Ruhu geçmişinde esir olanların hikâyesi bu. Zehir ile şifanın, aşk ile sevginin, düş ile gerçeğin arasında geçen; rengi bazen siyaha bazen de beyaza bürünen bir garip roman bu. Kalpteki yalnızlığın zihindeki kalabalığı bastırdığı, çocukların yazdığı, büyüklerin inandığı, sonu belirsiz bir masal bu...
Geçmişindeki bütün acı kayıpları ardında bırakıp gelecek olan güzel günler için tek başına savaşan genç spiker Gizem Ertürk’ün yoluna düşen adı gibi bir gizemden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Nişan gününe bir gün kala ajansa, adına gelen papatya buketi ve geçmişine dair yazılan ufak bir not, Gizem’i hiç ummadığı yollara sürükler. Hayata karşı zaferi eline aldığını sandığı esnada aldatıcı bir düşün içinde bulur kendini, o düşün içindeki hayaletin peşinde gerçeğinden koparak nereye gittiğini bilmeden ilerlemeye başlar.
Düşlerin Görünmez Rengi, hayatın gerçekliğinden kopup düşlerin yalan renkleri ile avunan yalnızların hikâyesi...
Yazarın okuduğum ilk eseriydi, asla son olmayacak.
Konusuna değinmem gerekirse, Gizem adındaki karakterimiz nişanına birkaç gün kala "Hayalet" adında birinden papatya buketi alır. Fazla kafasına takmaz fakat hayalet ona sosyal medya aracılığıyla da ulaşır, çocukluğu hakkındaki her bilgiye sahiptir, Gizem bu durumdan rahatsız olur ve kim olduğunu çok merak eder. Fazla bahsetmek istemiyorum, spoiler olmasınn.
Çok akıcıydı, okurken hiçbir zorluk yaşamadım. Kesinlikle okumalısınız, keyifli okumalar dilerimm🤍