Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
Sabaha karşı gelen telefonla uyanan Savcı ne giydiğine bile dikkat etmeden çabucak gelmişti olay yerine. Buz gibi havayı ciğerlerine çektikçe daha kalın giymediği için kızıyordu kendine. Beklenen kar bir türlü yağmıyor, geleceğim der gibi soğuğunu gönderiyordu. Sadece hava değil herkesin birbirine bakışı soğuktu. Ortam, havaya uyum sağlarcasına buz kesmişti. Kimse ne diyeceğini bilemiyordu. Ayrıntıları öğrenmek istiyor ama dinlerken yerde yatan küçücük bedene bakamıyordu. Bakabilse anlatılanlarla görüntüleri eşleştirecekti belki ama çocuktaki yüz ifadesi herkesi derinden etkilemişti. Aradan iki saat geçmişti. Olay yeri inceleme ekibi işini bitirmek üzereydi. Her ayrıntıyı incelemişlerdi. Cesedi inceleyen uzman işinde yeni olmasına rağmen iyi çalışıyordu. Eski adli tıp uzmanının yanında staj yapmış, öğrenmesi gerekenleri belli ki öğrenmişti. Sadece el çabukluğunu almamıştı. Savcı daha kısa sürede daha çok ayrıntıyı tercih ederdi. Hele de bu soğukta, bu yavaşlık dayanılacak gibi değildi. Yerde minicik ve cansız bedeniyle yatan çocuk bu sonu hak edecek ne yapmış olabilirdi? Bunu ona kim, neden yapabilirdi? Olay yeri inceleme ekibi işini bitirdikçe ona bilgi veriyorlardı. Savcıdan beklenen tatmin ifadeyi göremedikçe detaylar üzerinde çalışma gayretine giriyorlardı. Acemi uzman yerde yatan minik bedenle işini bitirince ayağa kalkıp Savcı'ya bakarak anlatmaya başladı. "Dokuz-on yaşlarında erkek çocuk. Ölüm nedeni boğulma. Vücudunda fiziksel şiddete uğradığını gösteren morluklar var ama yeni değiller. Ölüm sertliği ve morarmalara bakınca öleli çok olmamış gibi görünüyor. Tabii otopsiden sonra daha net ve ayrıntılı olarak bilgi verilecektir."
Anlaşılan sadece el yavaşlığı yoktu. Her şeyi tek seferde anlatmayacak soru cevap şeklinde ilerleyeceklerdi. "Boğulma derken, nasıl bir boğulmadan bahsediyoruz?"
"Yani nefessiz kalması sağlanmış. Nefes borusunda herhangi bir cisim görünmüyor. Ya da herhangi bir nesne ile boğulduğuna dair boğazında iz görünmüyor. Dediğim gibi sayın Savcım otopsiden sonra konuşmak daha doğru olacaktır."
Olay yeri inceleme ekibi dışında, gizli servis, özel güvenlik, asayiş büro, cinayet büro, bekçilik birimi hepsinden bir sürü çalışan koşturup duruyordu. Anlaşılan Vali olayı yakından takip ediyordu. Her birim kendi amirine her dakika bilgi veriyor, tabii amirler de her yeni bilgiye ulaştıkça Belediye Başkanı'nı, Valiyi –daha doğrusu hangisi ile ilişkisi yakınsa onu– arıyordu. Yaklaşan seçimlerdeki adaylığı, Belediye Başkanı'nı harekete geçirmiş, ne kadar çok eleman o kadar oy gibi düşünmüştü. Valinin, Belediye Başkanı'nı desteklediği de bilinen bir gerçek olunca haliyle birleşen güçler burada kalabalık bir emniyet kitlesi oluşturmuştu. Bu kadar kalabalığın dikkatleri dağıtması da normaldi tabii. Savcı içinden "Acaba hasetçe mi düşünüyorum? Sonuçta ölen bir çocuk ve herkesi derinden etkilemesi de normal," diye geçirdi. Kendi ile iç muhakemesini yarıda kesip olayın telsizden geçmemesi emrini verdiği için şükretti. Şu an basın için hiç yer yok görünüyordu. Ama telsizden geçilmemesi şu ana kadar öğrenmedikleri anlamına gelmiyordu. Bir an önce olay yerinden ayrılmak gerekiyordu.
Hava aydınlandıkça olay yerinde çalışanlar dışında meraklı bir halk kalabalığı da başlamıştı. Tepe lambaları yanan bir sürü polis arabası insanların ilgisini olay yerine çekiyor, pencere ardından izleyen insanlar hava aydınlandıkça dışarı taşıyordu ve güvenlik görevlileri insanları dağıtmak için daha çok çalışmak zorunda kalıyordu. Savcı, her birimden gözüne kestirdiği elemanları el işareti ile yanına çağırdı.
"Çalışmalar bittiyse bir an önce toparlanın. Burası daha kalabalık olacak. Olay insanların merakını celbetti." Arabasına doğru giderken Amir'in kendisine doğru geldiğini görüp durdu. Amir'in yürürken iyice hantallaştığını düşündü. Fazlaca kilo almıştı. Konuşmasına fırsat vermeden "Çalışmalarınızı yakından takip edeceğim. Edindiğiniz her bilgiyi detaylarıyla e-posta olarak atmanızı istiyorum," dedi. Savcıdan gelen mesaj anlaşılmıştı. Birlikte çalışmayacak, sadece takip edecekti. Üniformalı ekip istemiyordu. Hatta görüşmek gereği duymuyor, e-posta yoluyla iletişimi tercih ediyordu. Kısaca bu işi emniyete bırakmayacak, kendi yöntemleriyle yine kendisi halledecekti. Savcının kendisine ve çalışanlarına duyduğu bu güvensizlik artık can sıkıcı bir hâle gelmişti. Tabii kendileri de soruşturmaya devam edecek sadece onlara bilgi verecek ama onlardan hiçbir bilgi alamayacaklardı.
"Saat üçe kadar toplayabildiğiniz bütün bilgileri toplayın. Raporların ayrıntılı bir şekilde toplantıda hazır olmasını istiyorum. Olay yerine bakan her pencerenin ardındakilerle konuşulsun. Kim ne duydu, ne gördü bilmek istiyorum. Markettekiler, mağazadakiler, MOBESE'ler her kamera kaydı incelensin. Bunun için ne kadar adam lazımsa ayarlayın. Toplantıya dolu bilgilerle katılın. Otopsiye bizzat kendim katılacağım. O yüzden işleri hızlandırın," diyerek arabasına bindi.