Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor.
• Sürükleyici O...
D ışarıda kar yağıyordu. Kar birçok şeyi örterdi. Hayır örtmezdi. Bahar gelene kadar karnında saklardı.
Saklamak dedi kendi kendine. Sır saklamayı çok iyi bilirdi. Kendinde bir sürü sır vardı ve kimseye anlatmamıştı. Kar gibi değildi o. Sırların üstüne yavaş yavaş abanmıyordu. Sırrı hüp diye içine tek seferde çekip karnında saklıyordu. Ama bahar illaki ona da gelecekti. Karnındakiler görünür olacaktı. En azından öyle umuyordu. Sır saklamak kolay iş değildi. Bir defa çok yorucuydu. O da yorulmuştu.
Çok az bir işi kalmıştı. Dinlenecekti sonra. Bir dakika. Dinlenecekti ama nasıl dinleneceğini düşünmemişti. Âdem ne yapmıştı dinlenirken. İbadet etmişti, değil mi?
O ibadet etmeyi bilmezdi. Karanlıkta ibadet edilmezdi. Tapınmak ibadet etmek aydınlık isterdi. İçinde aydınlık kalan bir yer yoktu. Onu aydınlığa çeken bir şey de yoktu. Kar yağınca hava istediği kadar karanlık olmuyordu. Tam tersine gökyüzü beyazlıyordu. Buna çok kızdı. Neydi şimdi bu. İlah ona engel mi olmak istiyordu. Hayır, tabii ki onu dinlemeyecekti. İstediğini yapacaktı. Sonra özür dilerdi. Âdem gibi. Önce yapacak sonra özür dileyecekti. Özür dilemek mi? Neden özür dileyecekti? Bu onun göreviydi. Görevler yerine getirilmeliydi. Belki de İlah ona tatil veriyordu. Bak işte bu olurdu. Tatil olsundu bakalım. Ama sadece bu gecelik olsundu. Zaman denen şey çabuk geçiyordu. Düşündü düşündü. Zaten bugünlük tatile ihtiyacı yoktu. Uyusa iyi olacaktı. O sadece geceleri ya da sadece gündüzleri çalışan tembellerden değildi. Sabah işi vardı.