KARANLIKTAN GELEN
Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor. • Sürükleyici O...
21. Bölüm

18

5 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktı ve bir süre telefona bakmaya devam etti. Met gelene kadar en azından bir meyve çayı yapmayı düşündü. Sabahki tipi ve olaylar örgüsü baş ağrısı yapmaya başladı. Ağrı daha da şiddetlenmeden bir ağrı kesici içip sallama çayını yaptı. Bardağını eline alıp eşinin özel kitap okuma koltuğuna oturdu. Met'i düşünmeye başladı. Aynı yıl aynı mahallede doğmuşlardı. En iyi hatta tek çocukluk arkadaşıydı. Met doğduğunda Met'in polis olan babası görevdeydi ve kimliğini çıkarmaya annesi gitmişti. Resmî kurumlarda heyecanlanan, heyecanlanınca da konuşamayan annesi nüfus memuruna çocuğun ismini Met olarak söylemişti. Mert demek istemişti sanırım.

Mete ya da Mehmet de olabilirdi. Her neyse nüfus memuru ismi acayip bulup emin olup olmadığını sormuş anne de neye cevap verdiğinin bile farkında olmadan eminim deyince de yazıp kaydetmişti. Artık geri dönülemez bir hata yapılmıştı. Baba döndüğünde müdahale etmiş ama sonuç alamamıştı. Birkaç gün sonra ise bu isme alışmışlardı. Savcı bu olaya hep gülerdi. Met küçükken polis olacağını ve ilk sorgusunu nüfus memuruyla yapacağını onu cezalandıracağını söylerdi. Neyse ki büyüyünce vazgeçmişti bundan.

İlkokulu, ortaokulu hatta liseyi bile birlikte okumuşlardı. Liseden sonra farklı meslek seçimleri yapıp farklı üniversitelere gitmişlerdi. Savcı hukuk fakültesi seçerken Met polis olma yoluna girmişti. Dört yıllık üniversite hayatında Met'le farklı memlekette olsalar da sık sık görüşmüşlerdi. Babası görevde iken yaralanıp gazi olmuş ve Met'e de memlekette çalışabilme hakkı doğmuştu. Met bundan yararlanarak memleketine atanmıştı. Met için bir avantaj gibi görünen bu atama aslında en büyük belası olmuştu.

Savcı da hukuk fakültesini bitirince memlekete dönüp kasabada bir hukuk bürosu açmıştı. Fakültede tanışıp bitirir bitirmez evlenme kararı aldığı –erken alınmış bir karar gibi görünse de hayatının en doğru kararıydı– eşiyle birlikte işletmişlerdi büroyu. Savcı eğitimine devam edip yükselmek isterken eşi avukat olarak kalmayı tercih etmişti. Büroyu iki yıl işletmiş sonra Savcı'nın eğitimine devam etmesi kararıyla tekrar kapatmışlardı. Bu arada oğulları olmuştu ve eşi de mahkemede çalışmaya başlamıştı.

Bütün kötülüklerin başlangıcı da o iki yılda yaşanmıştı. Met mahallede çok seviliyordu. Yakışıklılığı polis olunca üniformanın içinde daha da artmıştı. Mahalledeki çocuklar Met'in peşinden koşuyordu. O da çocukları çok seviyordu. Ona hep Met Amca diye seslenirlerdi.

Çalan zilin sesiyle geçmişten koptu aniden. Gelen Met olmalıydı. Kapıyı açmak için kalktı. Diyafondan baktığında yanılmadığını gördü. Gelen Met'ti.

Kapıyı açtığında dışarıdaki soğuk da onunla birlikte içeri girdi. Met içeri girdiğinde Savcı hemen montunu aldı ve astı. "Hoş geldin," deyip dostuna sarıldı. Anlaşılan Met gelmeden önce Savcı eskilere gitmişti. Bunu anlamak çok da zor değildi.

"Nasıl gidiyor? Bekârlıktan memnun musun?"

"Geçici olması şimdilik tek tesellim. Salona geçelim."

