KARANLIKTAN GELEN
Gizemlerle dolu bir dünyaya adım atmaya hazır mısınız? Nurdan Atamtürk'ün kaleminden çıkan "Karanlıktan Gelen," sizi soluksuz bırakacak bir polisiye ve felsefi yolculuğa davet ediyor. • Sürükleyici O...
28. Bölüm

24

4 Okuyucu
0 Beğeni
0 Yorum
E ller kocamandı. Hem ağzını hem burnunu kapatıp nefes alacak tek bir açık bırakmayacak kadar hem de. Kurtulmak için çırpınıyor çırpındıkça ciğerlerindeki basınç artıyordu. Patlayacaklardı sanki. Nefes alması gerekiyordu. Yoksa ölmesi uzun sürmeyecekti. Her yer karanlıktı. Hiçbir şey görmüyor, duymuyordu.

Çığlıkları kendi içinde yankılanıyordu. Ağzını kapatan elleri yırtarcasına çekiştirdi. Kendini yukarı doğru itmeyi denedi. Yok, olmuyordu. Bu ellerden kurtulmak mümkün değildi. Umudunun ve gücünün tükendiği anda son bir hamle yapmakla teslim olmak arasında kaldı. Yok, pes etmeyecekti. Son bir hamle ile kendini kurtarma çabasına girdiğinde gözlerinin kapalı olduğunu anladı.

Kendini yukarı doğru çektiğinde gözlerini açabildi. Elleriyle suları tekmeliyordu. Zorlanarak nefes alırken diz üstü oturmaya çalıştı. Öksürdükçe ağzından burnundan sular boşaldı. Küvetin içinde uyuyakalmıştı. Uykunun en derin yerinde suyun içine doğru kaymıştı.

Biraz kendine geldiğinde titremeye başladı. Su olması gerekenden soğuktu. Hem gördüğü kâbusun hem suyun soğukluğunun etkisiyle sarsıcı bir titreme nöbeti başlamıştı. Kendini küvetten dışarı atıp bornozuna sarıldı. Kendini banyodan dışarı attı. Yatak odasına doğru koşmak istedi ama bacakları onu dinlemiyordu. Zor da olsa yatağın üzerindeki kıyafetlerine ulaştı. Hemen kurulanıp kıyafetlerini giydi. Saatin kaç olduğunu, ne kadar banyoda kaldığını bilmiyordu.

Şu an bir şey bilmek istemiyordu. Sadece yatmak, ısınmak ve titremelerden kurtulmak istiyordu. Işığı kapatıp tüm bedenini sarması için yatağın ve yorganın kucağına bıraktı kendini. Kalbi az önceki kâbusun etkisiyle hâlâ çok hızlı atıyordu.

Biraz ısındıktan sonra komodinin üzerindeki telefonunu aldı. Saat üç olmuştu. Yatakta geçirdiği zamanı da göz önüne alırsa bir saatten fazla kalmıştı banyoda. Tekrar uyuyup uyuyamayacağından emin olamadı. Ama yataktan çıkmak da istemedi. Bir müddet gözleri kapalı öylece beklemek istedi. Gördüğü kâbus tekrar içine çekiyordu onu. Ağzı burnu kapanıyor, nefes almakta zorlanıyordu. Kalp atışı hızlanmaya başlayınca gözlerini aniden açıp doğruldu. Yok, olmayacaktı. Artık uyuyamayacağından emin oldu. Su içmek için mutfağa inecekti. Yataktan çıkınca çok üşüdüğü için üzerine bir hırka geçirdi. Yalnızlık zordu. Bunu şu an çok daha iyi anlamıştı. Zar zor mutfağa gidip bir bardak su aldı. Artık yatak odasına geçmek istemedi. Ne yapacağını ise bilmiyordu. Kendini hasta hissediyordu.

Elinde su bardağı ile salona geçip koltuğa oturdu. Işı yakmak istemediği için karanlıktaydı. Düşündü. O küçük bedenlerdeki son anı düşündü. Nefes alamamışlardı. Büyük ihtimal katillerinin ellerini tırmalamışlardı. Bir tek nefes için ne kadar uğraşmışlardı acaba. Korkudan kalp atışları hızlanmış sonra yavaş yavaş durmuştu. Gözleri nereye bakıyordu? Son gördükleri şey, son duydukları...Son istekleri belliydi: Nefes!

Cenazeler anneye teslim edilmişti. Cenaze törenine de katılmıştı. Hayır, amacı katil gelirse orda mı diye kontrol etmek değildi. Evlat ne demektir biliyordu. Evlat acısını tabii ki bilemezdi ve hiç bilmemeyi diledi. Dayanılması çok zor bir acı olduğunu, insanın içindeki her an kanamaya hazır bir yara olduğunu tahmin ediyordu. Kabustan sonra bu duygular onu çöküntüye uğratacak gibiydi. Sabahki dava dosyasını alıp incelese iyi olurdu.

Yolculuk Met için çok zorlu geçti. Karanlıkta yolculuğu pek tercih etmiyordu. Aslında karanlığı tercih etmiyordu. Kasabaya gelmişti sonunda. Kasaba girişinde bir yerde durdu. Arabadan inip dışarıdan şöyle bir kasabaya baktı. Havasını içine çekti. Böyle hissedeceğini düşünmemişti. Korkuyordu. Geçmişe dalarken aynı şeyleri tekrar yaşamaktan korkuyordu.

Kasaba dışarıdan bakıldığında bıraktığı gibi duruyordu. Burada doğmuş, büyümüştü ama o en çok buraya polis olarak gelişini hatırlıyordu. Buradan çıkışı ise beyninin ve ruhunun bir yerlerinde kara bir kutunun içindeydi. Şimdi o kutuyu açacaktı. İçinde tozlanan anılarla birlikte.

Yorum Yapın
Yorum yapabilmeniz için üye olmalısınız.
Yorumlar