. Nasılsa yaparım, daha zamanım var diyor her seferinde. Oysa zaman akıp gidiyor ellerinden.”
“Belli ki âs?ık olmus?sun evlat. Çaresiz âs?ıkların son durag?ıdır burası. Sevdig?ine kavus?ursan mes?k, kavus?amazsan as?k olur. Kavus?amayan âs?ıklar bu çölde ararlar sevdig?ini. Kavus?anlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar artık, 2+1 kombili.”
“Her evin kendine has bir kokusu vardır. Yabancı bir eve girince garipsedig?in o koku, o evde yas?ayanlar için huzurun kokusudur.”
“İnsan dedig?in yedig?i her kazıktan sonra, ‘Yok abi bundan sonra kimseye güvenmem ben,’ deyip de her seferinde kazık yemeye devam eden bir canlı türüdür.”
“Kalabalıklar bazı güzellikleri görmenize engel olurlar. Ya da bazı güzellikler yalnızca kalabalıklar çekildiği zaman ortaya çıkarlar.”
“Bak delikanlı, hayat sandıg?ımızdan daha karmas?ıktır. Her kaos kendi düzenini yaratır. Ve inan bana son diye bi’ s?ey yoktur. Sadece bas?langıç vardır. Her son bas?ka bi’ bas?langıcı dog?urur. Ben yeni bas?langıçlara inanıyorum.”
Yere düşmedi, göğe de çıkmadı. Sadece sert bir rüzgâr esti, elimdeki elbise parçasını savurdu. Sanki tüm ciğerlerim Leyla'yla doldu. Hücrelerime kadar hissediyordum Leyla'yı. Damarlarımdan kan değil Leyla'nın saçları uzanıyordu sanki kalbime doğru. Terlemeye başladım. Ateşler içinde yanıyordum. Ağlamaya başladım. Gözlerimden kumlar aktı. Mideme sert bir darbe yemiştim sanki. Kusmaya başladım. Ağzımdan kumlar boşaldı. Ellerime baktım. Parmak uçlarımdan başlayarak bileklerime kadar kum olup eridi ellerim. Önce ayakkabım kumla doldu, ardından dizlerime kadar kum içinde kaldım. Bacaklarım, kollarım, yüzüm, saçlarımın uçlarına kadar kum olup eridim. Kendi çölünde kaybolan bir Mecnun değil, kendisi çöl olan bir Mecnun oldum. Şimdi Leyla bir rüzgâr esintisi. Bense çölde bir kum tanesiyim. Belki şu koca çölde bir meltem eser diye bekliyorum. Eser de Leyla bir kez olsun bana dokunur diye bekliyorum.
"İnsan en büyük hatayı zaman konusunda yapıyo. Zamanın sahibi sanıyo kendini. Nasılsa yaparım, daha zamanım var diyo her seferinde. Oysa zaman akıp gidiyo ellerinden..."
Demin yürürken namaz kılan, yaşlıca bir adamın önünden geçtim. Adam namazını bozup 'Koskoca çölde neden önümden geçersin be hey gafil!' dedi bana. Ben de dönüp dedim ki 'Ben Leyla'yı düşünürken seni görmedim de sen Mevla'yı düşünürken beni nasıl gördün?'"
Bir şeyi itiraf etmek gerekir ki; sevip de kavuşamayanın kahrı ne kadar çekilmezse, kavuşanların da keyfi bir o kadar çekilmezdir. Bu ikisinden de bir süre uzak durmakta fayda var. Hadi kavuşamayan tek başına gelir, dert yanar, ağlar sızlar, kafa ütüler. Ama kavuşan dediğin tek de değil ki arkadaş, iki kişi birden üşüşürler başına.
Hayatta hiçbir isteği olmamış, duaları bile kabul görmemiş insanlar için gerçekleşen hayaller hayli korkutucudur. Nereden duydum bilmiyorum ama 'Hayallerin ne kadar büyükse, hayal kırıklığın da o kadar gürültü olur,' demiş biri.
İnsan çocukken bazı şeylerin farkına daha iyi varabiliyor. Çünkü yetişkinler, çocukları kendi dünyalarına dâhil etmek istemezler. Çocuk da kenardan onları izler. Bu yüzden de olan biteni onlardan daha iyi görür. Gel gelelim büyüdükçe daha çok dâhil olmaya başlar meseleye. Ardından öyle bir an gelir ki kargaşanın ortasında bulur kendini. Haliyle kimse olayları bir çocuk kadar iyi süzemez. İnsan bazen bir adım geri çekilmeli. Ve kenarda durup olan biteni izlemeli.
Çocukken babam hakkında düşündüğüm iki şey vardı. Biri babamın her şeyi bildiği, diğeri de ölümsüz olduğu. Büyüdükçe bu düşüncem de kayboldu gitti. Zamanla babamdan daha çok şey bildiğimi, hatta babamın aslında hiçbir şey bilmediğini bile düşünmeye başladım. Ama bugün gördüm ki, babam gerçekten de her şeyi biliyor. Ve umarım ölümsüzdür de asla ölmez.
"Daha önce Leyla'yı kurtarmak için böyle bi' şey denedim mi?" "Pek çok saçma şey yapmıştın ama böylesini ilk defa duyuyorum. Uzaya çıkmıştınız gerçi. Hatta ilk defa uzayda öpmüştün Leyla'yı." "Uzayda mı öpmüştüm?" "Tam olarak öpmek demeyelim de. Uzay boşluğunda salınırken nefessiz kalmıştınız. Ve sen son nefesini Leyla'ya vermeye çalışmıştın." "Oha. Of be. Adamım ya. Yemin ediyorum adamım. Adamlığa bak be. Adamın dibiyim. Ålem adam görsün, n'apmışım be. Adamlıkta dünya markasıyım yemin ediyorum. Adamoğluadamlarda bugün..."