Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Bütün gün odasından çıkamadan randevu listesindeki ziyaretçilerle görüştü. Miras davasında çıkan kavgada yaralananlarla ilgili davayı da gönderdikten sonra çok derin bir of çekti. Mesai saati bitmesinin üzerinden iki saat geçmesine rağmen programı henüz bitmemişti. Odasından çıkıp masasında kendi kendine muzipçe gülücükler atan sekreterine kalan işleri yarına ertelemesini söyledi. Sekreterin masasındaki çiçeklerin kokusu burun deliklerini yaktı. Özel birinden geldiğini ve göz önünde durması gerektiğini anladı. Sekreteri utandırmak istemediğinden hiçbir şey söylemeden onun da işini bitirdikten sonra çıkabileceğini söyleyerek ayrıldı.
Yolda telefonunu eline aldı, gelen mesajları bir kez daha kontrol etti. E-postalarını her iki dakikada bir kontrol etmişti gün boyu. Hiçbir şey yoktu ve bu sessizlik hiç hoşuna gitmiyordu. Amir'i arayıp aramama konusunda tereddüt etti. Fazla ilgili olduğu anlaşılırsa amir olaya düşüncesizce dalacak, kendince itibar savaşına girecekti. Bu sefer de eline yüzüne bulaştırmasına izin vermek istemiyordu. Çünkü onun arkasını toplamak daha zordu. Etrafına baktığında arabasını park ettiği yeri geçtiğini fark etti. Geri dönüp park ettiği yere doğru yürürken, arkasından birinin seslendiğini duydu. Gelenin göbekli Amir olduğunu görünce de park yerini kaçırdığı için kızdı kendine ama en azından kendisi aramak zorunda kalmamıştı. "Sayın Savcım, nasılsınız?"
Bu kadar zahmeti onun hâl ve hatırını sormak için çekmemişti herhalde. Neden insanlar nazik olmak zorundaydı ve neden kendisi de nazik olmak zorundaydı, bilemedi. "İyi teşekkürler." Amir başka bir şey demeden bekliyordu. Savcı bu samimiyet kurma ya da köşeye sıkıştırma işlerinden gerçekten çok sıkılmıştı. Beş yıldır bu Amir'le uğraşmaktan da ayrıca sıkılmıştı. Hiç uzatmak istemeden "Ya siz?" diyerek istediğini ona verdi.
"Hâliyle iki gündür yaşananlardan sonra biraz üzgünüz tabii. Çocuğun kimliğini tespit etmek için elimizden geleni yapıyoruz. Birkaç ihbar geldi merkeze. Değerlendirdik ama sonuçsuz çıktı." "İhbarlar aynı muhitten mi farklı muhitlerden mi geldi?"
"Hepsi çok farklı muhitlerdendi. Tabii hepsine de gittik. Ama aradığımızı bulamadık."
"Şehrin farklı muhitlerine ekipler gönderdiniz mi? Ne bileyim devriye gezen bekçiler, diğer ekipler araştırmaya başladılar mı? Çocuğun fotoğrafı ile çevre araştırması yapılıyordur yani." "Bunun imkânsız olduğunu biliyorsunuz. Elimizde fotoğraf, kapı kapı gezmemiz çok zaman alır. Bunun için de herkesin işini bırakıp sahaya çıkması gerek."
"Haklısınız. Siz merkezde bekleyip size gelen ihbarları değerlendirin. Böylesi daha uygun," derken hem alaycı hem sert ses tonunu kullandı. Amir ne diyeceğini bilemeden kızarmıştı. Bu kızarma işi Amir'de yeni miydi, daha önce de vardı da kendisi mi fark etmemişti acaba? "Başka bilgi yok sanırım. Olursa bana hemen bildirin," deyip arabaya doğru döndü. Arabayı bir an önce çalıştırıp oradan uzaklaşmak istiyordu. Otoparktan çıkarken dikiz aynasından Amir'in hâlâ bulunduğu yerden hareket etmediğini gördü. Umursamadan ana yola çıktı. Adliye binasından eve dönüş yolu Savcı için tam bir sabır sınavıydı.
Trafik lambası yoğunluğu ve her seferinde kırmızıya yakalanması sinirlerine baskı yapıyordu. Lambalardan çok sarıdan yeşile daha dönmeden kornaya basan sabırsız sürücüler onu çıldırtıyordu. Hatta birkaç kez öfkesine yenik düşmüştü.
Eve geldiğinde eşi onu kapıda karşıladı. Eşinin yanağına bir öpücük kondurdu. Gününün nasıl geçtiğini sorup cevabı dinledikten sonra odasına çıkıp üzerini değiştirdi. Aşağıya indiğinde yemek masası hazırdı. Masaya oturduklarında eşi "Bugün bir telefon geldi. Belediye Başkanı'ndan. Bizi akşam yemeğine davet etmek istediklerini söyledi."
"Sen ne dedin?"
"Seninle konuşup kendilerine geri döneceğimizi."
Seçimler ve olayların bir araya gelmesi gerçekten hiç iyi olmamıştı. Başkan, Amir'i el atında tutarken davanın diğer tarafını da yanında istiyordu. Aslında bu olay başkanın ekmeğine yağ sürmüştü. İnsanlar üzerinde olumlu etki bırakmak istiyordu. Diğer adaylar da bu işe bulaşırsa işin içinden çıkılamazdı. Tarafsızlığını şimdiye kadar hep korumuştu ve buna devam etmekte kararlıydı. Daveti bir süre en azından seçim sonrasına kadar– erteleyecekti. Dün geceki yatak savaşı ve ardından adliyedeki yoğun çalışma onu çok yormuştu. Yemeğin ardından haberlere kısa bir göz atma niyetiyle kurulduğu televizyon karşısı kanepe de uykuya yenildi. Ne kadar uyuduğunu bilmiyordu ama eşi onu yatağa gitmesi için uyandırdığında gece yarısını çoktan geçmiş olduğunu anladı. Uyandırılmadan önce rüya görüyordu, buna emindi ama gördüğü rüyayı hatırlamıyordu. Hatırlasa yatağa girdiği anda devam etmeye niyetliydi. İstediği gibi olmadı. Yatağa girdiği anda başka rüyalara dalmak üzere tekrar uykuya teslim oldu.