Sessiz Taşıyıcılar: İlk izlenimim; ele alınca ince, okudukça kalın, kelimelerine ve başlığına bakınca cıva gibi ağır bir eser olduğu... Kısaca “ince” desem aldanırım; “hafif” desem kandırırım. İyisi mi ben değil, kitap anlatsın kendisini; isminden çekilen çile yolunun rehberliğini... “Sessiz Taşıyıcılar” ismi bana; taşımak fiilinin gürültüsüz, gösterişsiz halini; dostlarını ve hayatı omuzlayan gizli kahramanları çağrıştırdı. Daha sayfalarını hiç çevirmeden kitabın kapağına baktığımızda karşımıza üç siluet çıkıyor: Dışta görünen, içte gizlenen ve en içte ise sırlanan bir insan manası... İşte kitabın adıyla birleşince bu taşıyıcıların bir kısmı görünebilir, bir kısmı kendini saklamak isteyebilir. Ama öyle taşıyanlar var ki ne görünür ne bilinirler. Onlar hakikati denize atanlardır; balığın bilip bilmemesini önemsemez, "Halik bilsin yeter" veya vicdanının sesiyle tamam derler. Biyografiden sonra içindekilerden önce, koca sayfada tek bir cümle: “Görülmese de varlığından ve değerinden eksilmeyen o dirençli köklere…” Zira yazar bu cümleyi açmaya kalksa koca sayfaya sığmayacaktı. Kökler ki direnmekte; var olma mücadelesi ki gizlenmeyi seçmekte… Her ne yaşanmışsa, değerini düşürmeden vefayı ve ithafı böbürlenmeden dillendirmekte… Bir zincirin şıkırtısında, abartılı “itina” biriktirdiği ağırlığın hayata nasıl yüklendiğini müşahede ederken; yareninin yılmadan demirci ustasına vefasını… Ardından gelen hikâyede: Bir düğümün (tecrübeyle edilen nasihatin) ne kadar önemli olduğunu ve mağrurluğun yıllar sonraki perişanlığını… Betimlemelerin ve açılan katmanların arasında bir cümlenin dahi kaç anlam taşıdığını, "Eşikteki" bir kişinin “ikilikli” karakterinde okuduk. Ezilen bir canın, en yakını tarafından uğratıldığı ağır travmayı ve dramatik sonunu görürken; bir kökün yaşama ve yaşatma savaşını iliklerimize kadar hissettik. En nihayetinde Nadide’nin sırrında kadına eza, Zehter’in hatırında verilen haklı cezayı gördük. En sonunda da Portakal Nergis’inde fedakarlığın kefareti ömür sonrası bir mektupla ödenmekte… Sosyal tema, mizah ve anı gibi yazım türlerinde de kaleminin mahirliğine şahit olduk. Kitapta gördüğüm en önemli unsurlardan biri; hikâyeler birbirinden bağımsız olsa da bir hikâyenin kendinden sonra gelenin manifestosu gibi ona bağlanmasıydı. Oldukça ilginç olan bu kısmı daha fazla açmak kitabın mahremine dokunmak olur ki affola... Zira her okur kendince görsün ki edebe aykırı davranmayalım.
Dikkatimi en çok çeken bana göre kitabın amiral gemisi: “Kök ve Eli Benzin Bidonlu İnsan Kişisi” neden insan kişisi? Kök ve o insanla bağ neydi? Belki de kök üretmek isteyen; çevresine, çocuklara, topluma hep vermek vermek isteyen bir kadını; bencilliği ve egosuyla buna engel olmak için elinde benzin bidonlu “insan kişisi” erkeği temsil ediyordu… Bana Bergen’i hatırlattı. Ahmak bir benliğin bir hayatı yok edişi ne kadar acı! Okudukça bu hikâyeden ayrıca bu anlamın çıkması ne derece doğru tabi ki yazarımız bilir. Bir kerede okunup kapanacak kitap değil nazarımda; bu kitap. Okudukça yeni anlamlar üretecek, yepyeni ufuklar açacak bir eser. Edebiyat dünyasındaki yerine ilk kitabı ile yeni bir adım atan Ebru Asya hocamı şimdiden tebrik ediyor, başarılar dilerken; darısı başımıza diyorum…
Halil İbrahim bey, Ebru Hanımın çıkarmış olduğu Sessiz Taşıyıcılar adlı bu güzel eser için yazmış olduğunuz değerlendirme yazısını çok anlamlı ve yerinde buldum. Emeğinize, kaleminize ve yüreğinize sağlık. Az sayfada derin anlamlar barındıran bu eşsiz eser, okuyucuya yanından geçip gittiği hayatların sessiz çığlıklarını duymaya ve kendi içsel yükleriyle yüzleşmeye davet eden sarsıcı bir edebi yolculuk sunmaktadır. Birbirinden güzel ve derin anlamlar barındıran öykülerden oluşan Sessiz Taşıyıcılar kitabını edebiyat dünyasına kazandırdığı için Ebru Hanımı bir kez daha kutluyor ve başarılar diliyorum.