"Kendimi değiştirmek için kararlar alıyorum ama hep birkaç gün sürüyor. Sanki içimde bana engel olan bir ben daha var.” "İçimde dolduramadığım bir boşluk var. Hiçbir şey beni tatmin etmiyor, ibadetlerimden zevk alamıyorum." “Çocuğum bazen öyle şeyler söylüyor ki nereye doğru savruluyor böyle diyorum. Sağlam bir imanı olması hayatta en çok istediğim şey ama ona nasıl tesir edeceğimi bilemiyorum.” "Yaşama isteğim yok. Her sabah mutsuz uyanıyorum. Hayat omuzlarımda bir yük sanki. Başkaları yaşama hevesini nereden buluyor?" Çoğumuz için tanıdık cümleler. Bazen kendi içimizden, bazen sevdiklerimizin dilinden bunlara benzer yakınmalar işitiyor, bir şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyor ama işin içinden çıkmakta zorlanıyoruz. Selim bir kalbe ve sağlam bir iradeye sahip olmak, her an ihlas üzere yaşamak, çocuklarımızı riyadan, nifaktan uzak yetiştirmek, vaktimizi ve kendimizi israf etmeden anlamlı hayatlar inşa etmek istiyoruz. Uzun yıllardır hadis ve tefsir kaynakları üzerine dersler veren, çocuklarda ve yetişkinlerde irade ve ihlas eğitimi, nefis terbiyesi ve ahlaki gelişimle ilgili eğitimleri binlerce kişi tarafından takip edilen Nesibe Küçük Cansever, Kalbin Dönüşümü’nde “Kendini bilen Rabbini bilir” düsturunca bizlere, kendimizi bilmek için neye ihtiyacımız olduğuna dair samimi bir içe bakış denemesi yaptırıyor. Dürüst ve derin bir bakışla kendimizi, davranışlarımıza yön veren saikleri, nefsimizi ve gerçekten neyin peşinde olduğumuzu fark etmeye duyduğumuz ihtiyacı ve bunları nasıl yapabileceğimize dair adımları aktarıyor. Kendi kişisel dönüşümümüz ve çocuklarımızın kişilik gelişimi için basamaklar halinde sistematize edilmiş bir dönüşüm programı sunan bu kitap, Kur’an ve sünnet bağlamında çözüm arayışında olanlar için zihin açan bir anahtar olma gayesini taşıyor.
Oysa bizler çocuğun kalbine ulaşır, onunla aidiyet kurarsak, kendisini özgürce ortaya koymasına izin verir, her halini eleştirmeden kabul eder, inanç evrelerini de düzgünce işlersek yaşı geldi ğinde namaz kılmasını, tesettüre girmesini teklif ettiğimizde, çocuğumuz bu teklife olumlu cevap verecektir. Çünkü kişi sevdiğinden aldığı teklifi kolay kolay reddedemez.
Hayır demeyi bıraktıkları için karşılarında sınır konmadığından dolayı nefisleri fıl kadar büyümüş, buna mukabil ruhları da aç bırakılmış bir nesil var.
Geçmişin hatalarına düşmemek için aşırı hassasiyet gösteriyorlar. Fakat bu defa da dinlerini öğretemiyorlar. "Sakın günah demeyelim, aman bunaltmayalım, ne istiyorsa yapsın, Allah korusun psikolojisi bozulur," diyorlar. Önceki neslin afeti "sahte benlikli" çocuklar yetiştirmekti. Şimdikiler de "nefsine tapınan" bir nesil yetiştiriyor.
Çoğunluk din eğitimini çocuğuyla hiç bağ kurmadan vermeye kalktı. Çocuğunu dinlemeden, neyi yapıp neyi yapamayacağını tartmadan, kalbine ulaşan yolları keşfetmeden salt vaaz mantığını benimsedi. İnsan psikolojisini ve gelişim evrelerini gözetmeden din eğitimine başladı.
Her günah insandan bir şeyler alıp götürür. Bazen çok huzurlu kılınan namazları yok eder, bazen insanın masumiyetini, bazen kalp dinginliğini alt üst eder, bazen güzel dostlukları bitirir. Anlık zevkler uğruna yaşadıkları kayıpları fark edenler vakit kaybetmeden takvalı bir yaşam modeline geçmeye niyet ederler.
Bazı insanlar görürüz, ince eleyip sık dokurlar, çok fazla sakınırlar. Projektörü kendilerine çevirmişlerdir. Adeta avını gözleyen bir avcı edasıyla yollarına dizilmiş günah kuyularını dikkatle araştırırlar.
İnsanın kim olduğunu, buraya neden geldiğini ve öldükten sonra nereye gideceğini anlamlandıramaması kadar korkunç bir bunalım olamaz. Bu mutsuzluk da zamanla inanç meselesine yeniden olumlu bakmasına sebep olur.
Pek çok kişinin şartlar değiştiğinde inkardan inanca döndü ğünü görüyoruz. Çünkü inanmak ruhun en önemli ihtiyacıdır. Bu ihtiyacını görmezden geleceği dönemleri tüketen kişi eğer kalbine mühür vuracak kadar din düşmanı olma misyonunu sürdürmeyi seçmiyorsa bir gün mutlaka kalbi yumuşar ve yeniden bir Allah tasavvuru geliştirir
Günümüzde bu gözlüğü takan niceleri Allah'ın yokluğunu ispatlamak için ortaya pek çok fikir atıyor. Kimisi "Kur' an artık günümüz modern dünyasının normlarına hitap ede mez, insan hakları çok gelişti, teknoloji aldı başını yürüdü, Kur'an'ın dili yeni dünyaya ayak uyduramaz," deyip reddediyor
Ama akıl bazen gerçekleri örter ve insana kendi görüşlerini gözünde büyüten bir kibir gözlüğü takabilir. O gözlük kendi algısı dışında hiçbir hakikati göstermez olur.