Salona geçerken havanın soğuk oluşundan konuşarak muhabbete Savcı'nın her zamanki başlama düzenini de bozmuş oldular. Karşılıklı olarak koltuklara yerleştiler. Bir süre konuşmadan yerleşir gibi yaparak sessizliği uzattılar. Söze başlayan yine Savcı oldu. "Nasılsın?"

"Olmam gerektiği gibi diyelim."

"Met, bak ben ..."

Met Savcının çektiği mecazi karın ağrısından duyduğu derin sancının farkındaydı. Haklıydı ama kendisini de üzmek istememişti. Onu bu durumdan kurtarmak istedi. "Haklıydın."

"Evet haklıydım. Ama şüphelerim konusunda. Seninle ilgili söylediklerim..."

"Bu romantik kısmı geçsek mi?"

"Hiç ağzına yakışmadı o kelime ama dediğin gibi olsun. Şimdi elimizde neler var bakalım önce. Kaçırılan ve öldürülen ikiz çocuklar. İkisi de boğularak öldürüldü. İlk vakada adamımızla ilgili elle tutulur hiçbir şey yok. Sadece ayakkabı ve içine konan M.A. ki bunun anlamını ilk günden beri biliyorduk."

"Hayır sen biliyordun."

"En azından biri bildiğini biliyordu diyelim. Mütevazi olma çabasına girme, sen de biliyordun. Neyse geçelim bunu. Adamımız seninle iletişime geçmek istemiş ve sana yine Met Amca demeye başlamış. İletişim yolu yanlış olsa da ki bunu ona zaten öğreteceğiz. İkizini ondan altı gün sonra ölü olarak bulduk."

"Bu kafa karıştırıcı geliyor. Bir çocuğu elinde tutmak ve saklamak için uzun bir süre. Neden hemen değil?"

"Buna ben de takıldım. Belki öldürmek için ortam ya da zaman bulamadı. Ya da ona engel olan bir şey oldu. Tersi de olabilir tabii. Belki biraz daha bekleme niyetindeydi. Erken öldürmek zorunda kaldı. Amir'in yaptırdığı yayınla ilgisi olduğunu düşünmüştüm ama emin değilim. Daha uzun süre tutar mıydı, bilemiyorum. Ayrıca çocuğa iştah açıcı veya alerji ilacı gibi bir şey vermiş ki bu ilaçların en belirgin yan etkisi uyuşukluk ve sakinlik. Bu da çocuğu sakince nasıl elinde tuttuğunu gösteriyor. İkinci çocuğun saçlarında tırtıklı düzensiz kopmalar var. Adli tıp uzmanı bunun kasıtlı yapılmadığını söylüyor. Fermuara benzediğini söylediğine göre çocukları öldürdükten sonra fermuarlı bir şeyle taşıyor demektir. Çanta olacağını hiç düşünmedim korkma büyük bir Valiz olmalı ve tekerlekli. Kız çocuğu temizlenmiş ve iyi bakılmış."

"İlkinde bunlar yoktu. Çünkü kaçırıp öldürmesi aynı gün olduğu için ona bakması gerekmemişti."

"Evet çocuklar en son sabah görüldüklerine göre ve en son görüldükleri zaman kaçırıldıklarını düşünürsek de gece yarısına kadar çok bir zaman yok. Uzman neden iyi baktığı bir çocuğu öldürmek istediğini sordu ..."

Met uzmanın da aynı sonuca ulaşabileceğini biliyordu. "Cevabı çok açık. Çocuklar sadece mesaj iletmek için. Mesajı iletene kadar da yaşamaları gerekiyor. Onlarla duygusal bir bağı yok." Met düşüncesini söylerken adamın bu yaptığının, taze alabalık yemek isteyen müşteriler için akvaryumda alabalık besleyen balıkçı lokantalarıyla aynı olduğunu düşündü.

Akvaryumdaki canlı balıklar alınıp kesilip pişirilir ve müşteriye taze olarak verilirdi.

Sonra balıkların çocuklar olduğunu düşününce bu benzetmenin yerinde olup olmadığından emin olamadı.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar