KARANLIKTAN GELEN
Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor. • Sürükleyici O...
8. Bölüm

7

5 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
Eve geldiğinde çok yorgundu. Normalde zile basar, eşinin kendini karşılamasını yeğlerdi ama bugün için her zamanki alışkanlıklarından vazgeçebilirdi. Daha önceden arayıp geç kalacağını ve akşam yemeğinde bulunamayacağını bildirmişti zaten. İçeri girince banyoya gitti. Ellerini yıkarken eşinin banyo kapısının önünde beklediğini gördü. "Hoş geldin. Bugün yoğundun anlaşılan. Sabah dört, akşamüzeri dört defa olmak üzere aradım ve sana ulaşmaya çalıştım."

"Haber vermeden çıktığım için üzgünüm. Sen yeni yatmıştın ve uykunu bölmek istemedim."

"Oysa telefon bunu senin yerine zaten yapmıştı."

"Aramalarına gelince bunun için özür dilemem gerekli sanırım."

"Ya da tek ayak üstünde beklemen. Nasıl olduğunu öğrenmek istedim sadece."

Savcı evde olmanın huzurunu hissedince bir nebze rahatladı. Eve huzuru veren eşiydi. Bu huzuru verdiği için eşine içinden minnet duyarken onun eşi olduğu için de şükrediyordu. Hayatının kadını boşanma davalarına bakan bir avukattı. Sadece aynı evi paylaşmıyor çoğu zaman adliye koridorlarını da paylaşıyorlardı. Eşine tebessüm ederek "Haberlerin ne kadarı adliye koridorlarında dolaşıyordu?" diye sordu. Oysa cevabı zaten biliyordu. Tüm bilgiler ve tabii ki kulaktan aktarılırken kulağa değişmiş – artmış olarak.

"Çok değil. On yaşlarında, kimliği bilinmeyen bir çocuğun boğularak öldürüldüğü ve bir de ayakkabı ve not kısmı biliniyor sadece."

Savcı neden gizli servisle çalışmayı tercih ettiğini şu anki konuşmayla bile herkese kanıtlayabilirdi. "Tüm bunları ne zaman öğrendiniz?"

"Öğleden sonra."

"Peki katil kimmiş?"

Savcının beline sarılan eşi yanağına bir öpücük kondurdu "Hım. İnanmayacaksın ama herkes olabilir," diyerek Savcıdan ayrıldı ve salona doğru yöneldi. "Bu arada en son senin adın geçiyordu. Avukata ihtiyacın var mı?" derken uzaklaşmasından dolayı sesi daha az geliyordu. Savcı tebessüm edip günün kokusunu üstünden atmak ve ısınmak arzusuyla duşa girmek üzere banyo kapısını kapattı.

Duştan çıktığında yatak odasına geçip giyindi. Eşi yatağa gelmemişti. Salonda kendi için özel getirttiği kitap okuma koltuğunda kitap okuyordu.

O da salona geçip televizyonun karşısındaki geniş koltuğa oturup kumandayı eline aldı. Çocuğun yerde yatan cansız bedeni gözünün önünden gitmiyordu. Daha önce de çok ceset görmüştü. Kadın, erkek, genç, yaşlı, hatta çocuk. Ama bu seferki farklıydı.

Katilin onu öldürürken nasıl bir ruh hali içerisinde olduğunu düşünüyordu. Olayları kafasında canlandırmaya başladı. Katil geliyor, çocuğun ağzını ve burnunu kapatıyor, öldüğünden emin oluncaya kadar sıkıyor, işi bittiğinde onu oraya bırakıyor. Ayakkabılarını çıkarıp içine yazdığı notu yerleştiriyor ve sanki çocuk tekrar kalkıp gidecek, giderken ayakkabılarını giyecekmiş gibi düzenli bir şekilde yanına bırakıyordu. Çocuğu boğma şekli aklına çok farklı şeyler getiriyordu. Bir de M.A. Sonra aklı başka birine kaydı. O sırada omzuna dokunan el irkilmesine sebep oldu.

"Sanırım o televizyonu açmayacaksın. Zaten kendi filminin içine dalmışsın bile."

"..."

"Konuşmak ister misin? Senin bu hâlini biliyorum. Bu olayın diğerlerinden farklı bir yanı var sanırım senin için. Seni rahatsız eden cinayet değil"

"Evet. Cinayetler hep var, her yerde var. O yüzden biz de hep varız. Bilemiyorum..." gerisini uzun bir süre getiremedi.

"Anladım bunda seni tedirgin eden bir şey var ama henüz emin değilsin," derken Savcı'nın sırtını okşamaya başladı. "Seni tanıyorum hayatım. Eğer emin olsaydın şu an evde olmazdın."

"Polis sezgileri diyelim. Ergen hormonları gibidir. Delice kaynayıp duruyor."

"Şu haline bakıldığında ergenliğinde yanında olmadığım için şükretmeli miyim bilemedim."

Savcı bir anda tek kelime ile evde bu kadar sessizliğin normal olmadığının farkına vardı. "Ergen demişken bizim sivilce deposu ergenler nerede?"

"Onlar sivilce deposu değil."

"Biliyorum, kremler için iki maaşımı harcamıştım sanırım."

Eşi küçümseme, alay etme, seni kazıkladık yaşasın anlamında değişik bir yüz ifadesi ile karşılık verdi. Çocuklar sınavları bitmişti ve ara tatile gireceklerdi. Okulu asarak dede ve babaanneyi ziyaret için il dışına çıkmışlardı. Ziyaret kısmı ise asıl amacın dışındaydı tabii. Gideceklerini zaten biliyordu çünkü otobüsleri bu sabahtı ve onları kendisi bırakacaktı. Ama işi çıktığı için eşi kendisinin yerine bu görevi de yerine getirmişti.

Sorunsuz yolculuk yapacaklarından da emindi. Dün sabah otobüs şoförünü, muavinleri hatta firmayı ve tüm çalışanlarını uyarmıştı. Gizli servisten iki kişiye de memleketlerini ziyaret için izin vermişti. Büyük tesadüf olmuş, çocuklarla aynı otobüse binmişlerdi. Ama yine de sağ salim gittiklerinden emin olmak için eşine haber alıp almadığını sorma gereği duydu "Sorunsuz gitmişler mi?"

"Evet, baban karşılamış onları."

"Babam karşıladıktan sonraki kısımda endişeliyim zaten. Eve gidebilmişlerdir herhalde..." "Babana haksızlık ediyorsun."

"Trafik cezalarını sıkı takip ediyorum. Hâlâ bir ehliyeti olduğu için şükretmeli. Bir dakika, sen haksızlık ettiğimi mi söyledin? Aman Allah'ım, yine bir şey olmuş!"

Eşinin yüzündeki hınzır gülümseme hiç hoşuna gitmedi. "Anlatacakların var. Peki ne kadarını kaldırabilirim?"

"Sen karar ver. Baban otobüsün terminale geç geldiğini düşünüp bunda bir şey olduğundan şüphelenmiş. Arabayla yola çıkmış. Terminale 15 km kala otobüsün önünü kesmiş ve torunlarını almak istemiş."

"Ee?" "Otobüs şoförü yolda indiremeyeceğini söyleyip vermek istememiş. Baban eğer çocuklar koltuktan düşer bir yerlerine bir zarar gelirse firmayı şikâyet edip donlarına kadar ellerinden alacağını söylemiş."

"Koltuktan düşme mi? Don mu? Babam yaşlandıkça performansı düşüyor!"

"Tabii otobüs şoförü yutmamış. Otobüsteki iki kişi olaya müdahale etmiş. Bir tanesi babanı sakinleştirmeye çalışıp otobüsten inerek onunla beraber arabayla terminale kadar gelmiş."

"Bunları çocuklar mı anlattı?"

"Evet. Çok utanmışlar. Dedelerinin çıldırmış olabileceğini söylediler."

"Çok ayıp, onlara böyle konuşmamaları gerektiğini söylemişsindir. Peki annemle konuştun mu? Sonunda eve gitmişler mi?"

"..."

"Dur tahmin edeyim. Annem çocuklar arabadan indiğinde seni aradı. Artık ücretsiz izine ayrılıp çocuklarla ilgilenmen gerektiğini söyledi. Her altı ayda bir olduğu gibi..."

"Evet, çocuklar fazla büyümüşler ve onlara fazla hormon yüklüyormuşum."

İkisi de birbirlerine bakıp gülümsediler. Anne ve babası normal davranıyordu. Demek ki evde herhangi bir sorun yoktu.
Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar