Mezarından Kalkan Şehir Fen, en kuvvetli silahlarıyla bu asılsız şeylere karşı açtığı muharebeler de kati galebe temin edemiyor. Çünkü hasta insanlar, hakikatten ziyade efsunlara muhtaçtırlar.
İnsan için dünya hedeflerinin en büyüğü Allah'ın rızasının en güzel şekilde kazanılmasıdır. Tüm planların bir gün yok olacaklar üzerine kurulması son derece anlamsızdır.
.Ve güz geldi Ömür hanım. Dünya aydınlık sabahlarını yitiriyor usul usul. İnsanın içini karartan bulutların seferi var göğün maviliğinde. Yağmur ha yağdı ha yağacak. İn- cecik bir çisenti yokluyor boşluğunu insan yüreğinin. Hüznün bütün koşulları hazır. Nedenini bilmediğim bir keder akıyor damarlarımdan.
Şiirsel bir tragedya. Karakterler ve anlatılmak istenen çaresizliği kelimelerde hissedebiliyorsunuz.
Olayın hikayedeki noktaya geleceğini söyleyen kehaneti önlemek için babası, Oidipus'u ölüme terk eder. Ancak efsane bu ya, Oidipus kurtulur ve tam da kehanete uygun şekilde hayatına devam eder.
Başka bir şehirdeki Polybos ve Dor Merope tarafından yetiştirilir. Bir gün sarhoş birisi kendisine evlatlık olduğunu söyler. Ailesine sorduğunda ise bunu şiddetle yalanlarlar. Yine de kahine giden Oidipus, annesiyle birlikte olacağını ve Babasını öldüreceğini öğrenir. Bu kaderden kaçmak için de ailesini terk eder. Bu eylem onu, gerçek ailesine ve kahinlerin söylediği o korkunç geleceğe iter.
14-15 yüzyıllarda yazıya geçirilen destanların içeriğini oluşturduğu bu kitaptaki birçok isime aşinaydım. Bamsı Beyrek, Uruz Bey, Deli Dumrul, Kan Turalı, Yiğenek, Basat, Boğaç Han gibi figürlerin kısa hikayelerine yer verilmiş. Özellikle bu efsanevi kişilerin isimlerini nasıl aldıklarından bahsediliyor. Eski Türklerin yaşadığı zamanın kültürüne göre kan dökmeyen, kahramanlık göstermeyen erkeklere isim verilmiyormuş. Bu isimlerin hangi olaylarda verildiği yazıyor kitapta. Ancak bazı hikayeler, örneğin Salur Kazan'ın oğlu Uraz ile ilgili birden fazla kıssa verilmiş. Bazen Uraz esir düşerken, bazen babası kurtarılıyor. Bu bakımdan biraz kafa karıştırıcı ve yüzeysel geçilmiş gibi geldi bana.
Dili de çok akıcıydı. Çeviri yapılırken orijinal halini korumaya çalışmışlar. Eski kelime diyerek açıklaması verilen bazı kelimelerin, bizim yöresel kelimelerimizle aynı olması çok eğlenceli ve hoştu. Bu bilinmeyen kelimeler de okurun konsantrasyonunu bozacak kadar fazla değil. Sayıca az oldukları için bilmeseniz de aklınızda tutabiliyorsunuz.
Bahar Sevim'in 2023 Eylül tarihinde yayımlanan romanı Tozlu Yol yine aynı yılda Siirt'te kitap fuarından imzalı bir şekilde kendisinden aldım şimdi okuma fırsatım oldu
Kitap "bir kadının hayatını" ele almasının yanı sıra, “insanlık için çizilmiş çeşitli yolların; iyisi, kötüsü ve insanın kaybolabileceği yolların” altını çiziyor. Tozlu yollardan çıkıp güzelliklerle dolu yola erişmesi ve elimizdeki meşaleyi yakıp hayallerimize doğru dik bir şekilde yürümemiz aynı zamanda umduğunu ifade ediyor .
Helin güçlü olması , pes etmeyişi ve arkadaşı Elif’le olan dostluğu beni çok etkiledi. …Helin okula ilk başladığı yıllarda öğretmenine karşı bir duygu beslemesi doğrusu beni hoşnut etmedi. Bu duygular ve sevgi oradaki yetişkin bir köy kızından yola çıkarak da olabilirdi bu benim Kendi düşüncem tabii ki Bazı kısımlar aşırı hızlı geçti… Karakterleri sevdim sayfa sayısı açısından makul geldi."
Yerel bir yazar olması,benim gibi ayrıca doğa ve bisikletle uğraşması ayrıca hoşuma gitti
Tozlu Yol, kısa ama güçlü bir roman arayan okuyucular için özellikle ideal.
"Hayatta karşılaşabileceğiniz en felaket yalancı benimdir herhalde. Rezalet bir şey. Yani, bir dergi almak için gazeteciye gidiyorken bile, biri bana rastlayıp nereye gittiğimi sorsa, gözümü kırpmadan operaya gittiğimi söylerim."
Ne tuhaf şu dünya! Birtakım maddi maddi sebepleri bilinmekle beraber, daha önce bilinmeyen meçhullerden geliniyor, doğuluyor, büyünüyor, bir zaman bir arada haşır neşir olunuyor, birbirine alışılıyor, sonra yavaş yavaş dağılınıyordu. Bütün bunlar nasıl da ağır ağır, alıştıra alıştıra oluyordu. Ezellerden ebedlere bitmez, başı olmayan bir yolculuk!
Nasıl ki insanlar, hayatlarında gerçekleşmesini istemedikleri olaylarla yüzleşmekten kaçıyor, devletler ve milletler de insanlar gibi kalemden kağıda dökülenlerle yüzleşmekten kurtulamıyordu.
Ama o çemberin dışına hiç çıkmadım. Şimdiye kadar yaptıklarından ve yaptıgım ve artık geriye alamayacagım şeylerden meydana gelen o halkayı bir türlü yaramadım,..
Bacaklarından yukarı doğru azar azar yükselen, ayaklarından yukarı ölüm gibi tırmanan o kara gelgitin belirli ve yok edilmez ölçüsünün ayak bileklerinde bıraktığı iz.
Yalanın bazen iyilik olsun diye kullanıldığını biliyorum. Ben yalandan iyilik gelebileceğine inanmam. Doğrunun keskin acısı geçebilir ama yalanın insanı ağır ağır kemiren ıstırabı hiç bir zaman yok olmaz. Her zaman kanayan bir yaradır.