KARANLIKTAN GELEN
Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor. • Sürükleyici O...
17. Bölüm

14

5 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
S avcı çok zor daldığı derin olmayan uykusundan telefonunun sesiyle uyandı. Telefonun ekranındaki numarayı tanıyamadı ama açtı. "Alo?"

"Sayın Savcım?"

"Evet, dinliyorum."

"Kayıp kız bulundu."

Yatakta hızlıca doğrulup oturdu. "Nerede, ne zaman?"

Telefondaki ses azalmıştı sanki "Olay yerinin konumunu attık Sayın Savcım," diyerek karşıdaki kişi bir türlü söyleyemediğini kısaca özet geçmişti.

Yataktan kendini atarak dedektifi aradı. Olay yerinin konumunu ona da atarak hemen olay yerine gelmesini söyledi.

Olay yerine gelebileceği en kısa zamanda gelen Savcı sarı şeridin olması gerektiğinden daha içerde olduğunu gördü. Hemen uyarıp şeridi daha fazla açmalarını söyledi. Etrafa hiç dikkat etmiyor kim ne yapıyor görmek istemiyordu. Sadece beyaz giyimli olay yeri inceleme ekibinin olduğu yere doğru yürüdü. Delilleri bozma tehlikesine karşı alınan tedbir gereği kendine verilen önlük vesaireyi kıyafetlerinin üzerinden geçirdi. Bu defa maktule daha yakın olmak istiyordu. İyice yaklaşıp maktulün eğer olsaydı buharlanarak çıkacak nefesini duyacak kadar yaklaştı. Aynı acemi uzmanın yanına da iyice yaklaşarak tüm ayrıntıları duymak istediğini söyledi.

"Sayın Savcım, ölüm şekli ne yazık ki aynı. Buraya bırakılış şekli de birebir aynı. Katilin aynı kişi olduğu şüphesiz. Kardeşiyle aynı hayatı sürmüş aynı şekilde ölmüşler belli ki. Aradaki fark kardeşinden daha az morluklara sahip. Ayrıca çocuk bana fazla temiz geldi. Otopsiye götürebiliriz. Cesedi burada daha fazla incelemek için zorunlu bir durum yok."

Uzmanın da belirttiği gibi her şey önceki ile aynıydı ve dejavu etkisi yaratacak otopsiye girmesi gerekecekti. Tüm ayrıntıları en doğru şekilde öğrenmek için tabii ki.

Ayağa kalktığında karşılaştığı bir çift ela göz üzgünüm der gibiydi. Üzgün olmak yeterli değildi. En çok kendine kızıyordu. Başından beri böyle olacağını hissetmişti. İstedikleri kanıt şimdi ellerindeydi.

Üzgün gözlerden ayrılan gözleri hantal şişmanı arıyordu. Hantal şişman ileride park etmiş tepe lambası yanan polis arabasının yanında hararetli bir telefon konuşması yapıyordu. Ona doğru ilerledi ve karşısına geçti. Karşıdaki telefonu sıkıca tutuyordu.

"Ne kadar etkili yöntemleriniz var gördünüz mü? Kimden akıl alıyorsunuz merak ediyorum. Komiser yardımcısından mı?" derken sıktığı yumruklarının yukarı kalkmaması için çok çaba harcadı.

"Sayın Savcım ben... Ben bunun televizyon yayını ile ilgili olduğunu düşünmüyorum. Adam zaten katil ve çocuk zaten elindeydi," diyen Amir kendinden emin durmaya çalışıyordu.

İşte şimdi olmuştu. Hak ettiklerini şimdi ona verecekti. Amir'e doğru arada kalan bir adımı tamamlamak için atılmıştı ki koluna giren biri onu oradan uzaklaştırdı.

"Yapma, sakin ol," diyen dedektif, Savcı'nın ayağa kalktığı andan itibaren yöneleceği hedefi biliyordu. Dünkü televizyon yayınını izlediğinde Savcı'nın ne hâle gelmiş olduğunu az çok tahmin ediyordu.

"Şüphe, öyle mi? Kanıt istiyordun al sana kanıt." Sözler Savcı'nın ağzından çıkarken alıcısına ulaşıncaya kadar daha da ağırlaşıyordu.

"Bunları evde konuşalım," diyen dedektif çok şey söylemek istese de ortam buna müsait değildi.

Savcı "Akşam bana gel. Ev ahalisi annemlerde," deyip ayrıldı oradan.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar